Ana Sayfa Ekonomi Kelebek Spor Dünya Genç Eğitim Foto-Analiz Teknoloji Piyasanet Kadın Yazarlar Sağlık
Son Dakika:
Foto Galeri Video Hava Durumu Sinema Tv Rehberi Sen de Yolla Diğer
    English
    Yazarlar
    3. Sayfa
    Ankara
    Sağlık
    Kültür Sanat
    Cuma
    Cumartesi
    Pazar
    Seyahat

 Yazarlar
09 Kasım 2007

Nihat HATİPOĞLU

 nhatipoglu@hurriyet.com.tr

Evlilikte sevgi mi, vefa mı?


BİZ evliliği, Peygamberimizin sünnetidir diye biliyoruz. Bu söz doğrudur, ama evlilik kurumu bu cümleyle özetlenemez. Evet, eğer "sünnet" kavramını Peygamberimizin yolu olarak tarif edersek bu genelleme doğrudur. Ama "fıkhi bir kavram olarak" sorumluluğun boyutu anlamında kullandığımızda, yaptığımız genelleme yetersiz kalır. Yani ne demek? Aslında anlatmaya çalıştığımız şudur:

Kişi evlenmediğinde gayri meşruluğa, yasaklanmış ilişkiye düşeceğinden kesin olarak eminse, evlenmek onun için farz olur, dini bir zorunluluk haline gelir. Evlendiğinde eşine, çocuklarına zulüm edeceğinden eminse, ona da evlilik haram veya en azından mekruh (dinin hoş görmediği) bir hale dönüşür.

Ama böyle bir endişe yoksa evlilik; sünnet, müstehap, mendup gibi teşvik kavramlarıyla ifade edilebilir.

* * *

Peki bu durumda boşanma nedir? Dinin boşanmaya bakışı nasıldır?

Dilerseniz bunun cevabını bulalım, sonra da bugünlerde çoğalan boşanma olaylarını ele alalım, nerelerde hatalar yapıyoruz, bunun üzerinde duralım.

Dinimiz evlenmeyi teşvik ettiği gibi, boşanmayı da zorlaştırır. Bu konuda orta yolu tercih eder. Bazı dinler evlenmeyi hoş görmez, yasaklar. Bazıları da boşanmaya karşıdır. İslam dini ise denge, itidal ve orta yolu bulur. Boşanmayı hoş görmez ama yasaklamaz da. Zorlaştırır, zorlar ve bağı kopartmamaya yönelik tavır alır. Ama kapıyı açık bırakır. Öyle ya, bir evlilik çekilmez hale gelir, yürümez, iki tarafı da hayattan koparacak hale gelirse inat etmenin faydası yoktur.

İslam, sebepsiz boşamaları hoş görmez. Evlilikle oynamayı onaylamaz. Evlilik bağını mukaddes olarak görür. "Başladığın bir bağı koparma, devam ettir, zorla kendini" der. Evlilik bağını öylesine sıkılaştırır ki, Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur:

"Allah katında en sevilmeyen helal, boşanmadır!"

Kur'an-ı Kerim boşanmalarda yükü erkeğe havale ederek bir anlamda erkeği cezalandırır. Öyle ya, hangi erkek, kendini bilen hangi insan eşiyle bağını koparır, çok önemli bir gerekçe olmadıkça? Çünkü boşandığı eş, yarın en tabii hakkını kullanarak başka biriyle yeni bir aile kurabilecektir. Çocuklarına da başkası babalık edecektir!

İslam, kadına da kendini kocasından boşama yetkisi vermiştir. Resmi olarak mahkemede zaten her iki taraf da nikáhı bitirme hakkına sahiptir. Ama bütün bunlardan daha önemli olanı, bu noktaya gelinmeden evliliği kurtaracak girişimlerde bulunmak, orta yolu bulmak için gayret sarf etmektir.

Boşanmalar maalesef günden güne çoğalıyor. Yanlış evlilikler, tüketimdeki dengesizlik, hayata dair hedeflerin çeşitlenmesi, başlamış birçok evliliği daha birinci yılında sona erdirmekte. Hatta 20, 30 yıllık evliliklerin bile sarsıldığını görüyoruz. Reklama yönelik, içi boş evlilik ve boşanmalar hariç, samimi insanlara nedenleri sorulduğunda çoğu kez şu cevap veriliyor:

"Heyecanımı kaybettim, artık sevmiyorum, aşkım bitti!"

Evliliği bu kavramlara, bu duygulara kurban etmek çıkış yolu mudur?

Uygun mudur?

Yakışık alır mı?

Ortada kalan bir eş, küçükten büyüğe yaşları farklı çocuklar, bu enkaz üzerine kurulacak ama sonunun ne olacağı az çok belli olan yeni evlilikler...

Dağılmış ailelerde en büyük vurgunu, en ciddi darbeyi çocuklar yiyor. Yaşamasına rağmen ortada olmayan bir baba, annelik yapamayan mağdur bir anne (veya tam zıddı), sevgiden yoksun çocuklar.

Bu bir yıkım değil mi? Dağılmışlık, savrulmuşluk ve savurganlık değil mi? Ciddi bir tehlikenin sinyalleri değil mi?

* * *

Hangi noktaya geldiğimizi görmek için TV'lerdeki sabah ve akşamüstü kuşaklarındaki programlara biraz göz atmak yetip de artmıyor mu? Tam 30 senedir babasını görmemiş çocuklar, bilmem kaçıncı kez evlilik yapan insanlar...

Mahkeme salonlarına gitmeye hazırlananlara bir soru sormayı istiyorum, evraka imza atmadan önce: Vefanız, evlenirken evlilik evrakına attığınız imzadan ve evlenirken verdiğiniz sözlerden, kaybettim dediğiniz heyecanınızdan ve aşkınızdan daha mı az önemli?

SORALIM ÖĞRENELİM

"Loğusa olarak ölen kadının şehit olduğunu duyduk, doğru mudur?"

S.M./GAZİANTEP

Sevgili Peygamberimiz, Allah yolunda vatanını korurken ölenlerin dışında, 7 grup insanın da şehitlere verilen bazı nimetlerden yararlanacak şekilde, şehit kabul edildiğini belirtir. Loğusa iken (hamile iken) ölen kadın da bu gruplar içinde zikredilmiştir. İslam bu ölçüsüyle kadınlara ve özellikle de bebek bekleyen annelere daha çok toleranslı davranmamız gerektiğini göstermiş oluyor.

"Annem 20 gün önce vefat etti. Mevlit okutmak için 52. gününü nasıl hesaplayacağız? Öldüğü günden itibaren mi sayacağız, yoksa bir sonraki günden itibaren mi?"

Arif SAYGI/İSTANBUL

Annenize rahmet dileriz. Ölenlerin arkasından iyilik yapmak, dua etmek, Kur'an-ı Kerim okumak, fakirleri sevindirmek veya mevlit okutmak için 40. veya 52. günü beklemek gerekmiyor. Esasen "52. gün şunlar yapılır" diye bir emir veya tavsiye de yoktur. Bu türden rakamsal karşılıklar, bizlere başka kültürlerden girmiş geleneklerdir. Yukarıda saydığımız güzel eylemleri dilediğiniz her vakit yapabilirsiniz.

"Sabah namazını kılmak için ezanı beklemem lazım mı?"

Fatma YAYLACI/TEKİRDAĞ

Hayır, şart değildir. Takvimlerdeki imsak vaktine bakınız. O saat geldiği anda sabah namazının vakti girmiş demektir. Ezanın okunmasını beklemeden namazınızı kılabilirsiniz.



Yazarlar Arşivi
Nihat HATİPOĞLU
Tüm yazıları
© Copyright 2006 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com