23 Kasım 2009 tarihli Anasayfa'ya dönmek için tıklayın.
KANALLAR
  • Anasayfa
  • English
  • Yazarlar
  • Ankara
  • Ege
  • Planet
  • Ekonet
  • Son Dakika
  • Gündem
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Piyasanet
  • Spor
  • Teknoloji
  • Teknoloji 2007
  • Eğitim
  • Kültür Sanat
  • Sinemalar
  • TvRehberi
  • Magazin
  • Özel Dosyalar
  • Hava Durumu
  • Astroloji
  • En iyi On
  • Kelebek
  • Cuma
  • Cumartesi
  • Pazar
  • Seyahat
  • Hürriyet İK
  • Bize Ulaşın
  • Üyelik
  • Reklam
  •  Yazarlar
    11 Ekim 2009
    Kanat ATKAYA  katkaya@hurriyet.com.tr

    Keskin sirke küpüne zarar

    TÜRKİYE, 2010 Dünya Kupası eleme grubunda grupta oyuncularının maddi değeri bakımından İspanya'dan sonra ikinci takımdı.

    Türkiye, grubunda İspanya'dan sonra en fazla uluslararası deneyim ve başarıya sahip takımdı.
    Fatih Terim bu gruptaki en deneyimli teknik direktördü (Advocaat sayılmaz, sonra eklendi!)
    Akıl/mantık, kalem/hesap, son Avrupa Kupası'ndaki performansımız filan her şey bu gruptan ikinci çıkmamız gerektiğini söylüyordu.
    Ama futbolda bunların hiçbir kıymeti olmadığını, maçların sahaya çıkıp kazanılması gerektiğini hesaba katamadığımız için evde kaldık.
    Şimdi olacakları tahmin etmek güç değil.
    Kızacağız. Sinirleneceğiz. Hemen suçlu bulacağız. Onu veya onları halledeceğiz.
    Sonra?
    Sanırım sonra yine benzer şeyler yaşayacağız.
    Kızmanın bir faydası olmadığını 2010'a katılamama sürecinde gördük oysa.
    Rakibe kızdık, seyirciye kızdık, hakemlere kızdık, şanssızlığımıza kızdık, birbirimize kızdık; kızdık oğlu kızdık!
    Stadın zeminine kızdık ki; ne gariptir o stadı biz seçmiştik.
    Keskin sirke küpüne zarar; demek kızmanın faydası yok.
    Neyin faydası var peki?
    Duyguları rafa kaldırıp biraz aklı kullanmanın faydası olabilir.
    2010'a katılamama sürecimizi iyi analiz etmeliyiz.
    Boyumuzu iyi ölçmek, yorganı öyle sipariş etmek işe yarayabilir.
    Kuş muyuz, balık mıyız; önce biz anlamalıyız.
    Ne oynadığımızı bari kendimiz anlayabilecek kadar bir sistemimiz olsa fena olmaz değil mi?
    * * *
    2010 treni kaçtı.
    2012 ne olacak?
    Belçika maçında kazanılacak puan 2012 kuralarında işimize yarayacaktı.
    Aklımız yine devreden çıktı.
    Açıklama şu mu yani: “Bosna-Hersek maçına üzüldük, bu maçı da kaybettik...”
    Eh, bravo!
    - Moralim bozuktu kaybettim.
    - Niye bozuktu?
    - Daha önce kaybettiğim için.
    - O zaman niye kaybetmiştim.
    - O zaman da Estonya maçına bozuktum galiba.
    - Senin moralin tozutmuş kardeşim, git bir yüzünü yıka.
    * * *
    Şimdiiii.. Kendimizi kandırmayalım.
    Türkiye, Dünya Kupası'na abone olan ülkelerden biri değil.
    2002'ye gittik üçüncü olduk o ayrı!
    Bu tarz turnuvalara sürekli katılan bir ülke olmak için yapmamız gereken çok iş var.
    2012'ye, Avrupa Kupası'na şunun şurasında ne kaldı ki?
    Saçmalamayı kesip, akıl yürütmezsek o da gider; hepimiz farkındayız değil mi?



    arkadaşıma yolla yazıcı için
    Yazarlar Arşivi
    Kanat ATKAYA
    Tüm yazıları