Pazar
14 Nisan 2013
Yüksekova’nın isimsiz çocukları 23 yıl sonra aynı köyde
Çocuktular, Hakkari Yüksekova’nın Befircan köyünde bir gökkuşağının altında buluştular. Fotoğraftaki 10 çocuk, 23 yıl sonra aynı gökkuşağının geçtiği köylerinde bir araya geldi. Hikayeleri bir belgesele konu oldu.

Nüfus kimliğimiz yoktu. Yüksekova’daki okula kayıt yaptırınca istendi kimliğimiz. Orta 1’deyim. Arkadaşım kimliğimi görüp ‘Aaa kız kimliği’ diyene kadar erkeklerle kızların ayrı kimlikleri olduğunu bilmiyordum. 8 kardeşiz. Babam kimliklerimizi toplu alınca... İlkokulu pembe kimlikle tamamladım. Sonradan değiştirdik.”
Yüksekova’nin ilk elektrik mühendisi Özgen Canan bunları anlattıktan sonra  ilkokuldan beri arkadaşı olan Azad Aktan’ı işaret ediyor: “Onların da ismi değiştirildi.”
Okulun, Befircan’dan (Karlı) evlenerek oraya yerleşen Sinoplu öğretmeninin kararıyla Azad’ın ismi bir yoklamada İzzet olmuş. Rojhat İsmail, Serbest İrfan, Özlem de İpek...
“Birkaç sene önce değiştirdim ismimi” diyor Azad Aktan. Üniversiteli arkadaşları onu İzzet diye biliyor. Öğretmeninin iyi niyetindense kuşku duymuyor: “Bence ileride sorun yaşamayalım diye değiştirdi ismimizi. Bizi sistemden korumak için.”
Sistem deyince aklına ilkokula başladıkları gün geliyor: “Yüksekova’da dışarıdan gelen polis, asker gibi görevliler dışında herkes Kürtçe konuşur. Öğretmenimiz okula başlayınca Kürtçe konuşmayı yasaklamıştı. Derslerde de teneffüslerde de Kürtçe konuşmamaya çalışıyoruz. Ama Türkçe de bilmiyoruz. Dolayısıyla hiç konuşmuyoruz.”
Üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı okumasınıysa tesadüflere bağlıyor: “Bizi yönlendiren olmadı. Bölümümü isteyerek seçmedim ama şimdi çok seviyorum. Üniversiteye gittiğimde doğru düzgün Türkçe cümle kuramıyordum. Bir yardımcı doçent, ‘Sen Türkiye de mi yaşadın?’ demişti hatta. Türkçe kolay öğrenilen bir dil aslında ama zorla yaptırıldı mı içselleştiremiyorsun bir türlü.”
Asıl tezatlığı Özgen Canan anlatıyor: “Köydeki baskılar nedeniyle ortaokulda Ankara’ya taşındık. İngilizce’nin ilk dersi. Öğretmen ‘Belki kuralı bilmiyorsunuzdur, bu derste Türkçe yasak’ dedi. Güldük. Türkçe’yi doğru dürüst konuşamıyoruz ki!”

ŞU ANDA TESADÜFEN YAŞIYORUZ

1990’lı yıllarda yaşananlar sadece Kürtçe yasağı ve isim değişiklikleriyle sınırlı değildi elbette. Askerle PKK arasındaki çatışmayı film izliyormuş gibi seyretmek köylüler için olağan hale gelmiş; kurşunlar, bombalar kanıksanmıştı. Koruculuğu kabul etmeyen köyde dört PKK’lının bir sığınakta ölü ele geçirilmesi her şeyi değiştirdi. Yakılacağına ilişkin beyanlar kısa sürede köyü, terk edilmiş bir köye dönüştürürken, gözaltı ve tutuklamaların artmasıyla bu kez soy isimler değişti. Özgen Canan bunu isim karışıklıkları nedeniyle çok fazla kişinin canının yanmasına bağlıyor: “İki-üç Mehmet Canan var mesela. Birine gözaltı kararı çıkmış, onun yerine başka Mehmet Canan alınıyor. Kimi Kayacan yaptı soy ismini, kimi Özcanan.”
Durumu iyi olanlar çareyi başka bir yere taşınmakta bulurken, gençlerin bir kısmı da dağa çıktı. Boş köyde yapılan aramalarda askerlerin evini tahrip ettiğini söyleyerek suç duyurusunda bulunan Özgen Canan’ın dayısı Abdullah Canan’ın kaçırılması ve ardından cesedinin bulunması bardağı taşıran son damlaydı. Kadınlar bile sokağa döküldü. Özgen Canan durumu böyle özetlerken Azad Aktan o günkü psikolojiyi şöyle anlatıyor:
“Halkta 90’ların devletiyle ilgili kötü bir algı vardı. Beni sorgulayacak, aşağılayacak… Ya dönemin kamu görevlilerine o empoze edildi ya da onların algısı bizim kötü olduğumuz üzerineydi. Bunlar kötü insanlar ve terbiye edilmeleri gerekiyor algısıyla yaklaşıldı.”
“Kötüden ziyade bunların hepsi PKK’lı ve ülkeyi bölmeye çalışıyor algısı mı hakimdi acaba?” sorusuna şöyle cevapveriyor Azad Aktan:
“O dönemde belki devlet görevlilerin algısı oydu; bizse kendimizi kötülüklere karşı savunma pozisyonundaydık. Başımıza birşey gelmesin pozisyonu. Şu anda aslında tesadüfen cezaevinde değiliz, tesadüfen kolumuz bacağımız kopmamış, tesadüfen yaşıyoruz.”
Sohbeti Özgen Canan noktalıyor: “Asıl bölücüler bu şiddeti bize yaşatanlardı. Babamın kafasını kırdılar ki bu başkalarına yapılanların yanında bir çizik bile değildir. Bir askerin babana dayak attığını görsen o askeri sever misin?”

1-KENAN CANAN İstanbul Ünv. Fen Edebiyat Fakültesi mezunu. Yüksekova’da coğrafya öğretmeni.

2-AYSUN CANAN: Van Yüzüncü Yıl Ünv. Coğrafya Bölümü’nden mezun. Yüksekova’da öğretmen.

3-ÖZGEN CANAN: Dicle Ünv. Elektronik Bölümü’nden mezun. Yüksekova’da elektrik mühendisi.

4-ALAATTİN BİLGE:Ortaokul öğrencisiyken gözaltına alındı. Daha sonra altı yıl hapis yattı. Yüksekova’da ayakkabıcılık yapıyor.

5-AZAD AKTAN: Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun.Yüksekova’da Türkçe öğretmeni.

6-RIFAT AKIN: İlkokul üçüncü sınıftan sonra eğitimine devam edemedi. Halen Yüksekova’da işçi olarak çalışıyor.

Belgeselde yer alan diğer öğrenciler

7- NECİP AYKUT: Yüksekova Lisesi muhasebe bölümünden mezun. Açık Öğretim Üniversitesi’ne gidiyor.
8- İRFAN AKTAN: Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Gazetecilik yapıyor.
9- ÖZAY ÜNSAL: Boğaziçi Üniversitesi’nde Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık okudu. İstanbul’da özel bir şirkette çalışıyor.
10- MENSUR PINARCI: Ankara Ünv. Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nden mezun. Yüksekova’da öğretmen.
11- ROJHAT HAN: Yüksekova Lisesi’ni bitirdi. Öğretmeni ismini İsmail olarak değiştirse de Rojhat ismini korudu. Yüksekova’da ticaretle uğraşıyor.

Belgesel yarın gösterimde

Befircan İlköğretim Okulu’nda 1989’da çekilen fotoğraf Hafıza Merkezi tarafından belgesel filme dönüştürüldü. 32. İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilecek olan ‘Buka Barane-Yağmurun Gelini’ adlı filmde fotoğraftaki 10 gencin yaşam öyküsü üzerinden son 24 yılda yaşanan süreç anlatılıyor. Yönetmenliğini Dilek Gökçin’in, yapımcılığını Murat Çelikkan’ın üstlendiği film, o çocuklardan gazeteci İrfan Aktan’ın anlatımıyla başlıyor. Fotoğrafa da yansıyan gökkuşağının peşindeki çocuklar 20 yıl sonra yaşadıkları köyde Aysun’un düğünü için buluşuyorlar.