20 Ekim 2009 tarihli Anasayfa'ya dönmek için tıklayın.
    << önceki gün  sonraki gün >>
KANALLAR
  • Anasayfa
  • English
  • Yazarlar
  • Ankara
  • Ege
  • Planet
  • Ekonet
  • Gündem
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Spor
  • Teknoloji
  • Kültür Sanat
  • Kelebek
  • Cuma
  • Cumartesi
  • Pazar
  • Seyahat
  •  Yazarlar
    Paylaş Benimsayfam'da Paylaş
    Facebook'ta Paylaş Myspace'de Paylaş Twitter'da Paylaş
    20 Ekim 2009

    Mehmet Ali BİRAND

     mabirand@e-kolay.net

    Öcalan, gerçek patron olduğunu gösterdi…


    Abdullah Öcalan bir lafıyla PKK'yı hareketlendiriverdi. Türkiye'ye geri dönüşü başlattı. Kürt açılımına ivme verdi. Ayrıca, gerçek patronun kim olduğunu herkese gösterdi. DTP'nin Erdoğan'a, Öcalan ile konuşulması gerektiğini boşa söylemediğini adeta ispat eder gibi davrandı. Şimdi ümitler arttı. “Acaba PKK gerçekten Kandil'i bırakacak mı?” soruları giderek yaygınlaşıyor.

    Öcalan, PKK' nın gerçek patronunun kim olduğunu bir defa daha gösterdi. “PKK benden sorulur ve benim dediğim olur. Son sözü ben söylerim” demiş oldu.

     

    DTP, Kürt açılımı konuşulurken kendilerinin değil asıl muhatap olarak Abdullah Öcalan'ın alınması gerektiğini söylerken herkes tarafında eleştirilmişti. Öcalan da sanki partinin bu yaklaşımının çok doğru olduğunu göstermek ister gibi davrandı. Bir mesajıyla Kürt açılımına önemli bir destek vermiş oldu...Bilene bilmeyene de , kimin kim olduğunu net şekilde anlattı.

     

    Kürt açılımının tek hedefinin, PKK'yı dağdan indirmek olduğunu biliyoruz. İşte bu çerçevede Türkiye'ye gönderilen PKK'lıların getirdikleri mesaj son derece önemli. Eğer geldiklerine pişman edilmezlerse, o zaman diğerleri de cesaretlenecekler.

     

    Bu durum Başbakan'ın elini güçlendirecek.Başlattığı yaklaşımın bir yere doğru ilerlediği ve sonuç alınabileceği izlenimini arttıracak, muhalefetin, özellikle de MHP'nin Kürt açılımına karşı tepkilerini de havada bırakacak nitelikte.

     

    Doğrusunu söylemek gerekirse, ne MHP'nin akıl almaz sertliğini, ne de CHP'nin kamera ısrarını anlayabilmek güç. Bütün bunların, şimdiden seçim yatırımı olarak yapıldığının farkındayız.

     

    MHP, Kürt konusunda duyarlı olan herkesi kendine çekebilmek için elinden geleni ardına bırakmıyor. Ne kadar sertlik yaparsa, o kadar fazla oy toplayacağına inanıyor.

     

    CHP'de sahayı tümüyle MHP'ye bırakmak istemiyor.  Aslında CHP'nin kalbi Kürt sorunu hakkında AKP'den yana çarpıyor. CHP'liler Kürt sorunu konusunda son derece duyarlılar.Baykal'ın son aşamaya gelindiğinde yardımcı olacağından da kimsenin kuşkusu olmamalı. Ancak bu açılımın AKP'ye oy kazandırmaması için elinden geleni yapıyor.

     

    Kamuoyu ise, gelişmeleri başka açıdan izliyor. Büyük çoğumluk, terörün bitmesi için atılan her adımı destekliyor .

     

    Kürt Açılımı en önemli sürecine girmiş gibi görünüyor. Açılacak olan paketin içeriği herşeyi belirleyecek.

    AZERİLER NEDEN KIZIYOR, ANLAYAMADIK

     

    Azeri dostlarımız neden bu kadar kızgınlar anlayabilmiş değiliz. Hele ikide bir “Biz Türklere ucuz enerji satıyoruz.” diye gönderme yapmaları veya gözdağı vermek için “Gazımızı Türkiye üzerinden satmak yerine, Ruslarla paylaşalım” demelerini bir türlü anlayamıyoruz.

     

    Bu kadar fazla tehdit dolu yaklaşımda bulunmak Türk kamu oyundaki Azeri duyarlığına çok ters yansıyor. Bazı laflar vardır ki, çok sık söylendiğinde insanları bıktırır ve günün birinde “Verme o zaman kardeşim” dedirtiverir.

     

    Ayrıca bu abartılı duyarlığın nedenini  anlamakta çok güç.

     

    Zira Türkiye, Azerbaycan'ın kırılmaması için gerçekten de elinden geleni yapıyor. Başbakan bizzat Bakü'ye kadar gidip güvence verdi. Defalarca da tekrarladı. Zürih'teki İmza törenindeki yaklaşımı bunun açık bir simgesiydi. Niyeti olsa Azerbaycan'ın duyarlığını görmezden gelir ve  ve kimse de birşey diyemezdi.

     

    Başbakan defalarca, kamuoyunun önünde Aliyev'in duyarlığını dikkate alıp, kendini bağlayacak şekilde güvence verdi.

     

    Ermenistan ile Milli maçtaki bayrak krizinin de Türkiye ile hiçbir ilgisi yok. Bayrak yasağını getiren FİFA. Buna karşı çıkmak da söz konusu değil.

     

    O zaman nedir bu hiddet ?

     

    Neden bu kadar tehdit dolu konuşmalar yapılıyor ?

     

    Doğrusu, hiç yakışmıyor.

     

    Ayrıca unutmayalım ki, Türkiye'nin Azebaycan'a ihtiyacı olduğu kadar, Azerbaycan'ın da Türkiye'ye ihtiyacı var. Karşılıklı olarak, kimin kime daha fazla ihtiyacı olduğu yarışına çıkılırsa, işin ucu kaçar.

    BAŞBAKANA HADDİMİZ OLMAYARAK NACİZ BİR TAVSİYE !

     

    Haddimiz değil, ancak Başbakanın sürekli şekilde kullandığı bir cümle var ki, ya alışkanlıktan veya kimseler uyarma cesaretini gösteremediğinden dolayı sürekli kullanıyor.

     

    Ermenistan ile sınır kapısının ancak Karabağ sorunu çözüldükten sonra açılacağını söylüyor. Oysa, Karabağ sorununun hiçbir zaman çözülemeyeceğini hepimiz biliyoruz. Azeriler de biliyorlar ve  beklentileri de Karabağın çözümü değil, Ermenilerin işgal ettikleri 7 bölgenin hiç değilse 5 inden çekilmeleri. Oysa Başbakan gereksiz şekilde kendini bağlıyor.

     

    Zaten baksanıza, ne yapsak Azerbaycan'a yaranamıyoruz.



    Yazarlar Arşivi
    Mehmet Ali BİRAND
    Tüm yazıları