Sahnede 350 kişinin karşısında ağladım

BU yıl kimya yılı.

Dün akşam da Akkim’in ev sahipliğinde Four Seasons’da özel bir gece düzenlendi.

Haberin Devamı

Şık, güzel ve iyi organize edilmiş bir geceydi.
350 davetli vardı.
Kimyanın hayatımızdaki ve ülke ekonomisindeki yeri ve önemi tartışıldı.
Yemekler yendi, sonra bir dans gösterisi izlendi.
Moderatör Jülide Ateş’ti.
Bir kez daha Jülide’nin çalışkanlığına, işini yapmadaki titizliğine hayran oldum.
Dersini acayip iyi çalışmıştı.
Benim ne işim mi vardı orada?
Akkim Genel Müdürü Fatih Tanverdi’yle sahne röportajı yapacaktım.
*
Sahnenin arkasında bekliyorum. Jülide benim ismimi anons edecek çıkacağım.
Onunla biraz sohbet edeceğiz, sonra o bizi Fatih Tanverdi’yle baş başa bırakacak.
Jülide de beni anons ettikten sonra, bir iki soru soracak sahnede, hani geçiş kuru olmasın diye.
Her şey anlattığım gibi oldu, adımı anonsladı, ben çıktım.
O bana “Sende medyada bir takım şeylerin kimyasını değiştirdin, bunun bir formülü var mı?” dedi.
Yani ne kadar gerçeksin? Stratejilerle mi hareket ediyorsun yoksa gerçekten samimi misin türünden bir soru.
Biraz kendimden ve geçmişimden bahsetmemi istedi.
Ben de Adanalıyım diye ilk cümlemi söyledim, sonra annemden söz ettim, sıra babama geldiğinde...
“Babam” dedim...
Sonra düzelttim “Rahmetli babam” dedim...
“O öldü de” dedim...
Birden söylediğim şeye ben de inanamadım:
“Nasıl olur? Babam ölemez ki!”
Öylece durdum orada.
Sahnede.
Spotların altında.
350 kişinin karşısında.
Küçük, aptal, korunmasız, yapayalnız bir çocuk gibi.
Sanki babamın öldüğünü bilmiyormuşum da o an öğrenmişim, o an kafama dank etmiş gibi.
Birden durumun vahametinin farkına vardım, çok koydu babamın ölmüş olması, babam gözümün önüne geldi...
Ve ağlamaya başladım.
*
Orası sahne!
Gidecek yer de yok.
Arkanı mı döneceksin, inip kaçacak mısın...
Hangi deliğe gireceksin?
Bir tarafta röportaj yapacağım beyefendi, bir tarafta Jülide...
Ben ağlıyorum.
Çok şekerdi Jülide, sarıldı ağlama filan dedi.
Sebebini bilmiyorum, belki de ölüm yıl dönümünün yaklaşıyor olması, belki de onu çok özlemiş olmam...
Ölümün kimyasından bahsetmek isterdim insanlara.
Kaybettiğimiz kıymetlilerimizin hiç aklımızdan çıkmadığını anlatmak isterdim, çıkamadığını...
Sonra bir arkadaşım dedi ki “Toplamışsın demek ki”, biriktirmişsin manasında.
Hoşuma gitti o laf.
Evet hani su toplar ya parmağımız yandığında, sevdiklerimizi kaybedince kocaman su toplayan bir zara dönüyoruz, üstümüz kapalı ama incecik bir şeyle, minik bir toplu iğne bile değse, o insanı hatırlatan küçücük bir şey bile olsa, içimizde toplanan su, gözyaşı olarak fışkırıyor.
*
Sonradan düşündüm de sahneye çıkmadan uzun uzun Fatih Tanverdi’nin kızı Elif’le sohbet ettik.
Elif, Avusturya Lisesi mezunu, mimarlığı yeni bitirmiş. Twitter’da çok okunan biri. Nick’i “çizenbayan”. Pek çok takipçisi var, aynı anda “gezenbayan” olarak da pek çok yere gidiyor, yazıyor, çiziyor. Üstelik bayan sözcüğünden de nefret ediyor! Şu an bir portal kurma aşamasında. Babasına, “Mimar oldum ama bir yıl bu blog işleriyle uğraşmak istiyorum. Sosyal medyada yazıp çizmek istiyorum” demiş.
Babası da kabul etmiş.
İlişkileri çok hoşuma gitti.
Bir de Fatih Tanverdi’nin kızına dair söylediği şu cümle:
“O benim prensesim!”
O cümle zihnime girdi ve pişmeye başladı.
Ve sahnede fokurdadı.
Gün içinde bir sürü şey duyuyoruz, o anda değilse bile, sonradan mutlaka etkisini gösteriyor.
Demek ki, ben de her kız çocuğu gibi babasının prensesi olmak istermişim.
O yüzden sahnede, işi, profesyonelliği, gazeteciliği filan unuttum başladım ağlamaya.
Jülide Ateş, beni öyle görünce, “Sırrını şimdi anladım” dedi, “Sen gerçekten samimi ve sahicisin...”

Haberin Devamı

Partiler, hafta sonu ilavelerinden sorulur!

Haberin Devamı

YIL bitiyor, kutlamalar başladı.
Bizim kat, bizim ekip, geçen sene Hürriyet’in garajında parti yapmıştı.
Bu sene çıtayı yükseltmişler.
Suriye Pasajı’nda Lux’teydik.
İnanılmaz eğlendik.
Koptuk, dağıttık.
Ne ararsan vardı, erkek kadın dansçılar, zenne, dansöz... Şovlar da sıkıydı anlayacağınız.
Bizimkiler de o kadar eminler ki kendilerinden, kimseyi arayıp “Geliyor musunuz?” filan diye sormuyorlar.
Gelen gelsin havasındalar.
Nitekim tıklım tıklımdı.
Şermin Terzi ve Sibel Arna gecenin dans kraliçeleriydiler. İkisi de gece çıkmak için inanılmaz eğlenceli.
Hakan Gence ve Drita Draz ise şahane DJ’lerimizdi, yaptıkları müzikle bizi koparttılar.
Gecenin en şıkı ise İskender Baydar’dı. Siyah smokiniyle çok iyi bir ev sahibiydi, gecenin ilerleyen saatlerinde o da koptu.
Nilgün ile Emre Özpeyirci’nin yeni yaptırdıkları dövmelere bittim. Önce Nilgün, “Deniz is my life” yazdırıyor, şahane bir yere, omuz başından boyuna doğru düz bir şerit halinde, güzel bir kaligrafiyle, süper estetik görünüyor, Nilgün bizim görsel yönetmenimiz, bilir bu işleri. Çok güldüm çünkü kocası Emre de kıskanıyor, aynı cümleyi bileğine yazdırıyor. Tahmin etmişsinizdir, Deniz dünya güzeli kızlarının ismi.
Bizim bütün ekip acayip formdaydı anlayacağınız.
Bir ara Gülden Aydın’ı erkek dansçıyla acayip figürler yaparken gördüm, Gülden de müthiştir, her ortama uyum sağlar.
2011’de biriktirdiğimiz bütün kurtları döktük, oradan çıkıp bir de Eelence’ye gittik, sağolsun Savaş Özbey tekilaları önüme dayadı, evin yolunu nasıl bulduğumu hatırlayamıyorum.
Emeği geçen herkese teşekkürler.

Yazarın Tüm Yazıları