Yazarlar
22 Ağustos 1999
Oya Berberoğlu: Deprem bölgesinde 100 bin marka acele satılık yazlık
Oya BERBEROĞLU

Satılık konut ilanlarının en başındaydı... Dün gazetedeki ilan dikkatimizi çekti... Acele satılık lüks yazlık, Yalova Ceylankent'te...

Deprem felaketinin neredeyse taş üstünde taş bırakmadığı Yalova. Burada ayakta kalan konutların sahipleri evlerini elden çıkarma girişimine başlamışlar bile... Diğer deprem bölgelerinde de öyle olacağı muhakkak. Kimler cesaret edebilir oradaki konutları almaya bilemiyorum. Fiyatlar da pek düşük değil hani. Başımızı sokacak bir göz evimiz olsun, bütçemiz ancak bu kadar yeter diye zorunluluktan kötü, standart dışı konutlara mecbur kalmıyor muyuz çoğumuz...

Neyse gelelim sözünü ettiğim ilana.

Ekonomi servisimizden Cüneyt Uzunoğulları, ilanda verilen telefon numarasını düşürebilmiş. Konuşmuş. Ondan öğrendiğime göre 100 metrekarelik bir daire. Yüzme havuzlu, tenis kortluymuş. 100 bin mark istiyorlarmış. Yaklaşık 24 milyar lira...

Cuma günkü bu köşede ‘‘Ceylan'ın evleri de yıkıldı’’ diye yazmıştık. Ünlü müteahitlik firması Sazaklar'ın firması Yüksel İnşaat'ın yaptığı konutlar da yıkılmıştı Yalova'da. Veli Göçer'se malumunuz.

Sözünü ettiğim satılık yazlık ilanı, ünlü Ceylan Holding'in yaptığı sitede, Ceylankent'teki daireyle ilgili. Buradaki 60 bloktan iki blok depremde çökmüş, 55 daire harap olmuştu. Önceki gün Anadolu Ajansı'nda gördüğüm bir haber vardı. Şirketlerin, işadamlarının yardımlarına ilişkin. O haberde Ceylan Holding'in patronlarından Mahmut Ceylan'ın da diğer yardımlarının yanı sıra (iş makineleri, kurtarma ekipleri, helikopter tahsisi v.b.) depremzedelere 100 konut yapacağı, bedava vereceği yer alıyordu. Herhalde Yalova'da evlerini kaybedenler için yapacaklar...

Diğer büyük müteahhitlik firmalarının da bu tür yardımları olmalı. Hele yaptıkları konutlar veya iş yerleri çöken müteahhitler buna zorunlu tutulmalı...

Tüm müteahhitleri, teknik elamanları suçlamıyoruz tabii. Sözümüz kár için kötü malzeme kullanan, malzemeden çalanlara.

Zaten davalar açılacak. Kusuru olan müteahhitler, onların teknik elemanları, mühendisler, mimarlar, belediyeler bu kez inanıyorum ki hakettikleri cezayı alacaklar.

Sorumsuzluk değil sorumluluktur

SİZE saygım daha da arttı Prof.Dr. Ahmet Mete Işıkara. Bırakın bilim adamı olmayı, insan olmanın sorumluluğunu gösterdiğiniz, bizleri aydınlatıp, uyardığınız, bilgileri, gelişmeleri saklamadığınız için sonsuz teşekkürler.

Sizin gibi yöneticilere alışık değil bu toplum. Görevini tam anlamıyla yapan, cesur idarecilere alışık olmayan ülkemizde size karşı bazı haksız sözler, sesler yükseldi. Yok efendim panik yarattı, insanları sokaklarda geceletti gibi. Bu eleştiriler tabii ki canınızı çok sıktı, yüreğiniz yaralandı. Ama beklediğim gibi sözünüzün arkasında durdunuz, bu uyarıları yapma sorumluluğunu sonuna kadar savundunuz. ‘‘Bilimadamı sorumluluğunu yerine getirmedi’’ gibi eleştiride bulunanları kaale bile almayacağınızı biliyorum. Belki üzerinize siyasi otorite de gelecektir, görevinizden etmeye çalışanlar da olacaktır. Siz doğrusunu yaptınız. Benim tabii ki sizin bilim adamlığınızı takdir etmek haddim değil. Ben ve benim gibi insanlığı, şeffaflığı savunan kişilerin sizin yanınızda olduğunu söylemek istedim.

Çernobil faciası hatırlarsanız. Türkiye'yi de vurmuştu. Yüksek oranlı radyasyonla tanışmıştık. Yıllardır da yarılanma ömürleri çok uzun olduğu için yüksek oranda radyasyona maruzuz. O topraklarda yetişen ürünler hálá sağlığı tehdit ediyor. Kanser hastalığında büyük artış var. Çernobil patlaması sonrası dönemin ANAP iktidarı ‘‘Hep birşey yok’’ açıklamasını yapıyordu. Hatta o zamanki Sanayi Bakanı, adı ‘Bekerel Cahit’e çıkmıştı- Cahit Aral bol bol çay içiyordu. ‘‘Çaylarımızda radyasyon yok’’ demeye çalışıyordu. Halktan bilgileri gizliyordu siyasi otorite.

Ben radyasyonlu çayların temiz çaylara katılarak piyasaya verildiği haberini yapmış, gazetem de bunu 8 sütüna manşete çıkarmıştı. İşte sizin gibi sorumlu, duyarlı bir yöneticiye bu istihbaratımı doğrulatıp haberimi yapabilmiştim. O dönemin Çay-kur Genel Müdürü Yılmaz Telatar'ı arayıp bu duyumumu aktarmış, doğrulatmıştım. Onların dışında gelişmişti olay. Yılmaz Bey, kendilerinin dinlenmediğinden şikáyet etmişti. Yılmaz Bey'e, ‘‘İstihbaratımı doğruladığınız için size teşekkür ediyorum. Ama sizi görevinizden alabilirler konuştuğunuz için’’ demiştim. Yılmaz Bey, ‘‘Hiç önemli değil kızım. İnsan sağlığı için benim koltuğum feda olsun’’ demişti. Nitekim haberimin yayınlandığı gün Yılmaz Telatar görevinden alınmıştı...

Siyasi otorite doğru mu yapmıştı. Hayır. Vatandaşından bilgi saklamış, onların hayatlarını tehlikeye atmıştı. Aradan yıllar geçtikten sonra sanırım geçen seneydi, yanlış yaptığını Cahit Aral itiraf etti. Halkta panik olmasın diye hükümet böyle yapmış! İnsan sağlığının ne önemi var!

Size sorumlu davranışınız için bir kez daha teşekkürler Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara...

Duyarlı avukatlar iş başında

BU defa sonuç alınacağına ilişkin umutlarımız artıyor. Kamuoyu baskısının dozunu hiç düşürmeden devam edelim...Seri halde davalar açalım. Bir bina ayakta yanındaki yerle bir. Avcılar’da bir grup duyarlı avukat kendi hukuk bürolarını bu işe tahsis etti. Dava açmak isteyen vatandaşlara hizmeti bedava yapıyorlar. Avukat Remzi Kazmaz'a ait olan Kazmaz Hukuk Bürosu'nda Avukatlar Erkan Aksucu, Özcan İntaş, Esra Hasanoğlu, stajer avukmat Okay Celep, yönetici Nilgün Aydın harıl harıl çalışıyorlar. Bu arada Asos'tan bir arkadaşım aradı dün, ağlayarak anlattı. Herkes de tepkiliymiş. Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ayhan Kızıl tüm ailesini toplamış çarşamba gecesi Asos'taki bir otele yerleşmiş. Tıp doktoru bu profesörün, Bursa’dan tabir yerindeyse kaçması gerçekten çok üzücü. En azından kendisi orada kalıp yaraları saramaz mıydı?