23 Kasım 2009 tarihli Anasayfa'ya dönmek için tıklayın.
KANALLAR
  • Anasayfa
  • English
  • Yazarlar
  • Ankara
  • Ege
  • Planet
  • Ekonet
  • Son Dakika
  • Gündem
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Piyasanet
  • Spor
  • Teknoloji
  • Teknoloji 2007
  • Eğitim
  • Kültür Sanat
  • Sinemalar
  • TvRehberi
  • Magazin
  • Özel Dosyalar
  • Hava Durumu
  • Astroloji
  • En iyi On
  • Kelebek
  • Cuma
  • Cumartesi
  • Pazar
  • Seyahat
  • Hürriyet İK
  • Bize Ulaşın
  • Üyelik
  • Reklam
  •  Yazarlar
    11 Şubat 2008
    Mehmet Barlas  

    Demokrasinin en vazgeçilmez zaman göstergesi “eşref saati”dir

    Yazılı hafızası olmayan toplumları nostaljik takılmalarla gerçek-ötesi bir alemde yaşatabilirsiniz.

    Böyle toplumlar bugüne dair ne varsa “kötü ve yanlış”, düne dair ne varsa “mükemmel ve güzel” olarak görürler.

    Toplum bir de içe dönük yaşıyor ve bırakın dış dünyayı, komşu ülkelerde olup bitenlere karşı bile pek ilgi duymuyorsa, dünü cilalayıp parlatmak daha da kolaylaşır.

    Böyle ülkelerde özellikle iktidardaki bir siyasetçi iseniz, en önemli işlerinizden birinin, size yönelik eleştirileri içerikleri ve nitelikleri ile tasnif etmek olduğunu bilmeniz gerekir.

    Bu eleştirilerden bazıları, siz olsanız da olmasanız da, işgal ettiğiniz koltukta oturmuş ve oturacak  gelmiş geçmiş herkese yöneltilen tekrarlardır. Bunlara karşı sabır ve hoşgörü ile yaklaşmanız ve bunları önemsememeniz daha doğrudur.

     

    ÖZGÜN ELEŞTİRİLER

    Bu eleştirilerin bir bölümü ise gerçekten yaptığınız hataları saptar. Bunlar  sizi kaçınılmaz hatalara karşı uyaran, önem verilmesi gerekli özgün eleştirilerdir.

    Örnekler vermeye çalışalım…

    Diyelim ki Cumhurbaşkanısınız ve hem siyasi hem ekonomik açıdan ülkenizin çıkarlarını yakından ilgilendiren bir dış ziyaret yapıyorsunuz.

    Ancak bu ziyaret ertesinde kendi medyanızda bu ziyarete ilişkin tek yansıma, ziyaret edilen ülke hükümdarının heyetinizdeki gazetecilere hediye ettiği kol saatlerine ilişkin çeşitlemeler oluyor.

    İşte bu noktada yayınlananları okuyup çıldırmak yerine, “ben cumhurbaşkanı olmadan önce de bu filmi defalarca görmüştüm” demeyi denemelisiniz.

    Mesela 1987 yılında Türkiye ile Yunanistan Ege'de neredeyse savaşın eşiğine gelmişlerken, Davos'ta Başbakan Özal ile Yunanistan Başbakanı Papandreu arasında bir zirve gerçekleşti. Bu zirveyi hazırlayanlar iki ülkenin önemli iş adamlarıydı.

     

    SAFSATALAR

    Zirve amaçlananı sağladı. Bu düzeydeki bir diyalog, ortamı yumuşattı.

    Ancak bu zirvenin Türk medyasına yansıma biçimi  elde edilen sonuçlara dönük olmadı. En aklı başında kalemler bile, “Özal hükümetini iş adamları yönlendiriyor”, “Davos'ta paranın gücü konuştu” doğrultusunda olaya yaklaştılar.

    Turgut Özal bunları gülerek okudu ve aldırmadı. Zaten safsatalara kulak verseydi, tek taraflı olarak Yunanistan vatandaşlarına vize uygulamasını kaldıramazdı.

    Eğer Cumhurbaşkanı olarak petrol zengini bir Körfez ülkesine yaptığınız ziyaret kendi basınınıza sadece o ülke hükümdarının gazetecilere verdiği saatler dolayısıyla yansımışsa, bunu hoş göreceksiniz.

    Kullanmanız gereken tek saatin böyle durumlarda “Eşref saati” olduğunu hiç unutmayacaksınız.

    Aynı tutum Cumhurbaşkanı olarak sofranıza davet ettiğiniz isimlere karşı, onların kendi meslek ve çevrelerinden davet edilmeyen isimlerin gösterdiği tepkilere karşı da sergilenmelidir.

    Ne kadar “Biz çağdaş bir Cumhuriyetiz” denilse de burada Osmanlı'dan aktarılan bilgiler genlere işlemiştir.

     

    PADİŞAH VE KULLARI

    Burada “padişah ve kulları” anlayışı bazılarında hala vardır.

    Bir masada oturmak veya oturmamak bazı insanlar için hala hayati önemdedir.

    Oy vermemiş olsalar ve görüşlerini hiç paylaşmasalar bile “Devletli” olan kişi karşısında  kendilerini karınca gibi görenler az değildir.

    Oysa Cumhuriyet ve demokrasi, karıncaların egemen olduğu modeli oluştururlar. Bugün en üst görevlerde bulunanlar bile bir gün karınca olacaklardır bu modelde.

    Özetle cumhurbaşkanı, başbakan veya bakan olabilirsiniz. Size ve davranışlarınıza karşı seslendirilen eleştirilerden ötürü ne öfkelenin ne de siniriniz bozun.

    Yaptığınız iş yanlışsa ve söylediğiniz söz hatalıysa, bunları konu alan eleştiriler zaten sizi de etkiler.

    Ama “yemeğe neden şunu çağırdın” veya “heyetindeki gazetecilere neden saat hediye edildi” benzeri çeşitlemeler bitmeyen bir siyaset oyununun parçalarıdır.

     

    Hiç iş yapmayan krala tapıyorlar...

    Radikal'de Perihan Mağden Tayland'dan kendine özgü çarpıcı gözlemleri ile köşesine dönmüştü.

    Hiç iş yapmadığı halde 58 yıldır  kendisine tapınılan Kral'ı ne güzel anlatmıştı:

    -Tayland'ın 1 kralı var. Adı: Bhumidol Adulyadec. (Taylandlılar zorrr isimler bulup koyma konusunda sınır tanımıyorlar.) 1950'de taç giymiş. 2008'de olduğumuza göre (2008-1950=) 58 yıldır Tayland Kralı. Ve de dünyanın en uzun süre hüküm sürmüş/ya da (esasında) sürememiş 'monarch'ı.  Sürmüş mü sürmemiş mi belli değil; zira Tayland'ın (bizden iyi olmasın) kronik bir Askeriyenin Ağırlığı sorunu var. Bir de gelen gideni aratır/aratmaz çürümüşlükte hükümetleri.  Kral mühim değil, olmayabilir yani.

    Ama Kral çokçokçok mühim! Bir nevi Kral Tapıcı yaşamaktan imtina edemiyor/etmek istemiyor Tayland'ın insanları.



    arkadaşıma yolla yazıcı için
    Yazarlar Arşivi
    Mehmet Barlas
    Tüm yazıları