Hürriyet Haber - Gündem - Ekonomi - Spor
SON DAKİKA
PİYASANET
EKONET
SANS OYUNLARİ
SİNEMALAR
TVREHBERİ
MAGAZİN
ÖZEL DOSYALAR
HAVA DURUMU
ASTROLOJİ2011
EN İYİ ON
HÜRRİYET İK
BİZE ULAŞIN
ÜYELİK
REKLAM
SERVİSLER
BİLGİ YARIŞMASI
AT YARIŞI SONUÇLARI
İDDİA PROGRAMI
CANLI MAÇ SONUÇLARI
MIND
CANLI MAÇ ANLATIMI
BENİM SAYFAM
BUMERANG
SOSYAL İLANLAR
HABER ALARMI
EKRAN KORUYUCU
YENİBİRİŞ
HÜRRİYET EMLAK
HÜRRİYET OTO
GAZETE SERİ İLANLAR
HÜRRİYET KIYASLA
HÜRRİYET AİLE
TİPEEZ
GAZETE-BÖLGE EKLERİ
KELEBEK
CUMA
CUMARTESİ
PAZAR
SEYAHAT
OTO YAŞAM
HÜRRİYET IK
ANKARA
EGE
KURUMSAL
HÜRRİYET KURUMSAL
REKLAM
BİZE ULAŞIN
KÜNYE / İLETİŞİM
UNICEF Kartları ve Hediyelikler
 Yazarlar
24 Eylül 2011
Ayşe ARMAN  aarman@hurriyet.com.tr

Seksin olmadığı SANAT Sanatın olmadığı SEKS yok

Ya işte böyle. Gazetecilik bana, çok acayip insanları tanıma fırsatı veriyor. Aslında trafiğine ve karmaşasına ne kadar küfretsem de, İstanbul da öyle. Deli bir yer! Arlanmayan, uslanmayan, durmayan.

İşte bu dur durak bilmeyen şehre, her gün, kafası farklı çalışan, meraklı, sıra dışı bir insan daha geliyor. Huzurlarınızda Jerome Sans! Çağdaş sanatın en havalı, en janti küratörlerinden biri. ‘Sanatın provokatörü' olarak da anılıyor. Dünyayı dolaşıyor, yeni sanatçılar keşfediyor. Çağdaş sanatı, dünyaya yön verecek bir araç olarak kullanıyor. Paris'teki ‘Palais de Tokyo'nun kurucularından ve şu anda Pekin'de Çağdaş Sanat Merkezi'nin direktörü. Gözünden ışık saçan bir adam. Zeki. Vücudu da, kafası da fit. Sonra flörtöz. İnsanı hemen kavrıyor ve kendi oyununun içine çekiyor. Valla, böyle insanlar genelde gay oluyor, o gay değil! Jerome, İstanbul Bienali sırasında, küratörlüğünü yaptığı, Galerist'in sanatçılarından Yasemin Baydar ve Birol Demir'in :mentalKLINIK sergisinin açılışı için İstanbul'daydı. Beni kırmadı, sorularımı yanıtladı?

Dünya çapında bir küratörsünüz. İnanılmaz saygı gösteriyorlar size. Tamamen cahilliğime verin: Küratör nedir, ne iş yapar?http://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=14494201
- Kürator ‘kuralsızdır'. Her gün, yeni bir maceraya hazır olur. Asla dün ne yaptığını düşünmeden, hep yarın için yaşar. Risk alır ve başkalarının gitmeyeceği yerlere gider. Daima kendini ve diğerlerini şaşırtır?

Bu laflar biraz fazla havalı. Yani, siz sanatçı mısınız değil misiniz?
- Hayır asla! Kafamda kendimle ilgili, böyle bir karışıklık hiç olmadı. Otuz yıldır birçok sanatçıyla çalıştım. Çoğunun, pırıltılı kariyerine eşlik ediyorum. Bu bir şans. Ama ben sanatçı değilim; sanat yönetmeniyim. Vizyonu olan, kafasında projeler olan, ortalığı sallayabilecek bir adam, budur küratör. Bir de bazı sanatçılar tarafından da öyle bir sarsılıyorum ki?

Nasıl yani?
- İşlerini görünce aklım uçuyor! Bu beni besleyen, “İyi ki bu işi yapıyorum” dedirten bir şey. Sanatçılara, sıradan insanlardan daha yakın olsam da, ben bir sanatçı değilim. Ama galiba sıradan bir insan da değilim!

Herkes küratör olabilir mi?
- İtiraf ediyorum, bu küratör lafına ben de sinir oluyorum! Tam olarak ne anlama geldiğini ben de bilmiyorum. ‘Sanat provokatörü' demek, işimi tanımlamak açısından daha isabetli olur.

Hiç hakkında yanıldığınız sanatçılar oldu mu? Müthiş bir yetenek olduğunu düşünüyorsunuz mesela, sabun köpüğü çıkıyor.
- Hatalar, hayatın doğal bir parçası. Hepimiz, her gün bir sürü hata yapıyoruz, iç sesimizi dinliyoruz ama yanılıyoruz. Evet, ben de mesleğimde hatalar yaptım ama herhangi bir pişmanlığın var mı dersen, yok. Hayatı güzel yapan, hataların kendisi. Hatasız yaşanabileceğine inanmıyorum. Hatalar bizi ilginç ve çekici kılıyor; kişiliğimizi kurguluyor. Benim hatalarım, yolumu çiziyor. Eğer hiç hata yapmasaydım, makine gibi çalışırdım. Zaten aşırıya kaçan bir güzellik, bende hep şüphe uyandırır. Bir şeyler üreten herkesin, hata yapması, onları çekici kılıyor. Bu yüzden hatalarımı seviyorum.

Şahaneymiş bu, bayıldım! İnternette sizi araştırırken, baktım Le Méridien otel zinciri için de iş yapıyorsunuz?
- Evet. Beş senedir onların global küratörüyüm.

Yani?
- Yani işim odaların dekorasyonuyla ilgilenmek ya da lobiye asılan eserlerin iyi ya da kötü olduğunu söylemek değil. Marka için yeni deneyimler tasarlayabilecek, yaratıcı zihinler bulup onları yönlendirmek. Mesela, ‘varış deneyimi' adlı bir konsept geliştirdik. Çünkü şunu keşfettik: Bir otele girdiğinizde geçirdiğiniz ilk on dakika, o otele ait fikrinizi oluşturuyor. Bu yüzden, bu ilk on dakika üzerinde çalıştık.

İlginçmiş, peki ne yapıyorsunuz insanları o ilk 10 dakikada etkileyebilmek için?
- Mesela, otelin ön cephesinde değişiklikler yapıyoruz. Camları, sanat eseriyle kaplıyoruz, böylelikle oteldeki misafirlerin sanatın içerisinden geçmelerini sağlıyoruz. O zaman sanatı tek boyutlu yaşamıyorlar. Bir başka üzerine çalıştığımız şey de koku. Benim çok hassas bir burnum vardır ve kokular bana hep bir şeyler çağrıştırır. Le Méridien'e en yaratıcı koku tasarımcılarından birini buldum. Tasarlanan bu özel koku, bize, evi, güvenliği ve aileyi anımsatıyor ve aslında dünyadaki bütün Le Méridien otelleri arasında bir hafıza bağı oluşturuyor. Sonra müzikler tasarlattık ve otelde yayınlanma süresini 24 saat olarak belirledik. Özellikle de, normalde kimsenin birbiriyle ilgilenmediği asansörde sosyal bir ortam yaratıyor bu müzik yayını.

Bir de ben otel anahtarlarına takarım?
- O konuda da bir şeyler yaptık. Ünlü tasarımcılara oda anahtarı yaptırdık. Bu anahtar, sadece odanızın kapısını açmıyor aynı zamanda, şehirdeki modern sanat galerilerine de ücretsiz giriş hakkı veriyor. Bununla gurur duyuyoruz, bu bizi diğer otellerden ayıran bir özellik.

Le Méridien İstanbul'da bizi nasıl deneyimler bekliyor?
- Doğu Avrupa'nın en önemli otellerinden biri olacağına inanıyoruz. İstanbul müthiş bir kültür şehrine dönüşüyor.

Bir de ‘Liquid Architecture' diye bir müzik grubunuz var!
- Var, var. Benim için şöyle bir şey de var: Bir tek günüm bile müziksiz, sinemasız, mimariden, tasarımdan, modadan uzak geçmemeli. Nefes alabilmek, varoluşumu kavrayabilmek ve hayata devam edebilmek için, bu saydığın kavramlara ihtiyacım var.



Müthiş işlere imza atan iki Türk sanatçı Yasemin Baydar ve Birol Demir

Ve gelelim :mentalKLINIK'e. Nasıl tanıştınız Yasemin Baydar ve Birol Demir'le?
- Daha tanışmadan ünleri kulağıma gelmişti. Hong Kong Fuarı'nda dolaşırken Galerist standında, cam malzemeden işlerini gördüm. Geri dönüp, tekrar tekrar baktım. Çok merak ettim bu iki genç Türk sanatçıyı. Çok yaratıcılar ve müthiş işlere imza atıyorlar. Sonra Basel'deki fuarda yine çok ilginç işlerini gördüm, nihayet orada tanıştık. Sohbet etmeye başladık. Temmuz başında İstanbul'a geldiğimde atölyelerine gittim. Süratle birlikte bir şeyler yapmamız gerektiğine karar verdik. Sonunda da, 10 yıllık işlerini sergileyecek ve sanat severleri
:mentalKLINIK dünyasına davet edecek bir introspektif yaptık. Hasköy'deki bu sergide, birbirlerine eklenen işlerin bağlarını ve derinliğini gösterdik.

Ben kendilerine verdikleri isme de bayılıyorum?
- Aynen. İsimleri, bir söylemleri, manifestoları olduğuna işaret ediyor. Bizler, sanat pazarının, entelektüel tartışmaların yerini aldığı bir zamanda yaşıyoruz. Kimse fikirler hakkında konuşmak istemiyor, sanatçıları konuşmak istiyorlar. Sanat eserleri, her şeyin ötesinde zihinsel bir şey. :mentalKLINIK atölyesinde üretilmiş bir sanat eseri de, zihinsel bir sürecin sonucu. :mentalKLINIK, köpürebilen, çoğalan bir şey. Çok hafif, çekici, yüzeysel, bazen de elimizi kesebilecek kadar sert ve keskin. Ben, onların bu yanlarını da seviyorum.

Peki serginin adı? ‘That's Fucking Awesome'?
- :mentalKLINIK, oksimoronlarla oynuyor. Çünkü dünyadaki böyle ikiliklerin varlığını ve beraberliğini merak eden ve sorgulayan iki sanatçıdan söz ediyoruz.

Sanat eserini satın alırken, ne alıyoruz aslında?
- Bir rüyanın parçasını. Sanatçının, zihinsel gelişimini paylaşıyoruz. Bu da bizim yaşadığımız ya da yaşamak istediğimiz dünyayı anlamamızı sağlıyor ve bizi farklı hissettiriyor.

Siz de koleksiyoner misiniz?
- Yok. Sahip olduğum işler, sanatçı arkadaşlarımın bana hediyesi olan işler. Çok kişisel. Evim, ailem için yapılmış şeyler. Hayatımdaki bazı anların koleksiyonu diyelim.

Eviniz galeri gibi mi?
- Hayır, hayır! İşim gereği farklı şehirlerde yaşıyorum. Ama bu yaşadığım yerler, kesinlikle galeriye benzemiyor. Öyle bir düzende yaşayamam çünkü dağınıklığı seviyorum. Hayatı, heyecanı, simetrik olmayan şeyleri seviyorum.

İstanbul'da da bir eviniz olsun ister miydiniz?
- Gittiğim her yeri, zaten evim gibi hissediyorum. İstanbul, 10 yıl önce gördüğüm şehirden çok farklı, inanılmaz değişmiş. Bütün arkadaşlarıma, “Mutlaka görmelisiniz!” diyorum. Bana ilham veriyor burası.

Türkiye'deki sanat piyasasını nasıl buluyorsunuz?
- Çok tanımıyorum. Ama kendi galerilerini, müzelerini açan, sanata yatırım yapan, vakıf kuran tutkulu koleksiyonerlerin varlığını keşfettim. Şaşırdım. Hiç beklemediğim boyutta yeni bir dinamik var burada.

Yaşam mottonuz?
- Asla sıkılmamak! Çünkü ben çok çabuk sıkılırım. Bu yüzden her saat heyecanlanmalıyım, etrafımdaki insanlarla, kendimle ve olan bitenle. Meraklıyım ve heyecanlıyım. Bu da aklımı dinç tutuyor.

Seks ve sanat arasında nasıl bir ilişki var?
- Müthiş! Seksin olmadığı sanat, sanatın olmadığı seks yok.

En estetik sanat formu, kadın bedeni olabilir mi?
- Nereden çıkardınız! Pekala bir erkek bedeni de olabilir. Cinsel kimlikte, herhangi bir formun varlığına inanmıyorum, bu da çok kısıtlayıcı. Üstelik, erkekler de kadınlar da hem maskülen hem feminenler?



arkadaşıma yolla yazıcı için
Yazarlar Arşivi
Ayşe ARMAN
Tüm yazıları