TBMM’nin Uludere Raporu vicdanları rahatlatmadı

TBMM İnsan Hakları Komisyonu, Uludere’de önemli bir bölümü çocuk yaşta toplam 34 vatandaşımızın F-16’ların bombardımanı sonucu hayatlarını kaybettikleri faciayı incelemek üzere kurulan alt komisyonun hazırladığı raporu dün gerilimli bir oturumda büyük tartışmalardan sonra AK Parti çoğunluğunun oylarıyla kabul etti. Alt komisyonun CHP, MHP ve BDP’li üyeleri rapora muhalefet şerhi düştü.

Haberin Devamı

Değerlendirmemize önce alt komisyonun mesai süresiyle başlayalım. Bu raporun hazırlanıp   oylanabilmesi tam 15 ayı almıştır. Alt komisyon, daha tempolu ve enerjik bir mesai sergileyebilirdi. Buradaki yavaşlık, bilinçli bir şekilde konunun tavsamasının hedeflendiği yolundaki eleştirileri güçlendirmiştir.

* * *

Alt komisyon, tam 83 sayfa tutan raporun en son paragrafında “olayın kasten yapıldığına yönelik olarak herhangi bir  delil elde edilemediği görüş ve kanaatine ulaştığını” belirtmiştir.
Buna karşılık, konu 34 insanın katırlarla birlikte hareket ettiği kaçakçı kafilesinin terörist zannedilerek bombalanmasına yol açan değerlendirme hatasına geldiğinde, rapor, diplomatik ifadeler üzerinden eleştirel bir bakış yansıtıyor.
Raporda önce “yalnızca insansız hava araçlarından (İHA) alınan görüntülere dayanarak terörist ya da sivil ayrımı yapmanın mümkün olmadığı” vurgulanıyor. Bu noktada görüntülerin analizini yapan askeri makamların tutumuna kısmen anlayış gösteren bir bakış var.
Ancak hemen ardından “Önceden yaşanan tecrübelerden hareketle grubun izlenen davranışlarından bazı çıkarımlar yapılabileceği değerlendirilmiştir” denilerek, eleştirel bir bakışa geçiliyor.

* * *

Haberin Devamı

Bu bakışı anlayabilmek için olayın akışındaki kritik saatleri hatırlayalım. İHA tarafından  Irak tarafındaki ilk hareketlilik 17.20’de tespit edilmiş, insan ve hayvanlardan oluşan kafilenin görüntüsü ise ilk kez 18.23’te alınmıştır. İlk bomba 21.39’da atılmıştır, dördüncü ve son bomba ise 22.24’te. Kafilenin görülmesiyle ilk bombanın düşmesi arasında 3 saat 16 dakika geçmiştir.
Rapora göre, “Bu süre zarfında grubun tanımlamasının yapılabilmesi için yeterli süre bulunmaktaydı”.
Bu duruma dikkat çektikten sonra rapor şöyle devam ediyor: “Bölgenin coğrafi koşulları ile birlikte grubun bombalandığı alan olan bekleme noktasına en yakın askeri üs bölgesine ve yerleşim yerine yaklaşık 4-5 km uzakta olduğu hesaba katıldığında grubun terörist grup olup olmadığı hususunu teyit etmek için yeterli zaman olduğu halde bu imkânın iyi değerlendirilmediği kanaatine varılmıştır”.
Rapor, bu eleştirel tespiti yaptıktan sonra sözkonusu imkânın neden iyi değerlendirilmediği, buradaki hatadan hangi askeri makamların sorumlu olduğu gibi sorulara girmemeyi tercih ediyor. Yalnızca genel ifadelerle “görüntülerin doğru analiz edilmesi, istihbarat bilgisiyle desteklenmesi ya da insanların hareket şeklinden çıkarım yapılması gerektiği kanaatini” kayda geçiriyor.

* * *

Haberin Devamı

Raporun yetersiz kaldığı temel bir konu, 34 insanın ölümüne yol açan bu vahim değerlendirme hatasına sahne olan karar alma süreçlerinin işleyişini sorgulamaktan, büyüteç altına yatırmaktan kaçınmasıdır. Bu çerçevede kamuoyu, en son aşamada “Bombalayın” talimatını kimin verdiği sorusunun yanıtını yine öğrenememiştir. 
Buna karşılık, raporda kaçakçı kafilesinin içinde “bölücü terör örgütü mensuplarının bulunduğuna dair muhtelif bilgiler”in geniş bir şekilde işlenmesi, hükümet çevrelerinin olaydan sonraki açıklamalarda ısrarla tekrarladıkları “teröristlerin gruba sızmış olabileceği” yolundaki vurgularıyla paralellik gösteriyor.
Sonuçta, komisyondaki AK Parti çoğunluğunda bu olayı daha fazla deşmeden kapatma eğiliminin ağır bastığını söylemek mümkündür. Bu açıdan TBMM’nin bu dosyada denetleme işlevini layıkıyla yerine getirdiğini söyleyebilmek mümkün değildir. Alt komisyon, belli sınırları geçmemeye özen göstermiştir.
İnsan Hakları Komisyonu’nda dün yapılan görüşmeler, ilginçtir ki, İsrail’in Mavi Marmara saldırısında 9 vatandaşımızın ölümünden dolayı Türkiye’den özür dilemesinin ülkede büyük bir zafer havası yarattığı bir döneme rastlamıştır. Uludere’de devletin kastı olmasa da 34 insanın ölümü için bir özür ihtiyacının ifade edilmemiş olması, raporun vicdani açıdan en önemli eksikliğini oluşturuyor.
Adı “İnsan Hakları” ile başlayan bir komisyondan daha fazlası beklenirdi.

Yazarın Tüm Yazıları