Parayı verdi düdüğü çaldı

1965 yılında Aydın Lisesi’nde Fransızca öğretmeniyken, Fransız hükümetinin açtığı burs sınavını kazanarak Paris Üniversitesi ‘Sorbonne’da öğrenim görmeye gittim. Paris’e gelişimin üzerinden bir hafta on gün ya geçti ya geçmedi, ilk mektubu aldım. Ülker’den değil.

Ülker’e yazdığım ve adresimi bildirdiğim mektup eline geçmemişti bile.

Zarfın üzerindeki basılı adresi okudum: American Center for Students & Artists (Amerikan Öğrenciler ve Sanatçılar Merkezi). Mektup da 17 Kasım 1965 tarihli. Merkezin yeri Raspail Bulvarı’nda...

Mektupta, aşağı yukarı şunlar yazıyordu: Bay İnce, Paris’e geldiğinizi öğrenmiş bulunuyoruz. Paris’te bulunduğunuz süre içinde derneğimizin olanaklarından yararlanabileceğinizi size bildirmekten kıvanç duyarız: Çok ucuz yemek, kütüphane, arkadaşlık, eğlence, spor ve çalışma ortamı emrinize ámádedir. Müdürümüz sizi kabul etmekten kıvanç duyacaktır... Aşağı yukarı bu anlamda bir mektup... Hálá arşivimde durur...

*

Doğrusu kuşkulandım. Öteki burslu arkadaşlara sordum. Böyle bir mektup sadece bana gelmişti. Gel de kuşkulanma: Alt tarafı Aydın Lisesi’nde Fransızca öğretmeniydim. 1963 yılında İzmir’de kendi paramla bastırdığım Kargı adlı şiir kitabımdan başka bir yayınım yok... Kim, nereden tanıyacak, tanıyor beni? Üstelik Paris’teki birkaç günlük adresime gönderilmiş. Kuşkulandım ve ürktüm. Bunun üzerine, Ülker’e bir mektup yazıp akıl danıştım. Gelen mektupta, Yön dergisinde CIA’nın geri kalmış ülkelerin aydınları için bir beyin yıkama programı uyguladığını; gözüne kestirdiklerini ABD’ye davet edip gezdirdiğini; CIA’nın bu işleri bazı dernek ve vakıflar aracılığıyla yaptığını, yaptırdığını; bu nedenle kesinlikle oraya gitmememi yazıyordu. Gitmedim. Ben zaten kararımı vermiştim. Ha, şu da var: Ülker, Aydın’da görevli Barış Gönüllüleri’nden kuşkulandığını da yazıyordu...

*

1986’da bir yıllığına Paris’e gitmeden önce karıştırdığım Fransa kutumda mektubu bulunca, yanımda götürmeye ve Raspail Bulvarı’ndaki derneğe gidip ‘Müdür bey 31 yıl önce sizden böyle bir mektup almıştım. Aradan geçen sürede düşündüm ve sizinle görüşmeye geldim’ desem diye aklımdan geçti... Yapacağımdan değil... Gitseydim, müdür ne yapardı, ironiyi anlar mıydı acaba?

*

Frances Stonor Saunders’in yazıp, Ülker İnce’nin çevirdiği, Doğan Kitap tarafından yayınlanan ‘Parayı Verdi Düdüğü Çaldı / CIA ve Kültürel Soğuk Savaş’ı okurken sık sık sözünü ettiğim mektubu düşündüm. Ayrıca, 1950’li, 60’lı yıllarda, Farfield, Ford, Rockefeller ve Fulbright vakıflarının burslarıyla Türkiye’den kimler gitti acaba ABD’ye, diye de düşündüm. Birini bulsam da konuşsam... Dünyanın en zengin, en saygın vakıflarının CIA için paravan görevi yaptıkları kimin aklına gelir?

*

Soğuk Savaş’ın civcivli günlerinde ABD, Batı Avrupa’da gizli bir kültürel propaganda programına büyük miktarda para ayırmıştı. Bu programın ana özelliği, böyle bir programın olmadığı iddiasıydı. Amerika’nın Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) bu programı büyük bir gizlilik içinde yürüttü... Kültürel Özgürlük Kongresi’nin otuz beş ülkede bürosu vardı. Kongre yüzlerce personel çalıştırıyor, yirminin üzerinde saygın dergi yayımlıyor, resim sergileri açıyordu; bir haber ve film servisine sahipti; tanınmış kişilerin katıldığı uluslararası toplantılar düzenliyor; müzikçilere ve ressamlara ödüller dağıtıyor, konser ve sergi olanakları sağlıyordu. Tek amaç uzun zamandır Marksizme ve komünizme yakınlık duyan Batı Avrupa aydınlarını yavaş yavaş ‘Amerikan tarzı’na daha uygun bir bakış açısına ısındırmaktı.

Bir soru: Bizim şu ünlü Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin CIA ile ilişkisi var mıydı? Bunu kime sormalı acaba?

*

Meğer CIA’nın en etkili silahı Encounter dergisini okumak için boşu boşuna abone parası ödemişim yıllarca. İstesem bedava gönderirlermiş. Fransa’da yayınlanan Preuves dergisini almak için Hachette dükkanlarına taşınıp durmuştum. Meğer Jean-Paul Sartre’ın ‘Les Temps Modernes’ dergisini madara etmek için çıkartıyorlarmış.

Hey gidi Bertrand Russell, hey gidi George Orwell, hey gidi Ignazio Silone, hey gidi Stephen Spender, hey gibi Arthur Koestler!..

*

Bir kez daha yanıldım: Bu kitap yayınlanınca kapış kapış kapışılacağını sanmıştım. Oysa solcular, eski solcular, yeni solcular, her türlü sağcılar, milliyetçiler, İslamcılar, İkinci Cumhuriyetçiler vb, sanki bu kitap yayınlanmamış gibi davranıyorlar. İşte size Kırkpınar er meydanına çıkmak için büyük bir fırsat! Tıss yok, belki fısfıs var!

Engin Ardıç haklı çıktı: Bu kitabı okumak artık Türkbükü mankenlerine kalıyor! Postmodern roman niyetine...
Yazarın Tüm Yazıları