23 Kasım 2009 tarihli Anasayfa'ya dönmek için tıklayın.
KANALLAR
  • Anasayfa
  • English
  • Yazarlar
  • Ankara
  • Ege
  • Planet
  • Ekonet
  • Son Dakika
  • Gündem
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Piyasanet
  • Spor
  • Teknoloji
  • Teknoloji 2007
  • Eğitim
  • Kültür Sanat
  • Sinemalar
  • TvRehberi
  • Magazin
  • Özel Dosyalar
  • Hava Durumu
  • Astroloji
  • En iyi On
  • Kelebek
  • Cuma
  • Cumartesi
  • Pazar
  • Seyahat
  • Hürriyet İK
  • Bize Ulaşın
  • Üyelik
  • Reklam
  •  Yazarlar
    2 Ekim 2009
    Ahmet HAKAN  ahmethakan@hurriyet.com.tr

    General Başbuğ'a Ceylan'ı anlatmak

    SAYIN General...

    Size bir “dağlar kızı Ceylan” masalı anlatacağım...

    Ama bu masal, İsviçre Alpleri'nin sevimli ve gürbüz kızı Heidi'nin masalı gibi cana yakın ve hayat dolu olmayacak...

    Çünkü insanı kahreden, çocukları uzak tutmamız gereken çok sert bir masal bu...

    Şöyle bir şey bizim Ceylan masalı:

    Geleceksiz ve açılımsız 14 yaşındaki Ceylan kızımız, Diyarbakır'ın Lice kırsalında bir mezrada yaşamaktadır.

    Bütün akranları gibi büyümeden büyümüştür...

    Günlerden bir gün annesinden makarna isteyip, koyun otlatmak üzere dağlara vurmuştur kendisini...

    Tam hayallere dalmışken...

    Yukarıdan bir yerlerden pat diye bir havan topu düşmüştür Ceylan'ın üzerine...

    Komutanızdaki görevlilerin yaptıkları korkunç hatanın sonucunda...

    Ceylan bin parçaya bölünmüştür...

    Annesi yerden dut toplar gibi, Ceylan'ın parçalarını eteğine toplamıştır.

    Abisi ağaç dallarına sıçrayan parçalara el atmıştır.

    Gördüğünüz gibi Sayın General, ne muradına eren vardır bu Güneydoğu masalında, ne de kerevetine çıkan...

    ¡ ¡ ¡

    Ama Sayın General, sakın bu masalı anlattım diye...

    Beni Ceylan'ın bin parçaya bölünmüş cesedini, “Gerilla savaşına mütevazı bir katkı...” sayıp kullanmaya kalkan DTP'lilerle bir tutmayın...

    Benimki hesapsız kitapsız bir refleks... Benimki insani bir çığlık...

    Ve istiyorum ki...

    Bu refleks size de sirayet etsin... Bu çığlık sizi de kuşatsın...

    Lütfen, talihsiz Ceylan'ın başına gelen bu olaya sebep olanların üzerine gidin... Ama öyle gidiyormuş gibi yaparak gitmeyin... Sahiden gidin...

    Gidin ki bir daha havan topları patlamasın Ceylan'ların üzerinde...

    Gidin ki...

    Dirisi için bir şey yapılamayan Ceylan'ın, hiç olmazsa bin parçaya bölünmüş ölüsü için bir şey yapılmış olsun...

    Sarıgül'den bir şey olur mu?

     

    BAZILARI endişeli, bazıları iyimser...

    Bazıları “Olmaz” dememizi, bazıları “Olur, niye olmasın” dememizi bekleyerek...

    Soruyorlar:

    “Mustafa Sarıgül'den bir şey olur mu?”

    Cevap veriyorum:

    Tayyip Erdoğan hangi nedenlerden dolayı “dünya çapında bir lider” oldu ise...

    Sanırım Mustafa Sarıgül de aynı nedenlerden dolayı hiç olmazsa “kendi çapında bir lider” olacak...


    Eğer 70'lerde bir delikanlı olsa idim    


    BİR: Adalet Partisi Gençlik Kolları'na üye olmak gibi bir pısırıklık yapacağıma, “Zap suyu dururken ne diye Boğaz'a köprü yapıyorsunuz” diye posta koyanlardan olurdum...

    İKİ: Namazdan çıkıp 6. Filo'ya taş atanları taşlayanlardan olmaktansa, 6. Filo'ya tepki gösterenler arasında olurdum...

    ÜÇ: “Bu kış komünizm gelecek” türü öcü masallarıyla korkmayı tercih edeceğime, “Gemerek'te çevirmişler / Deniz Gezmiş'in yolunu...” türküsünü söyleyenlerden olurdum...

    DÖRT: Ecevit mavisi gömlek giyip Ecevit'e öykünenlerden olacağıma, yeşil parka giyip acayip havalı olmaya özenenlerden olurdum...

    BEŞ: Legal kitaplarla kendimi avutanlardan olacağıma, “Bazı yasak kitapların verdiği dinç duygular”a sığınanlardan olurdum...

     

    Fırlatılan ayakkabı esprileri 


      IMF Başkanı'na fırlatılan ayakkabı eğer Adidas marka ise sloganımız “Impossible is nothing”dir, Nike ise “Just do it”...
      Fırlatışın karnesi: 1- Teknik: Zayıf. 2- Hedef: Küçük. 3- Risk: Az. 4- Tarz: Özgün değil. 5- Mekan: Çok cici. 6- Sonuç: Dudaklarda minik bir gülümseme kıvrımı...

      Eylemde taklit, aslını yaşatır.  

     

    Öne çıkan iki kişi         

     

    MEHMET ALİ ŞAHİN: “Meclis'ten bir kişiyi bile polise teslim etmem” şeklindeki demokratik bir Meclis'in başkanına yakışır açıklamasıyla...

    KEMAL ÖZTÜRK: Göreve yeni başladığında kendisine en sert eleştirileri yapmış olmama karşın, “Başbakanlık Basın Sözcülüğü” görevini uhulet ve suhuletle yürütme becerisini gösterip beni fena halde yanıltmasıyla...

     

     



    arkadaşıma yolla yazıcı için
    Yazarlar Arşivi
    Ahmet HAKAN
    Tüm yazıları