“Hırsız”ın da kabahati var; Ak Parti’nin de...

Yargıtay Başsavcısı’nın Ak Parti’nin kapatılması amacıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurmasından çok kısa bir sonra, bir grup parti yöneticisi ve bakan ile birlikte bir yemekte ortaya çıkan durum konuşuluyordu. Partinin üst yöneticilerinden biri, yarı şaka-yarı ciddi, “Bu gelişmenin en hızlı sonuçlarından biri, liberalleri tekrar kazanmamız olacak” dedi gülümseyerek.

Haberin Devamı

“O kadar emin olmayın” dedim, “Bu, bundan sonra sizin demokrasi ipine ne kadar ve nasıl sarılacağınıza bağlı.”

Türkiye’nin demokratları, elbette ki, “parti kapatma” kavramına karşı duruyorlar. Şunun şurasında daha yarım yıl önce yüzde 47 ile iktidarını güçlenerek tazelemiş Ak Parti bir yana, DTP’ninkapatılmasına da karşılar. Şayet yarın MHP, kapatılması istemine maruz kalırsa, ona da karşı dururlar. MHP, parlamenter sistemin tüm meşru mekanizmaları içinde davranan bir parti. Demokratlar ile hemen hiçbir konuda mutabık bulunmasa bile, bir MHP’nin kapatılmasına karşı durmak, bir “ilke tavrı”dır.

Bugün geldiğimiz noktada, Ak Parti’nin kapatılması istemine karşı çıkmanın, bir “ilke tavrı” olmanın ötesinde, “demokrasiye kasteden siyasi eylem” ile ilişkisi de bulunuyor.

Haberin Devamı

Bununla birlikte, hiç kimse, demokratik tavrı, Türkiye’nin geleneksel “kışla-cami kıskacı” içine sokulacak bir karşılaşma ya da hesaplaşmada, otomatik olarak “kışlaya karşı, o halde camiden yana durmaya mecbur” cinsinden bir denklem içinde görmesin.

İçine itildiğimiz süreç, ancak, Ak Parti tarafından bir “demokrasi mücadelesi” ya da Türkiye’nin geniş çaplı “demokratikleşme hamlesi” çerçevesinde yürütülürse, onunla birlikte yürümek söz konusu olabilir.

Hiç kimse, demokrat kamuoyunun, Ak Parti’nin “rezerv gücü” ya da “hazır kıt’ası” gibi “cepte keklik” bekleyeceğini ummasın.

 

***            ***           ***

 

Gelinen nokta, ülkemiz için esef vericidir ve altında tüm Türkiye’nin kalabileceği tehlikeli bir sürecin başlangıcına işaret ediyor. Ne var ki, bu geldiğimiz noktayı, “darbe tezgahcıları” veya “anti-demokratik eğilimler” taşıyan “ulusalcı kisve”ye bürünmüş Ankara bürokrasisinin münasebetsiz hamleleriyle de tek başına açıklayamayız.

Nasıl daha 7 ay önce yüzde 47 oy almış bir iktidarpartisini sağlam delillere dayandırılmayan çürük bir iddianame ile kapatmaya kalkışmak vahim ise, 7 ay önce yüzde 47 oy almış bir partinin, 7 ay sonra böyle bir hamleye açık hale kendisini getirmiş olması da üzerinde düşünülmesi gereken bir durum.

Haberin Devamı

Aylardır Ak Parti’nin savrulduğunu, “demokrasi reformları rotası”ndan saptığını söyleye söyleye dilimizde tüy bitti, kalemlerimizde mürekkep kalmadı.

Ak Parti’nin “sadece kendisine demokrat” olmanın ötesinde ne olduğuna ilişkin turnusol kağıtlarına bakılmalı.

“Turnusol kağıdı”,301. Maddeye ilişkin tutumdur. Türkiye’de ifade özgürlüğünün tepesinde Damokles’in kılıcı gibi sallanan bu hükmü iptal etmek ve değiştirmek için hiçbir şey yapmadı Ak Parti. Sürekli zamana oynayan ve amaçla orta sahada top çeviren ya da topu taca atan bir futbol takımı gibi davrandı.

Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’e sorarsanız, “301, halkın umurunda değil”; Cemil Çiçek’in ise hiç değil. Hiçbir zaman da olmadı.

Haberin Devamı

“Turnusol kağıdı”, Hrant Dink cinayetinin soruşturmasına karşı takınılan tavırdı. Bu konuda, adaletten umut kesiliyor. Konu, giderek AB gündemine ve dava da AİHM’e taşınmakta.

TBMM’de bu amaçla oluşturulan, bir Ak Parti milletvekilinin başkanlığındaki Alt Komisyon, birdenbire çalışmalarını –daha doğru dürüst çalışmadan-tamamladı ve kendisini lağvetti.

“Turnusol kağıdı”, AB yolunda ortaya konacak enerji idi. Ak Parti’nin ilk kez hükümet kurduğu 2002 sonbaharından 2005 sonbaharına dek geçen süreyi hatırlayalım; tüm dış dünya, başta Avrupalılar, Türkiye’de olan-biteni “Sessiz Devrim” olarak niteliyordu. Şu sıra Brüksel’de kimse “Türkiye dosyası”na elini sürmek istemiyor, çünkü Türkiye için uğraşmak, beyhude bir uğraş gibi gözüken, Avrupalı bürokratların kariyerine hiç faydası olmayan bir iş.

Haberin Devamı

“100 Aydın”, hükümetin gözünü açmak için şunun şurasında iki hafta önce bu konuda bildiriyi boşuna yayınlamadı. “AB Başmüzakerecisi” sıfatını taşıyan Dışişleri Bakanı, ikincisine ayırdığı mesaiden birincisiyle uğraşamıyor. Türkiye’nin fiilen bir “AB Başmüzakerecisi” yok.

“Turnusol kağıdı”, Ergenekon soruşturmasının alacağı yön ve yol idi. Çete ortaya çıkarıldığı sırada, bunun bir yerde tıkanıp kalacağı kuşkuları vardı. Gün geçtikçe, bu kuşkular güçlendi.

Şimdilerde –hernekadar yalanlama yoluna gidilse de- Ak Parti üst yönetiminde partiye karşı açılmak istenen kapatma davası ile Ergenekon arasında ilişki kurma eğilimi göze çarpıyor.

Yarı yolda durur,devletin içindeki anti-demokratik yuvalanmalarını deşmek konusunda başka hesaplarla frene basar ve uzlaşmalar ararsanız, “Ergenekon bumerangı” gelir, parti kapatma iddianamesiyle sizi vurur.

Haberin Devamı

DTP’nin kapatılması konusunda kararlı ve ilkeli bir tavır almazsanız, parlamentoda temsil edilen bir partiyi “PKK’ya terörist diyene dek seninle görüşmeyeceğim” gereksiz bir empozede bulunur ve o partiyi meşruiyet çizgisi dışında görür ve gösterirseniz, kendinizi birdenbire onun yanında “kader ortağı” olarak da buluverirsiniz.

Hrant Dink cinayeti soruşturmasında, “yürütme” olarak üzerinize düşeni yapmak yerine “Konu yargıya intikal etmiştir” tavrı alırsanız, 301 ve Türk hukuk sistemi içindeki her türlü anti-demokratik hükümler konusunda “uygulamayı görelim” savsaklamasına girerseniz, sizi de “yargıya intikal ettirirler” böyle.

Ak Parti’nin tutarlılık namına, kapatılma başvurusuna ne kadar itiraz hakkı olabilir? Konu, yargıya intikal etmiştir...

 

***          ***          ***

 

Ak Parti’nin yanlışları sıralamakla bitmez. Yeni sivil anayasa çalışmalarını tavsatıp, başörtüsü konusunu birdenbire öne alarak, Türk siyaset gündemini gereksiz biçimde allak bullak etmekten başlayarak, iktidarlarının beşinci yılında 1983 Anayasası’nın yan ürünlerinden Siyasi Partiler Kanunu’na hiç dokunmamış olmaya varana dek.

Ak Parti’nin kapatılması davası, kendisine “hukuki temeli”, Siyasi Partiler Kanunu’nda buluyor.

Ak Parti’nin gerçekten uyanma zamanı geldi. Seçimlerden sonraki yedi ay, iktidardan iktidarsızlığa “geçiş dönemi” halinde bir “yitik zaman”dır.

Yüzde 47, Ak Parti’ye iyi gelmedi.Fazla dozda alkol almış gibi esrikleştiler. Esriklik, keyfilik ve çevresine boş vermişlik, bir tür iktidar şımarıklığını da beraberinde getirdi. Ne kadar itiraz etseler, dışarıdan görüntüleri böyle.

Yüzde 47 destekle gelinen iktidar, 7 ayda ancak bu kadar kötü kullanılabilirdi.

Son yedi ay içinde yaptıklarını ters yüz etmeleri gerekiyor.

2002-2005 iktidar dönemindeki “atılımcı ruhu”na ve –içte ve dışta- o dönemdeki “ittifaklar manzumesi”ne geri dönmeleri gerekiyor.

Çok zor ama imkansız olmamalı.

 

Yazarın Tüm Yazıları