Seyahat
18 Şubat 2013
Karya Yolu’nda baharla kucaklaşma
Karyalıların binlerce yıllık patikaları işaretlenip 796 kilometrelik yürüyüş parkuru oluşturuldu. Aydın’ın Karpuzlu ilçesinden Marmaris İçmeler’e uzanan yol 3 Şubat’ta açıldı. Geçen salı Bodrumlu bir grupla Kızılağaç - Çiftlik parkurunda yürüdüm. Dağlar baharla renklenmişti.

Haftalardır yağmur ve fırtınadan gözünü açamayan Bodrumlular geçen salı pırıl pırıl, güneşli bir güne uyandı. Türkiye’nin büyük bölümü hâlâ ağır kış şartlarını yaşarken yarımadada hava sıcaklığı 17 derece civarındaydı. Kristal berraklığındaki havada uzaklar, çok uzaklar elinizi uzatsanız dokunacakmışçasına yakın görünüyordu. Badem, kiraz, şeftali ağaçlarının çiçekleri daha fazla sabredemeyip patlamıştı. Baştan aşağıya beyaza, pembeye boyanmıştı.
O gün Bodrum’da olmam tamamen rastlantıydı. Sel uyarılarının yapıldığı soğuk bir pazar sabahı İstanbul’dan otomobille Bodrum’a gitmek üzere yola çıkan kuzenimin peşine takılmış, Ayvalık’tan dönmeyi planlarken kendimi son durakta bulmuştum… Yol boyunca çiçeğe durmuş ağaçlar öylesine kışkırtıcıydı ki, doğadaki uyanışı hissetmek için İzmir’den itibaren yürüyebilirdim… Fakat şiddetli sağanaklar birbirini izledi. Bu mesafeyi paletsiz aşmak mümkün değildi…

http://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=19304129

YÖRÜK KÖYLERİNDEN

Bölgedeki yürüyüş gruplarından haberdardım: Bodrum Doğa Sporları Kulübü, Zirve Dağcılık.. ‘Karya Gezginleri’yle Facebook sayesinde tanıştım, o sabah çıkacakları yürüyüşten haberdar oldum. Bir önceki hafta Bodrum merkezinden başlayıp ilk etapta Kızılağaç’a kadar yürümüşlerdi, bu kez 10 kilometrelik ikinci parkurdaydı sıra.
Sabah otogarda buluştuğumuzda hepi topu 10 kişiydik. Gönüllü rehberimiz emekli inşaatçı Mehmet Yeşilkan’dı. Rota hazırlanırken bazı güzergâhları o önermiş, fakat işaretleme tamamlandıktan sonra bu rotada henüz yürüyüşe çıkmamıştı. O da en az bizim kadar merak ediyordu işaretli parkuru. Mühendisler, emekli öğretmenler, işletmeciler, rehberler vardı aramızda.
Yalıkavak minibüsüyle Kızılağaç’a ulaşıp kilometre tabelasının altından yürümeye başladık. Köyü geçip çam ormanına girdik. Bölgedekiler Yörük kökenliydi. Çoğunlukla hayvancılık ve zeytincilikle geçiniyorlardı. Muhtemelen köylülerin gördüğü ilk Karya Yolu yürüyüş grubu bizdik. Hayret dolu gözlerle bakıyorlardı yolda rastladıklarımız. Buna karşın güler yüzlü ve sohbete açıktılar. Bir süre sonra gözleri yürüyüşçülere alışacaktı, hatta bu sayede yeni kazanç edineceklerdi. Zaten Karya Yolu projesinin amacı da yerel ekonomiye katkı sağlamaktı.

20 GÜN ERKEN GELDİ

Kırmızı – beyaz parkur işaretleri kaya, duvar ve ağaçlarda devam ediyordu. Patikanın yön değiştirdiği noktalara ters L şeklinde işaretleme yapılmıştı. Rehbersiz bile kolayca yürümek mümkündü. Yol boyunca sadece bir yerde işaretleri kaçırdık, yaklaşık 50 metre sonra durumu fark edip döndük. Bunun dışında hiçbir sorun yaşanmadı.
Deniz seviyesinden yaklaşık 100 metre yükseklikten başlayan rotamız, küçük iniş-çıkışlarla 280 metreye kadar yükselip sonra Çiftlik’te tekrar aynı düzeyde sona erdi.
Köylerin arkasındaki tepeler ve çamlıkların arasındaki araziler zeytinliklerle kaplıydı. Asırlık zeytinlerin bulunduğu geniş bahçelerin sınırları yassı kayrak taşından duvarlarla işaretlenmişti. Şiddetli yağmurda yıkanmış taş duvarlar, bahçelerin zeminini kaplayan zümrüt yeşili çimler, papatya tarlaları tablo gibiydi. Zeytinliklerdeki köylüler dikkatimi çekti. Hepsi stabilize yoldan özel otomobilleriyle gelmişti bahçelerine. Eşek, katır çağı geride kalmıştı. Neredeyse sezonun ilk çapa mevsimindeydik. Oysa, Bodrum’da hâlâ zeytin toplanıyordu. Ağaçların üstü, yerler simsiyah, yumuşamaya başlamış zeytinlerle kaplıydı. Köylüler aralık ayının ortasından itibaren göz açtırmayan sağanaklar nedeniyle ürünlerini toplayamadıklarını söylüyordu. Yine onlardan öğrendiğime göre, şubatta başlayan şiddetli lodos hava sıcaklığını arttırmış, bu yıl Bodrum’a bahar yaklaşık 20 gün önce gelmişti.

RESSAMIN PALETİNDE

Yolumuz birbirinden zarif çiçeklerle süslenmişti. Aslında benim yürüyüşe çıkma nedenim de onlardı. Bilmediğim çiçeklerle, orkidelerle tanışmak istiyordum. Gür, iri yapraklı ada soğanları çoktan geçmişti, insan boyunca uzayan çiçeklerinden sadece iki tane görebildim. Onun yerine patikalara mor çiğdemler dizilmişti. Makro objektifimi ayarlayıp, uygun ışıkta fotoğraf çekmek için epeyce debelensem de başarılı olamadım. Ardından karşıma morlu, pembeli anemonlar çıktı. Şanslıydım. Çünkü bir yürüyüş arkadaşım “En geç 10 gün içinde kaybolur, yerlerini gelinciklere bırakırlar” dedi. Biz bol bol anemon gördük, fotoğraflarını çektik. Halı gibi yemyeşil yoncalarla kaplı çayırlarda küçük öbekler halinde çıkan pembe anemonların zarafeti büyüleyiciydi. İnsan fotoğraf çekmeye doyamıyordu. Bu koşuşturmaca sırasında ilk kez likyalalesi olduğunu sandığım müthiş kırmızı çiçekle de karşılaştım.
Çilek köyünde dev kaktüslerin arasındaki bademler gelinliklerini giymiş, şeftalinin pembe çiçekleri bal arılarının istilasına uğramıştı. Yarımadanın ortalarında asırlar öncesinde olduğu gibi toprak yollarla ulaşılan pek çok yayla, köy vardı.
Günün en etkileyici manzarası ise Alazeytin’i geçtikten sonra çıktı karşımıza. Kayrak taşlarından yapılmış kulübe, duvarların ardından ansızın aşağılarda geniş bir vadi belirdi. Uzaklarda masmavi Akdeniz, Kargıcık Körfezi, Orak adacıkları görünüyordu. Ne beton denizinden ne de örümcek ağı gibi otoyollardan eser vardı. Zeytinlikler, makiliklerle kaplıydı tepeler. Uzaklarda Çukurgöl gibi küçük yerleşimler görünüyordu.
Beş saatlik yürüyüş Çiftlik’in köy kahvesinde demli çaylarla noktalandı. Sonra tekrar minibüse atlayıp Bodrum merkezinin yolunu tuttuk. Ayrılırken, yol arkadaşlarım bu hafta yürüyecekleri 21 kilometrelik üçüncü parkurun planlamasını yapıyordu.

30 bin işaret 220 tabela

Antik Karya Bölgesi’nin sınırları içindeki yürüyüş rotası Marmaris İçmeler’den başlayıp Bozburun ve Datça Yarımadası, Gökova Körfezi Milas ve Beş Parmak Dağları’nın etrafını dolaşarak Alinda Antik kentinde son buluyor. Kaunos, Loryma, Knidos, Idyma, Halikarnassos, Pedessa, Labranda, Heraklea Latmos, Alinda gibi antik kentler yürüyüş güzergâhında. Rota üzerinde Prehistorik çağların duvar resimlerinden Klasik dönemin anıt mezarlarına, Helenistik dönem tapınaklarından Roma dönemi agoralarına, Bizans dönemi manastırından köylere farklı yapıları bir arada görmek mümkün. Karya Yolu, Bozburun, Datça, Gökova Körfezi, Milas-Beşparmak ve Muğla merkez olmak üzere 5 bölgeden oluşuyor. Rehber Altay Özcan, arkeolog Yunus Özdemir ve Volkan Demir, bölgedeki yürüyüşçüler, köylülerle görüşerek tarihi patikaları tespit etti, daha sonra bunları birleştirerek rotaları hazırladı. Parkurlarda 50 metrede bir konulan toplam 30 bin işaret, 220 yönlendirme levhası bulunuyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Muğla, Bodrum, Milas ticaret odalarının desteğiyle hazırlanan rotanın tüm bilgileri gelecek ay ‘Karia Yolu’ adıyla kitap olarak yayımlanacak. Kullanıma açılan web sayfasında da GPS kodları dahil tüm bilgiler yer alacak. Projenin bölgede köy pansiyonculuğunu yaygınlaştırması, yılda 25 bin turist çekmesi bekleniyor. (www.kariayolu.com / www.facebook.com/kariayolu)

Ünlü mozalenin mimarları

Geçmişi MÖ 11’inci yüzyıla kadar uzanan Karlalılar, Anadolu’nun yerli halklarından biri. Aydın, Muğla arasındaki bölgede savaşçı bir uygarlık kurdular. Denizci kavimlerden olmalarına karşın Dorların gelmesiyle Menderes Nehri ile Dalaman Çayı arasındaki iç bölgelere çekildiler. Hititçeyle bağlantılı bir dil konuştular. MÖ 545’te Pers İmparatorluğu’nun eğemenliği altına girdiler. Buna karşın dilleri 500 yıl daha yaşadı. Mylasa (Milas), Antioch (Yalvaç) Mindos (Gümüşlük), Alinda (Çine), Garga (İncekemer), Idrias (Eskihisar), Idyma (Akyaka), Geyre’deki Afrodisias olarak bilinen yerleşim kurdukları önemli kentlerdi. Ayrıca Hylimus, Kyramus, Labranda gibi kült merkezleri oluşturdular. Başkentlerini MÖ 4’üncü yüzyılda Milas’tan Bodrum’a (Halikarnasos) taşıdılar. Karyalılar, çağının kiralık askerleriydi. Truva Savaşı’nda Truvalıları desteklediler. Dünyanın yedi harikasından biri olan Halikarnas Mozolesi, Karyalıların torunlarınca inşa edilmişti.