Hangi Zekeriya Öz?

BENİM açımdan...

İki “Savcı Zekeriya Öz” var:

Haberin Devamı

BİRİNCİ SAVCI ÖZ: Ümraniye bombalarından hareket ederek Türkiye Cumhuriyeti’nin karanlık geçmişiyle hesaplaşmaya kalkan, bu iddiayla yola çıkan, generalleri bile sorgulamaktan çekinmeyen, dokunulmazlara dokunan, “imtiyazlı” gibi görünen kişilerin hukuk ve adalet önünde “imtiyaz” sahibi olmadıklarını gösteren cesur ve yürekli bir savcı...
İKİNCİ SAVCI ÖZ: Demokrasi, hak, hukuk mücadelesi verirken sanık haklarını ihlal eden, darmadağın ve karmakarışık iddianamelere imza atan, “karanlık geçmiş” ile hesaplaşma iddiasını sonunda “basılmamış kitapların yasaklanması” noktasına getiren, kitapları suç unsuru gibi gören ve gösteren, tutuklama talebini bir tür ceza talebine dönüştüren bir savcı...
Hemen söyleyeyim:
“Birinci Savcı Öz” umut vericiydi.
“İkinci Savcı Öz” ise resmen kâbus oldu...
* * *
İşin daha vahim tarafı ise şudur:
“Birinci Savcı Öz”, Türkiye’de bu zamana kadar gerçekleşmemiş bir hesaplaşmanın kapısını aralamıştı ya...
“İkinci Savcı Öz”, kendi açtığı bu tarihi kapıyı, attığı antidemokratik ve kamu vicdanında kabul edilemez bulunan adımlarla kapatıverdi.
Yani şarkıyı başlatan isim, şarkıyı bitiren isim oldu.
Umut veren “Birinci Savcı Öz”, kâbus gibi çöken “İkinci Savcı Öz” tarafından halledildi.
* * *
Ben işte sırf bu yüzden...
Savcı Zekeriya Öz’e bin teşekkür sarkıtanların tarafında olmak yerine, bin sitem yollayanların tarafında yer aldım/alıyorum.

Haberin Devamı

Ihlamuru yudumlarken

“NİSAN ayların en zalimidir” demiş ya T. S. Eliot...
Benim için nisan ayı, hakikaten “zalim” başladı: Soğuk algınlığı nedeniyle ıhlamurlar, zencefiller, vitamin hapları, sıcak su torbaları ve dermansızlıklarla giriş yaptım nisana.
Şöyle söyleyeyim:
Beş gündür evde resmen mahpus durumundayım.
Biraz Twitter’da mavra yapmaca, biraz “yasak yayın” okumaca, kalkıp biraz volta atmaca, bir film seyretmece, araya bir “CSI Miami” sıkıştırmaca falan...
Hayır, hayır! Resmen “geçmiyor dakikalar geçmiyor” durumu.
Ben de tuttum, yıllardır yapmadığım bir şeyi yaptım:
“Prime time” denilen vakitte, aldım elime TV kumandasını kanallar arası küçük bir maceraya çıktım.
* * *
Küçük maceram, “Adını Feriha Koydum” adlı diziyle başladı.
Bir kapıcı dairesinde geleneksel yanlış dindarlığın tüm sert çizgilerini suratına yerleştirmiş adamın, fevkalade idareci olmaya çalışan karısıyla yaptığı konuşmaya daldım. Tam meseleyi kavrayacaktım ki “pat” diye reklam girdi.
Sonra tekrar dönerim diye başka bir kanala geçtim.
Şansa bak!
O kanalda “Çocuklar Duymasın” adlı dizi, dizide de “konuk oyuncu” olarak Kültür Bakanı Ertuğrul Günay var.
Günay’ın oyunculuğu hakkında hemen bir hüküm verdim ve Twitter’a yazdım: “İyi oynuyor ama galiba biraz büyük oynuyor”.
Günay’ın dizide verdiği mesajın yoğunluğundan biraz bunalınca, eğlenceli bir şeyler bulmanın her zaman garanti olduğu kanala, yani Flash TV’ye geçtim.
Bingo! Cüppeli Ahmet Hoca vardı ekranda...
Şöyle bir baktım:
Bizim “Cüppeli”, kıyafet konusunda tarz yapma işini iyice abartmış: Kahverengi cüppesi, yeşil takkesi, bordo yakasız gömleğiyle tam Melis Alphan’ın kalemine layık bir kıvamda.
Cüppeli’nin “Ayn” harfini çatlatma konusundaki maharetine bir kez daha hayran kalarak STV’ye zıpladım.
Sürpriz!
“Savcı Öz’ün görevden alınacağını önceden bilen dizi” diye son günlerde epey sükse yapan “Kollama” adlı dizi ekranda...
Televizyonun sesini açtım, ekrana biraz daha yaklaştım, başladım seyre dalmaya.
Fakat o da ne!
Dakikalar geçtikçe geçiyor ancak diziden bir tane bile “politik gönderme” çıkmıyordu.
Muhafazakâr kanallara göre ayarı yapılmış bir aşk öyküsü gibi bir şey. Bir tür “Adını kollama koydum” olayı yani...
Tam STV’yi terk ediyordum ki dizide bir hareketlenme oldu. “Baron” adlı bir karakter belirdi ekranda. “Çok yavşak” bir karakter olarak resmedildiğine göre herhalde Ergenekon’un “Bir Numara”sına işaret ediyordu bu “Baron”.
Tabii ki tam anlayamadım.
Çünkü yine o kör olası reklam girdi devreye...
* * *
Tekrar başa döneyim dedim, baktım en baştaki kanalda reklam devam ediyor.
Sonra şöyle bir şey oldu:
Hangi kanala geçsem ya reklamdaydı ya da ben geçtikten iki dakika sonra reklama geçiyordu.
Devam edecektim ama resmen mecalsiz kaldım.
Pencereyi açtım:
Biraz temiz hava, havamı dağıttı.
Sonra da “Allah tek eğlencesi televizyon olan halkımıza sabır ve tahammül ihsan etsin, inşallah akıl ve ruh sağlıklarını korurlar” diye dualar ettim.

Haberin Devamı

Kayıtlara geçsin lütfen

DÜN iki tarihi laf edildi memleketimizde. İkisi de “Rüşvetin belgesi mi olur” ya da “Seni mermi manyağı yaparım” türünde birer parlak “başyapıt” değil ama yine de kayıtlara geçebilecek kıvamda.
Birisi Cem Uzan’ın sözü...
Şöyle:
“Bir daha Türkiye’nin hava sahasından bile geçmem”.
Diğeri ise polislikten atılma “hanımağa” Güniz Akkuş’un, birini tehdit ederken ettiği kelam...
O da şöyle:
“Benim kim olduğumu bilmiyorsan aç Google’dan oku...”

Yanlış adres

“İMAMIN Ordusu” adlı kitap internette yayınlandı.
Fakat kitabın daha basılmadan yasaklanmasına göz yuman çevrelerde bir küçümseme, bir küçümseme...
“Bu muymuş?” demeler...
“Kitapta bilinmeyen hiçbir şey yok” demeler...  Sanki kendilerine “Bu kitap insanlığın sırrını açıklıyor” denmiş de, hayal kırıklığına uğramışlar gibi bir durum.
* * *
Küçümseyen arkadaşlara şunu demek isterim:
Eğer bu kitap, bu kadar ilgi gördüyse, sizin tabirinizle “şişirildi” ise...
Bunun tek sebebi “kahraman” diye selamlamaya doyamadığınız savcı ve kitap hakkında savcının talebini haklı bulan mahkeme heyetidir.
Lütfen şikâyetlerinizi de, memnuniyetlerinizi de, hayal kırıklıklarınızı da bu makamlara iletir misiniz?

Haberin Devamı

İkisi de olmuyor

SINAV: Bazen sorular çalınır, bazen “kopya çetesi” ele geçirilir. Bazen “el altından sorular bir gruba paslanır”. İşte şimdi de “şifre” işi çıktı... Artık kesin anlaşıldı: Biz şaibesiz, hilesiz, hurdasız sınav yapmayı beceremiyoruz.
TÖREN: Öykünüyoruz, özeniyoruz, kırmızı halılar seriyoruz, en güzel kıyafetleri giyiyoruz, “Oscar” diyoruz ama nafile! Olmuyor, olamıyor... Artık kesin anlaşıldı: Biz “ödül töreni” düzenleme işini beceremiyoruz.

Yazarın Tüm Yazıları