Yazarlar
1 Ağustos 2008
Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU  

Balık yağı mı Omega-3 mü

Omega-3 yağlarının bazı balıklarda yüksek oranda bulunması, balığa ve balık yağına ilgiyi artırdı.

Çocukluğumuzda ağır kokusu nedeniyle zorla içtiğimiz balık yağı, Omega-3 yağ asitlerinin kalp ve beyin sağlığını koruduğu anlaşılınca neredeyse bir ilaç kadar popüler hale geldi!

Omega-3 yağları balıkta da, balık yağında da var. Hatta isterseniz bu yağları EPA + DHA karışımı Omega-3 kapsülleriyle doğrudan kazanmanız bile mümkün. Bize sorarsanız en doğru yol balığın kendini yemek gibi görünüyor. En iyisi balık yemek! Eğer Omega-3 yağlarını doğrudan balık yiyerek kazanırsanız, biyolojik yararları daha fazla oluyor. Bizde uskumru, lüfer, hamsi hatta soğuk sularda yetişen alabalıklar iyi birer Omega-3 kaynağı gibi görünüyor.

Eğer düzenli olarak balık yemiyorsanız, balık yağı yerine Omega-3 yağlarını saf şekilde içeren kapsülleri de kullanabilirsiniz. Burada dikkat edeceğiniz şey, balık yerken de Omaga-3 kapsüllerini yutarken de civa veya diğer toksinlerle kirlenmemiş olanları tercih etmektir.

Sırası gelmişken, Omega-3 yağlarının ani kalp ölümlerini azaltabileceğini gösteren bazı bulguların olduğunu da hatırlatalım. Omega-3 yağları düzenli kullanıldıklarında kalp ritim bozukluklarını engelleyebiliyor ve ritim bozukluklarına bağlı ani ölümleri azaltıyor.

FINDIK VE CEVİZDE DE VAR

Omega-3 yağlarını kazanmanın diğer bir yolu da ceviz, fındık gibi yağlı tohumları zaman zaman yemekten geçiyor. Keten tohumunda da bol miktarda bitkisel Omega-3 yağı var. Omega-3 yağları bazı yeşil yapraklı sebzelerde de (semizotu) bulunabiliyor.

Küçük bir hatırlatma daha yapalım: Omega-3 kapsülleri ve balık yağlarının kolesterol yüksekliği tedavisinde kullanılmaları doğru değildir. Balık yağlarının tam tersine kolesterolü artırması bile mümkündür. Bununla birlikte balık yağları ve Omega-3 yağ asitlerinin, ilaçlara dirençli trigliserit yüksekliği durumlarında kullanılabileceği belirtilmektedir.

Baş ağrılarında kırmızı alarm

Erken dönemde doktora başvurmanızı gerektiren baş ağrıları hangileridir, biliyor musunuz?

En sık rastlanan yakınmalardan biri olan baş ağrılarında, çoğunlukla tetkike bile gerek duyulmadan tanı konur ve tedaviye başlanır. Ancak hastaların küçük bir bölümünde altta yatan ciddi bir hastalık söz konusudur. Baş ağrısına neden olan bu hastalıklar mümkün olduğunca erken teşhis edilmeli ve gereken tedavisi başlatılmalıdır.

İşte bizi ve doktorumuzu uyarması gereken önemli özellikler:

- Yeni başlayan, şiddeti veya sıklığı giderek artan baş ağrıları

- 50 yaşından sonra başlayan baş ağrıları

- Ani başlangıçlı, "hayatımdaki en şiddetli ağrı" olarak tanımlanan tablo

- Daha önceden var olan hafif özellikteki ağrıların yoğunluk, şiddet ve süreğenlik kazanması

- Nörolojik bulguların da eşlik ettiği baş ağrıları

- Tedavilere yanıt vermeyen baş ağrıları

- 60 yaşından büyük olan kişilerde yeni gelişen ve genellikle tek taraflı, şakakta belirgin, zonklayıcı-oyucu ağrılar

- Egzersiz ya da öksürükle başlayan ya da artan baş ağrıları

- Yatar pozisyonda artan ağrılar.

Bağırsak kanserinden korunmak için

Sıklık açısından akciğer ve meme kanserinden sonra üçüncü sırada yer alan "kolon kanseri"nin (kalın bağırsak kanseri), "polip" adı verilen kitle ile başladığı görüşü yaygındır. Polip, kalın bağırsağın iç yüzeyini örten tabakayı oluşturan hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucunda oluşan, bağırsak boşluğuna doğru büyüyen oluşumlardır.

Erişkinlerde yüzde 15-20 oranında rastlanan bu oluşumlar, saplı ya da sapsız olabilir. 50 yaşın üzerindekilerde yüzde 40-50 sıklıkla görülen polipler, en çok kalın bağırsağın son kısımlarında, sigmoid ve rektum denilen bölgelerde yer alır.

Kolon kanseri açısından uyarıcı belirtilerin başında şunlar gelir:

- Makattan kan gelmesi

- Dışkıya kan bulaşması

- Dışkılama alışkanlıklarında değişim

- İshal ya da kabızlık atakları

- Dışkının çapının incelmesi

- Anemi, halsizlik, yorgunluk

- Şişkinlik, aşırı gaz

- Açıklanamayan kilo kaybı

Kanseri önlemenin birinci adımı erken tanıdır. Kolon kanseri taraması açısından, 50 yaşın üzerindeki kişilerin tümü, herhangi bir yakınmaları olsun ya da olmasın, yılda bir kez gaitada gizli kan tetkiki yaptırmalıdır. Endoskopik olarak (ışık kaynağı ve mercek sisteminden oluşan bir boru yardımıyla) bağırsakların iç kısmının incelenmesi, 50 yaşını geçen her bireye önerilmektedir. Bu tetkikin, doktor önerisiyle 3-5 yılda bir yinelenmesi de uygun görülmektedir.

Kolon kanseri için risk faktörleri:

n 40 yaş; her 10 yılda risk ikiye katlanır

n Ailede kolon kanseri öyküsü

n Ailede polip öyküsü

n Kişinin kendinde polip öyküsü

n Geçirilmiş kolon kanseri öyküsü

n İltihabi bağırsak hastalığı (ülseratif kolit) öyküsü

n Diğer organları, özellikle meme veya uterusu (rahim) ilgilendiren kanser öyküsü

Yukarıdakilerden birinin varlığı bile kolon kanseri açısından ileri tetkiklere başlamak için yeterlidir. En kısa zamanda doktorunuzla görüşmenizi ve gereken ileri tetkikleri planlamanızı öneririz.

Tarçın kan şekerini düşürüyor

Şeker hastasıysanız tarçından daha fazla faydalanın. Sıcak-soğuk içeceklerinizi tarçınla tatlandırın. Pastalarınıza, keklerinize, sütlü tatlılarınıza tarçın eklemeyi unutmayın.

Çünkü birçok araştırmanın da onayladığı gibi tarçın, kan şekerini dengelemede güçlü bir destek sağlıyor. Günde 3-4 çay kaşığı kadar tarçın, kan şekerini düşürmeye yardımcı olabiliyor.

Hasar tespit dönemi

4 aydır diyet yapıyorum, ortalama 6 kilo verdim, ama son 1 aydır gram fark etmedi. Motivasyonum azalıyor. Bana ne önerirsiniz?

Kilo verme dönemlerinde zaman zaman kilo kaybı hatalarının sebeplerinin tespiti gerekir. Öncelikle birer aylık dönemlerin analizini yapın. 1 aylık zayıflama döneminde ortalama 2-4 kg. ağırlık kaybı idealdir. Bunun üzerinde kaybettiğiniz kilo kayıpları, ikinci ayda verilen kilonun daha sınırlı olacağının habercisidir. Bu yüzden, ikinci ayda daha az kilo verdiğiniz için motivasyonunuz bozulmasın.

Bununla birlikte takılma kilolarının zamanı da gelmiş olabilir. Bu dönemde motivasyonunuzun yeterli olup olmadığını iyice araştırmanız gereklidir.

Kilo kaybında başarıya ulaşamamanın aşağıdaki nedenlerini diyetisyeninizle birlikte araştırmanızda fayda var:

n Ek bir enerji alımı (örneğin, alkol tüketiminde fazlalık)

n Planlanandan daha az enerji harcamak (günlük fiziksel aktivitenin yetersiz oluşu)

n Psikolojik ve davranış tedavisinin yetersizliği

n Yaşanan bazı olumsuz olaylar (motivasyonu azaltıcı gelişmeler)

Ödem atmak için formül

Vücudumun şiştiğini hissediyorum. Bazen kıyafetlerime bile sığmıyorum. Neden ödem olur? Ödem atmak için ne yapabilirim?

Ödem, vücutta sıvı birikmesidir ve yaygın karşılaşılan bir sorundur. Bazı günlerde yüzük parmağıma sığmıyor, ayakkabılarım küçük geliyor diye şikayet ediyorsanız, ödem problemi yaşıyor olabilirsiniz. Ödem, ciddi hastalıkların belirtisi olabilir. Böbrek ve karaciğer hastalıkları, kalp-damar sorunları, hormonal hastalıklar ödeme yol açabilir.

Nedeni bilinmeyen (idiyopatik) ödem de olabilir. Genellikle kadınlarda görülür. Gerginlik, fazla kilo, karbonhidrat tüketimi, bol tuzlu diyet, adet dönemi, menopoz gibi nedenler ödeme yol açabilir. İdiyopatik ödem korkulacak bir hastalık değildir ve yıllarca sürebilir. Sıvı tüketiminin artırılması ve bazı bitki çayları sizi rahatlatabilir. Hekiminiz hastalığa bağlı bir ödemin olduğunu söylemiyorsa veya ödem için ilaç kullanmanıza gerek yok ise ilaçsız bu işi çözmenin birkaç yolu var. Bol sıvı tüketin. Tuz yönünden zengin besinlerden uzak durun.

Sizi rahatlatacak küçük bir formülle de bu sorunu çözebilirsiniz:

n 1 yemek kaşığı biberiye

n 1 yemek kaşığı rezene

n 1 tatlı kaşığı anason

n 1 litre suda bitki karışımını demleyin. Otları suyun içinde bırakmamaya dikkat edin. Gün içinde 2-3 fincan bu karışımdan içebilirsiniz.



arkadaşıma yolla yazıcı için
Yazarlar Arşivi
Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
Tüm yazıları