23 Kasım 2009 tarihli Anasayfa'ya dönmek için tıklayın.
KANALLAR
  • Anasayfa
  • English
  • Yazarlar
  • Ankara
  • Ege
  • Planet
  • Ekonet
  • Son Dakika
  • Gündem
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Piyasanet
  • Spor
  • Teknoloji
  • Teknoloji 2007
  • Eğitim
  • Kültür Sanat
  • Sinemalar
  • TvRehberi
  • Magazin
  • Özel Dosyalar
  • Hava Durumu
  • Astroloji
  • En iyi On
  • Kelebek
  • Cuma
  • Cumartesi
  • Pazar
  • Seyahat
  • Hürriyet İK
  • Bize Ulaşın
  • Üyelik
  • Reklam
  •  Yazarlar
    25 Ekim 2009
    Ertuğrul ÖZKÖK  

    Lego dini, ego dini

    ÇOK ilginç bir kitabı okumaya başladım.

    Lars Morris'in Kırmızı Yayınları'ndan çıkan “Şarlatanlığın Tarihi” adlı kitapta, İtalyan faşizminin Vaftizci Yahya'sı olarak bilinen şair Gabriel d'Annunzio'yla ilgili bir bölüm var.


    D'Annunzio şu sözlerle insanları müziğe tapmaya teşvik ediyormuş:

    “Büyük bir ulus yalnızca kendi tanrısını ve suretini yaratmakla kalmaz, aynı zamanda tanrısı için ilahisini de yaratır.

    * * *

    Çok tuhaf... Bu cümleleri okurken gözüm, kolumdaki dövmeye takıldı.

    O an fark ettim ki, hayatım boyunca, gövdeme ve ruhuma yazdığım en kalıcı işaret bu dövme olmuş.

    Yine o an fark ettim ki, son zamanlarda ne zaman ceketimi çıkarsam, otomatik olarak gömleğimin kollarını kıvırıyorum.

    Gizli bir teşhir duygusu, kolumdaki dövmeyi ortaya çıkarmak için aldığı emri anında yerine getiriyor.

    Kolumdaki işaretleri, bende ölümsüzlük etkisi yaratan, kişisel bir inanç sergisine çevirmişim.

    Bazı arkadaşlarım soruyor.

    O işaretler ne anlama geliyor?

    Japon alfabesinden üç harf.

    İsterseniz tesadüfen seçilmiş üç harf diyebilirsiniz.

    İsterseniz, tamamen şahsi bir anlam yükleyebilirsiniz.

    Bir gün oturup, o işaretlerin hikâyesini yazdım.

    Yazıp bitirdiğim zaman anladım ki, o işaretlere anlamını sonradan kendim vermişim.

    Yani bir nevi alın yazısı gibi.

    * * *

    “Kafayı yedi” diyebilirsiniz.

    Hayır, kafayı yemekle alakası yok.

    Sadece bu çağın artık bazılarımıza emrettiği derin bir arayışın bendeki yansıması olarak kabul edebilirsiniz.

    Veya, herkesin kendi kendine yaratmaya çalıştığı yeni bir varoluş biçiminin somut işaretleri de diyebilirsiniz.

    Yeryüzünde sayısı her gün artan milyonlarca insanın bedeninin görünür veya görünmez bir yerine dövme vurdurmasını başka neyle açıklayabilirsiniz?

    Sıkışmış, ağır ve kolektif bir cemaat ruhunun altında ezilmiş, iki büklüm olmuş ruhların, şahsiyet bulma isyanının göndere değil, gövdeye çekilmiş bayrağıdır dövme.

    * * *

    Dövme, yeni insanın şahsi bağımsızlık savaşanın flamasıdır.

    Yani kendi tanrısını ve suretini yaratan bir insan türünün, bedende dalgalanan sancağı.

    Dün öğleden sonra, Jacques Attali'nin “Le sens des choses” (Şeylerin Manası) adlı son kitabının en önemli bölümünü okudum.

    Attali, 21'inci yüzyılın, dinler açısından belirleyici bir yüzyıl olacağını anlatıyor.

    Bu yüzyılda iki ana eğilimin savaşacağını iddia ediyor.

    Bir yanda, “Dinlerin tek tipleşmesi, küresel güç haline gelmesi” öte yanda ise dinlerin “parçalanması, Balkanizasyonu”.

    Bu eğilimlerden hangisinin kazanacağı, insanlığın geleceğini de tayin edecek.

    Bireyi yok eden totaliter eğilimler veya bireyi özgür kılan, “Yaratanla yeni bir ilişki biçimi”.

    * * *

    Attali'ye göre, bu çağda, “lego dinlerin” yükselişine tanık olacağız.

    Veya “ego dinlerin...”

    Ona göre, insanın, kendi kendine inşa edeceği şahsi dinler ortaya çıkacak.

    Yani tek kişilik, tercihen de iki kişilik tarikatlar.

    Bireyin, Müslümanlık'tan istediğini, Hıristiyanlık, Budizm, Yahudilik, Hinduizm'den beğendiği unsurları alarak, kendi kendine inşa ettiği yeni bir lego inanç.

    İnsanın, kendini yaratan tanrıya, kendi yarattığı şahsi bir dinle ulaşabileceği yeni bir ibadet çağı.

    Buna yakın bir düşünceyi, daha önce Deepak Chopra'nın “Üçüncü İsa” adlı kitabında da okumuştum.

    * * *

    Dövme yaptırdığım koluma geçen ay küçük iki bilezik taktım.

    Çalışırken bazen gözüm, kolumdaki dövme ile bileziğin yarattığı görüntüye takılıyor.

    O birliktelikte müthiş bir ahenk, onun kadar güzel bir estetik buluyorum.

    Arkamda bıraktığım yılların; narsizmi, yüzümden ve bedenimden kovarken, bu duyguyu kolumdaki dövme ve bilezikle ziyadesiyle iade etmesini de hayatın bana en güzel hediyesi olarak görüyorum.  

    Ve kendi kendime inşa ettiğim lego dinin şahsi mabedinde her akşam aynı duayı ediyorum:

    “Allahım hepimize sağlık ve mutluluk ver. Günlük ekmeğimizi ver. Ruhumuzu ve bedenimizi aydınlatan o narsist duyguyu bizden esirgeme...”

    Son nefesimizi vereceğimiz güne kadar esirgeme...

     

    * Lars Morris: “Şarlatanlığın Tarihi”, Çev: Ayşe Kumrular, Fahri Özdemir, Kırmızı Yayınları, Ekim 2009

    * Jacques Attali: “Le sens des choses”, Robert Laffont, 2009

     



    arkadaşıma yolla yazıcı için
    Yazarlar Arşivi
    Ertuğrul ÖZKÖK
    Tüm yazıları