Kompleksi aşın

Başarıya hep ‘‘biz’’le gidilir. ‘‘Ben’’le değil. Ancak hala birileri kafalarını kuma sokmuşlar. Dünya benim etrafımda yürüyor zihniyetindeler. Kurtulun beyler kurtulun.

Bir zamanlar ‘‘Önce Mülkiye sonra Türkiye’’ derlerdi. Galatasaray Lisesi, ayrıcalıklı bir okuldu. Ben Ankara Atatürk Lisesi'ni bitirdim. O zamanlar önce üniversite mezuniyeti değil de hangi liseden mezun olduğunuz konuşulurdu.

Faruk Süren, Mehmet Cansun röportajının herkes bir tarafına baktı. Sahadaki başarısızlık, Fatih Terim, Özhan Canaydın ve gelecek seçimler...

Aslında yazının çok önemli başka bir tarafı var.

Sene 1935... Yusuf Ziya Öniş, büyük düşünen biri... ‘‘Gelin’’ diyor bu lise çerçevesinde kalmayalım. Dışa açılıp, büyüyelim. Büyük tepki alıyor. Bakıyor içerideki tartışmalardan bir şey çıkmayacak. İstanbul Güneş'i kuruyor. Bu takım 2 yıl, gelene 5, gidene 6 atıyor. Mülk almaya da başlıyor. Nerede biliyor musunuz? Sıraselviler'de şimdiki Gençlik Spor İl Müdürlüğü'nün binasını. Mülk bile böyle alınır. Bakıyorlar ki, bu Güneş'le uğraşılmayacak. Liseliler, Ankara'ya baskı yaparak İsmet İnönü'yü devreye sokuyorlar. Ankara'dan bizzat gelen emirle kulüp kapatılıyor.

Yukarıdaki paragrafta yazılanları tane tane anlatan şahıs, sayın Faruk Süren... Aynı Faruk Süren devam ediyor...

‘‘Beyler, artık Galatasaray Lisesi diye bir lise kalmadı. Anadolu Lisesi oldu. Biz tesislerde okul açtık. Bütün talebeler antrenman yapacaklarına odalarına çekilip bilgisayar oynamaya başladılar. Galatasaray takımının Türkiye genelinde resmi 9 milyon taraftarı var. Artık liseliydi, dışarıdandı kavgalarını bırakmak lazım. Halka açılmak lazım’’

Süren'in bundan sonraki kongrelerin statta yapılası lazım cümlesinin altında yatan gerçek bu. Süren, burada da büyük düşünüyor. Bence son derece de haklı.

Küçük olsun benim olsun cümlesinin altındaki gerçek de, bence lisede yatıyor. Beşiktaş'ın 12 bin kongre üyesi var. Son genel kurulda 7 bin 200 kişi oy kullandı. Fenerbahçe'nin üye sayısı ise 10 bin 300. Sarı lacivertilelerde de 7 bin kişi sandık başına gitti. Galatasaray'da 6 bin 700 kongre üyesinden seçime katılanların sayısı sadece 3 bin 500. Artık Galatasaray'ın da salonlarda değil, statlarda kongre yapması lazım. Dünya takımı olsun. Herkes elini uzatsın, destek versin, denetim yapsın. Tek noktadan, tekellikten kurtulsun. Faruk Süren'in kafasının içinde dolaşanlar bunlar.

Hala daha kompleksten kurtulamayanlar var. Bu röportajı kimin yaptığı, nasıl yapıldığı konusunda saçma sapan fikir yürütüp, yorum yapanlar var.

Arkadaşlar ne demişler biz 40 kişiyiz birbirimizi iyi tanırız. Başarıya hep ‘‘biz’’le gidilir. ‘‘Ben’’le değil. Ancak hala birileri kafalarını kuma sokmuşlar. Benden sonra tufan. Benden başka kimse yapamaz. Ben olmazsam bu iş yürümez. Dünya benim etrafımda yürüyor zihniyetindeler. Kurtulun beyler kurtulun. Bize gelin, ve de saadete gelin...

Teşhisi koymuşlar

Pazar akşamı Show TV'de Malatyaspor-Fenerbahçe maçını izleyip Maraton'a gireceğiz. Baktım bizim Ferhan Tezcan'ın yanında menajer Sinan Engin oturuyor. Kendisine ‘‘Futbolcularınız tatile çıktı mı. Ne kadar izin verdiniz’’ diye sordum. ‘‘En uzun tatili biz verdik. 7 Ocak'ta top başı yapacağız’’ şeklinde yanıtladı. Hata yaptıklarını, biraz sonra oynanacak Fenerbahçe maçını beklemelerini, çünkü Malatyaspor'un Fenerbahçe'yi yenmesi halinde, bütün takımı ve seyircileri İnönü Stadı'na çağırıp tur atmalarını söyledim. Odada bir kahkaha koptu. Ama Sinan çok temkinli. ‘‘Ya dur hocam. Rahatlamasınlar’’ diye kestirip attı.

Beşiktaş, iyi takım. Kötü oynadığı zaman bile oyundan kopmuyor. 80. dakikada iki farkla arkaya düşse, hiç kimse artık bu maç bitti diyemiyor. Bunlar Beşiktaş için çok önemli özellikler. İşini bilen çok çalışan, hiçbir gün rehavete girmeyen, takımı hazırlarken ve sahaya sürdüğü kadroyla macerayı sevmeyen, yere sağlam basan, alçak gönüllü, önce düşünüp sonra konuşan bir Lucescu var.

Futbol sürprizler oyunudur. Ama o sürprizi yapacak gücün olacak. Şu anda Beşiktaş'ın sıkıntıları var. Ahmet Dursun gitti, İlhan Mansız yolda. Belki bir iki kişi daha gidecek. Ama bunları yaparken dişlileri bozmamak lazım. Yapılacak bazılarına göre ufak ama futbolu bilen insanlara göre büyük hatalarla bir anda şemsiye tersine dönebilir. Fakat Beşiktaş menajeri, Lucessu ve Beşiktaş yönetimi teşhisi koymuşlar, bence tedaviye geçmişler bile. Eğer o hataları yapmazlarsa, Beşiktaş açısından sorun yok.

Peki Beşiktaş'ı yakalayabilecek diğerleri nasıllar? Rezalet... Felaket... Hayalet... Yani bir sihirbaz çıkacak, el hareketi yapacak, olay tersine dönecek. O zaman olur. Bir tek Fenerbahçe, o da sorunlarını halledebilirse uzak da olsa Beşiktaş'a rakip olabilir.

Aslında şu andaki Beşiktaş ile basını ve seyircisi olsa, federasyondan da köstek almasa, bir tek Gençlerbirliği mücadele edebilir. Ama bakın kırmızı siyahlıların dezavantajlarına. Bir cümlede koskoca üç engel önüne çıkıveriyor dağ gibi. Tabi evelallah hakemlerin de burada hakkını yemeyelim!..

Televizyonda Beşiktaş için söylediklerim bunlar. Hala daha demogoji yapabilecek, cek-cak diyecek varsa, buyursun tartışalım.

Arkadaşlar, mücadele olmayan, büyük rakiple uğraşmayan, zorlanmadan kazanılan başarılar keyifli olmaz. Ne kazanana tat verir, ne seyredene.

Unutmadan ilave edeyim, başarıya koşanların ayaklarına çelme takmak ve tekme atmak, ahlaksızlıktır, şerefsizliktir.

Herkesi kendiniz gibi zannetmeyin...

Ölme eşeğim

DAUM
sinirli. Herhalde bazı şeyler söyleyecek, yutkunuyor. Maraton programında, ‘‘Yıl sonuna kadar bu kadro şampiyonluk mücadelesi için yeterli mi?’’ diye sorduğumda, ‘‘Cevap vermek istemiyorum. Erman hoca da benim görüşlerimde birisi. O konuşsun’’ dedi. Bu demektir ki Fenerbahçe'ye en az 3 oyuncu lazım. Ve bu oyuncular alınmıyor. Veya alınamıyor.

Gazetelerde hep Ortega lafı var. Öyle şeyler yazılıp konuşuluyor ki sanki Ortega gelip futbol oynayacak ve takımını kurtaracak. Gelen haberlere göre Ortega'nın en az 10 kilo fazlası varmış. Normal bir diyet uygulasa vasat bir maça çıkması için en az 2 ay gerekir. O da 90 dakika oynamama şartıyla. Fenerbahçe, daha doğrusu Aziz Yıldırım, paraları kurtarmak için bu oyuncuyu çağırıyor. Getirecekler, antrenmanlara çıkaracaklar, kilo verdirtecekler, sonra antrenman yaptıracaklar, sonra maçlara çıkacak, yani vitrine, ondan sonra da satacaklar. Kaç para, kaç para... Hani bir deyim vardır ya, ‘‘Ölme eşeğim ölme, yonca biçeriz’’

Hareket bereket

PERŞEMBE günü Antalya'da, Limra'da Türkiye Spor Yazarları Derneği'nin davetlisi olarak bir panele katılacağım. Karşımda da Bülent Yavuz olacak. Yıllar önce yine Türkiye Spor Yazarları Derneği'nin Balçova'daki bir eğitim seminerine katılmıştım. O zaman faal hakemdim. Şimdi orada neler konuşulacak? Katılımcılardan gelecek sorular, Bülent Yavuz'un cevapları ve benim bazı konularda söyleyeceklerim. Herhade keyifli olacak. Ben hareketi severim. Nerede hareket vardır, orada bereket olur.

Aykutlar

FANATİK Gazetesi'nde sevgili Oğuz Dizer, 2 hafta önceki Maraton'da Sakaryalı Aykutlarla ilgili bir sözüme, hem Aykutlar'ın, hem Sakaryalıların, hem de kendisinin sitemlerini bildirmiş.

Sevgili Oğuz; iki Aykut'un da yıllarca hakemliğini yaptım. İkisi de değişik stillere sahip, çok farklı oyun karakterleri olan, oyunculardı. İkisi de iyi futbolcuydu.

Burada benim söylediğim, Fenerbahçe yönetimindeki transfer yapanların gerçekleştirdiği büyük gaftı. O dönemde onlara Küçük Aykut lazımdı, büyüğünü aldılar.

Onun için de rahmetli Büyük Aykut'un hakkını yemedim. O hem iyi futbolcuydu, hem de mükkemmel bir insan.
Yazarın Tüm Yazıları