Neden ‘İyi ki Abdullah Gül var’ diyemiyorum

“ERDOĞAN ile Gül arasında fark yok” diyenlerden değilim ben.

Haberin Devamı

Fark var, hem de sayısız fark var.
-  Üslupları farklı...
-  Yaklaşım tarzları farklı...
-  Anlayışları farklı...
-  Kültür seviyeleri farklı...
-  Kişilikleri farklı...
*
Mehmet Altan bu farklara bir yenisini daha eklemiş.
Şöyle diyor:
“Tayyip Erdoğan Erbakancı çizgiyi, Abdullah Gül Özalcı çizgiyi temsil etmeye başladı.”
Doğrudur.
Erdoğan gün geçtikçe daha çok Erbakancı çizgiye, Gül de gün geçtikçe Özalcı çizgiye doğru kayıyor gibi...
Erbakancılığı, Özalcılığı bir tarafa bıraksak bile...
Erdoğan’ın daha sert, daha ayrıştırıcı, daha cepheleştirici bir çizgi tutturduğunu, Gül’ün ise daha sakin, daha ılımlı, daha kuşatıcı bir çizgide seyrettiğini söyleyebiliriz.
*
Düşünüyorum:
“İlle de ikisinden birini tercih etmem gerekse, hangisini tercih ederim” diye...
Erdoğan’ı mı, Gül’ü mü?
Erdoğan’ın gitgide daha çok Vakit gazetesi üslubuna kaydığı gerçeğini göz önünde bulundurduğumda...
Tercihimin Gül’den yana olmasından daha doğal bir şey olamaz.
*
Fakat olmuyor, olamıyor.
Bir türlü “Gülcü çizgi”ye sempati ile bakamıyorum.
Oral Çalışlar gibi, Cengiz Çandar gibi derhal yeni duruma adapte olup “Yaşasın Abdullah Gül” ya da “İyi ki Abdullah Gül var” diyemiyorum.
Bir şey, tuhaf bir şey bana engel oluyor.
*
Bana engel olan şey galiba şu:
Tayyip Erdoğan...
-  Benimsemediğim çizgisini netleştirmekten hiç de imtina etmezken.
-  Eleştirdiğimiz yaklaşımlarını sonuna kadar haykırmaktan asla çekinmezken.
-  Yakıştıramadığımız üslubunu her geçen gün daha da kuvvetlendirirken...
-  Neye yaradığını hiç kimsenin anlamadığı çıkışlarını yapmaya büyük bir kararlılıkla devam ederken...
Abdullah Gül ne yapıyor?
Şunu yapıyor:
“Ben Erdoğan’dan farklıyım” imajı vermeye çalışıyor.
Dikkat edin:
“Farklılaşıyor” demiyorum, “imaj vermeye çalışıyor” diyorum.
Yani ölçülü, biçili, hesaplı bir çalışma bu... Doğru bildiğini gür bir seda ile haykıranlara özgü hasbilik yok bu işin içinde.
Gitgide daha çok tepki alan bir üsluba karşı bir pozisyon belirleme çabası var.
*
Tayyip Erdoğan benimsemediğimiz tarzını gür bir seda ile haykırarak ortaya koymaktan çekinmezken, Abdullah Gül benimseyebileceğimiz yaklaşımlarını ürkek, sinik, idareci, belirsiz, hesaplı, etrafı kollayıcı, ölçülü bir stille ortaya koyuyor.
Yani karşımızda...
Doğru bildiklerini, hak bellediklerini hesapsızca söyleyen biri yok. Büyük bir arızaya sebebiyet vermeden kendi itibarını yükseltmeye çalışan biri var.
¡
Abdullah Gül, “Erdoğan’dan farklı, daha modern, daha batılı, daha demokrat, daha kuşatıcı, daha sempatik, daha ılımlı, daha sakin” bir imaj vermek istiyor.
Ama bunu yaparken bin türlü dengeyi de kolluyor:
Hep sihirli bir formülün peşinde Gül...
Hep şöyle hesapları var:
-  Nasıl yaparsam hem Erdoğan’ın tepkisini fazla çekmem, hem de Erdoğan’dan farklı olduğum imajını verebilirim?
-  Nasıl yaparsam hem laiklik konusunda hassas kesimlerin beğenisini kazanırım, hem de muhafazakâr tabanı rahatsız etmem?
-  Nasıl yaparsam hem AK Parti tabanının, hem de CHP tabanının üzerinde birleşeceği bir isim olabilirim?
-  Nasıl yaparsam hem Batılıların biricik dostu olabilirim, hem de İslam dünyasının parlayan yıldızı olurum?
*
Özal cesurdu.
Erbakan da cesurdu...
Tayyip Erdoğan da cesur...
Ama Abdullah Gül cesur değil.
Sorun burada.
Hiç kimse “Ama cumhurbaşkanlığı makamı böyle gerektiriyor, ancak bu kadar yapabilir” falan demesin.
Herkes iki dakika düşünsün:
Cumhurbaşkanlığı makamında Tayyip Erdoğan olsaydı, inandığı değerleri böyle ürkek, böyle sinik, böyle idareci, böyle etrafı kollayıcı bir şekilde mi savunurdu?
*
Sonuç:
Ben galiba doğru bulduğum fikir ve yaklaşımları hesabi bir şekilde ortaya koyan liderlerdense yanlış bulduğum yaklaşımları gürül gürül haykırmaktan zerre kadar korkmayan cesur liderleri seviyorum.

Haberin Devamı

Şu üç şeyi çok merak ediyorum

Haberin Devamı

BİR: “Mali Suçları Araştırma Kurumu” gibi uluslararası standartta olması gereken bir kurum, 12 Eylül generallerinin mal varlıklarını araştırırken muazzam bir skandala yol açtı. Merak ediyorum: Bir istifa falan olacak mı?
İKİ: AK Parti’nin oylarıyla “ombudsman” seçilen Nihat Ömeroğlu’nun Hrant Dink’i hedef haline getiren yargı kararının altında imzası olduğu ortaya çıktı... Merak ediyorum: Hep Nihat Ömeroğlu konuşuyor, Nihat Ömeroğlu’nu seçenler ne zaman konuşacak?
ÜÇ: Filistin’in Birleşmiş Milletler’e “üye olmayan gözlemci devlet” olarak seçilmesinin ardından bazıları “Ahmet Davutoğlu’na destek olmak için bayraklarımızı alıp havaalanına koşalım” diye kampanya yaptılar. Merak ediyorum: Davutoğlu bu denli üst üste yenilgi almasaydı Davutoğlu için bayrakla havaalanına yine koşulurdu muydu?

Haberin Devamı

Milli irade tecelli etti: Dizi reytingde birinci

-  AĞZINIZI her açtığınızda “Milletimiz bizi seçmiş, saygı göstereceksiniz saygı” diyorsunuz da, milletin ekranda yaptığı seçime neden saygı göstermiyorsunuz?
-  Millet sizi seçtiğinde “Bu millet çok büyük bir millettir, kimi seçeceğini gayet iyi bilir” diyorsunuz da, bu büyük millet televizyonda “Muhteşem Yüzyıl” adlı diziyi birinci seçtiğinde neden aynısını demiyorsunuz?
-  Söz konusu sizin parti olduğunda milletin seçimlerine ve tercihlerine kimsenin laf etmemesi gerektiğini haykırıyorsunuz da, söz konusu bir dizi film olduğunda milletin seçimlerine ve tercihlerine neden laf ediyorsunuz?
-  Millet sizi seçtiğinde “gayet bilinçli, gayet akıllı, gayet ne yaptığını bilen” bir millet oluyor da, aynı millet “Muhteşem Yüzyıl”ı birinci yaptığında neden tarafınızdan “tarihini yanlış öğrenmemesi gereken bilinçsiz ve iradesiz bir çocuk” muamelesi görüyor?

Haberin Devamı

Hayallerim var

-  DİNİ bütün bir amcamız çıkıp “Falanca yere şık, küçük, mütevazı bir cami yapacağız” dese...
-  Başbakan Erdoğan en olmayacak demeçlerden birini daha verdiğinde ulusça hep beraber hiçbir tepki vermeyerek Başbakan’a büyük bir şaka yapsak...
-  “Deli İbrahim”i anlatan bir dizi yapılsa ve “Atalarımız kötü gösteriliyor” diyenlerin ne yapacakları beklense...
-  “Time’a kapak olma” meselesi her gündeme geldiğinde ulusça “Yemişim Time’ı, yemişim kapağı” diye tepki vermeyi başarabilsek.
-  20 yılı aşkın bir süredir hep gündemde olan Pınar Selek davası artık mutlu sona kavuşsa...
-  Zeki Demirkubuz’un yeni projesi Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam”ı olsa...
-  Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, hayatında bir kere “Sayın Başbakan’a bu konuda katılmıyorum” dese, diyebilse...
-  Yumurtaya atmaya meraklı protestocu öğrenciler, bazı tiplere “Sen yumurta atılmaya bile değmezsin” diyebilecek feraseti gösterebilseler...
-  İsrail’in yüzlerce kararını sallamadığı Birleşmiş Milletler’in, Filistin’i “üye olmayan gözlemci devlet” statüsü verilmesine keşke bu kadar sevinilmese...
-  Keşke gazetelerin internet siteleri, iki tık fazla alacağım diye “mastürbasyon yaparken düşlediğiniz 99 ünlü” türü başlıklara yer vermeseler.

Yazarın Tüm Yazıları