23 Kasım 2009 tarihli Anasayfa'ya dönmek için tıklayın.
KANALLAR
  • Anasayfa
  • English
  • Yazarlar
  • Ankara
  • Ege
  • Planet
  • Ekonet
  • Son Dakika
  • Gündem
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Piyasanet
  • Spor
  • Teknoloji
  • Teknoloji 2007
  • Eğitim
  • Kültür Sanat
  • Sinemalar
  • TvRehberi
  • Magazin
  • Özel Dosyalar
  • Hava Durumu
  • Astroloji
  • En iyi On
  • Kelebek
  • Cuma
  • Cumartesi
  • Pazar
  • Seyahat
  • Hürriyet İK
  • Bize Ulaşın
  • Üyelik
  • Reklam
  •  Yazarlar
    27 Eylül 2009
    Soner YALÇIN  sonery@hurriyet.com.tr

    Başbakan Erdoğan ‘Teksas Açılımı' konusunda Obama'yı sıkıştırdı mı

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan G-20 Zirvesi ve BM Toplantıları için ABD'ye giderken “Açılım sürecini oradaki dostlarımıza anlatmakta da yarar görüyorum” dedi. Peki Başbakan, “Teksas Açılımı” konusunda da ABD'lileri uyardı mı? “Amerika'nın Öcalan'ı” ayrılıkçı McLaren'in cezaevi şartlarını gündeme getirdi mi? Siz sanıyor musunuz ki “demokrasi beşiği” ABD'nin “Kürt sorunu” yok!..

    TÜRK toplumu olarak neredeyse “paranoya” haline getirdiğimiz bir korkumuz var: Bölünmek. Son 300 yılını sürekli toprak kaybederek geçiren bir toplum için bu korku anlaşılır.

    Ancak dikkatinizi çekiyor mu bilmem:

    Son 300 yıldır ne zaman ayrılıkçı bir hareketle karşılaşsak; Batılı devletler hemen olaya el koyuyor ve hemen işaretparmaklarını gözümüze uzatarak neler yapmamız gerektiğini bize bir bir söylüyorlar. Biz de hep onların dediğini yapıyoruz ve ne hikmetse hep kaybediyoruz.

    Fakat bu yazıda anlatmak istediğim bu değil. Merakım başka...

    Batılı büyük devletler hiç ayrılıkçı hareketle karşılaşmazlar mı? Hiç bölünme tehlikesi geçirmezler mi?

    Olur mu öyle şey; tabii karşılaşırlar ve bölünme tehlikesi de geçirirler. Ama bunu kimse duymaz! Duyurmazlar. Hiç öyle bildik, “Dünya küreselleşti, bir köy haline geldi, kim neyi nasıl saklar” gibi ezberci laflar söylemeyiniz. Neyi ne kadar bileceğinizi dünya haber ağını elinde tutan iletişim tekelleri belirler. Biz sadece bize gösterilenlerini görürüz! Çünkü bunlar bilir ki; (Macchiavelli'ye göre) en büyük erdem(virtu) kontroldür.

    Bu kadar sözden sonra bir örnek vermeliyim...

    Republic of Texas (Teksas Cumhuriyeti) diye bir örgüt adı duydunuz mu?

    Ya da Richard McLaren adında bir örgüt lideri...

    Dünya; Kürt örgütlerini, liderlerini ezbere sayar ama Teksas ayrılıkçıları halkından hiç haberdar olmaz.

    Sanıyorum “hikâyemize” başlayabiliriz...

    Teksas Açılımı

    Teksas, ABD'nin güneyinde bir eyalet. Türkiye'ye yakın büyüklükte toprağı var. Nüfusu 24 milyon. Bunun yüzde 83'ü beyaz, yüzde 17'si siyah.

    ABD'nin en zengin eyaletlerinden. Ülke petrolünün yüzde 40'ını Teksas çıkarıyor. Hayvancılık ve tarımda lider konumda.

    Teksas tarihi boyunca hep bağımsız olmak istedi. Bazen başardı da; 1836 yılında, bağımsızlık savaşını vererek Meksika'dan ayrıldı. Ancak bu durum 9 yıl sürebildi. 1845'te ABD'nin istilasına uğradı.

    ABD'nin ilhakı Teksas'ı böldü. Bazıları federasyon içinde kalmayı desteklerken bir grup ise bağımsızlıktan yanaydı. Bu tartışmalar 150 yıldır sürüyor. Ayrılık fikri bazı yıllarda artıyor; gizli örgütler kuruluyor.

    Son yıllarda Teksas'ın bağımsızlığı için mücadele veren bir örgüt var:

    Republic of Texas (Teksas Cumhuriyeti)...

    Lideri ise Richard McLaren...

    Teksas halkının esir tutulduğu gibi tezlere sahip olan Republic of Texas 1995 yılında geçici bir hükümet kurdu. Teksas bağımsızlığının sembolü 1836 Anayasası'na bağlıydılar.

    Örgüt üyeleri hayli aktifti. Amerikan polisinin şiddet yanlısı tavrına karşın, silahlanıp dağa çıktılar! Kendileri için “Teksas Cumhuriyeti'nin Askerleriyiz” dediler. 1997 yılında Joe ve Margaret Ann Rowe isimli iki Amerikan vatandaşını esir aldılar; karşılığında ise hapisteki arkadaşlarının serbest bırakılmasını istediler.

    ABD böyle bir kalkışmaya izin veremezdi kuşkusuz. Sert güç kullanımıyla Teksas Cumhuriyeti Askerleri'ni yakalayıp cezaevine koydu. Yakalananlar hapishanede direnişe geçtiler; savaş esiri muamelesi görmeyi istediler.

    Bu zorlu süreç örgütün parçalanmasına da neden oldu: McLaren Grubu, Daniel Miller Grubu ve Johnson-Enloe Grubu...

    Hepsi de illegaliteyi/yeraltı örgütlenmesini savunuyordu. Ancak silahlı direniş meselesi örgütü bölmüştü.

    Silahlı radikalizmi savunanların başında Johnson-Enloe vardı. Bu grubun iki üyesinin içlerinde ABD eski Başkanı Bill Clinton'ın da bulunduğu birçok devlet görevlisine suikast planladıkları ortaya çıktı.

    Fazla ayrıntıya girmeyeyim. Örgüt militanlarının hepsi “bölücülükten” yargılandı.

    Örgütün lideri McLaren 99 yıl hapis cezasına çaptırıldı. Yardımcısı Robert Otto şanslıydı; ona 50 yıl hapis cezası verdiler.

    McLaren'in cezaevi koşulları

    Teksas Cumhuriyeti örgütü liderleri, militanları cezaevine atıldı ve sorun bitti diye düşünmeyiniz.

    Teksas'ta bu yıl yapılan anketlerde Başkan Obama hükümetini üzecek sonuçlar çıktı: Teksas halkının yüzde 35'i bağımsız Teksas Cumhuriyeti'nde yaşamayı tercih ederken, bu oran Cumhuriyetçiler arasında yüzde 48'e kadar yükseldi.

    Bu yıl Teksas Valisi Rick Perry'nin açıklamaları ise ayrılıkçı hareketlerin güç skalasını göstermesi bakımından ilginçti. Vali Perry kendini, ABD merkezi hükümetini uyarmak zorunda hissetti; “1845'te bu birliğe girdik; ama istediğimiz zaman ayrılabilmek şartıyla. Çok güzel bir birliğimiz var; ama Washington, Amerikan halkını küçümsemeye, hor görmeye devam ederse ne olacağını kimse bilemez?”

    Görünen o ki “Teksas Açılımı” Başkan Obama'yı zorluyor. Teksas'ta bugün düne nazaran daha çok “Birlikten ayrılalım” sloganları işitiliyor.

    Vali Perry'in açıklamalarını özellikle “çay partileri”nde dile getiriyor olması oldukça manidar bulunuyor. Çünkü Amerikan siyasetinde çay partilerinin politik bir anlamı var:

    ABD'de; 1773 yılında İngiltere'nin çay üzerine ağır vergiler koymasını protesto etmek için, İngiltere'den gelen üç gemi çayın, Amerikan vatanseverleri tarafından Boston Limanı'nda yok edilmesi, sömürgesi İngiltere'ye karşı verilen bağımsızlık savaşının ilk kıvılcımı olarak biliniyor. Valinin “çay partileri”nde bu sözleri söylemesi, bu yüzden, son derece dikkat çekici bulunuyor.

    Uzatmayalım... Türkiye'deki “Kürt sorunu” kadar olmasa da, ABD'nin de bir “Teksas sorunu” var.

    Gerek Ermeni gerekse Kürt açılımı konusunda çok talepkâr olan ABD, bakalım kendi toprağındaki Teksas Açılımı'nı nasıl yapacak?

    Liderlerini, militanlarını cezaevine koysa da, anketler gösteriyor ki Teksas'taki ayrılıkçıların sayısı giderek artıyor. Neyse, ülkelerin içişlerine karışılmaması bir diplomasi geyiğidir, pardon geleneğidir! “Teksas Açılımı” konusunu fazla didiklemeyelim...

    Ama keşke Başbakan Erdoğan ABD'ye gitmişken, McLaren'in cezaevi koşullarına da bir baksaydı; Öcalan mı rahat, McLaren mi rahat, karşılaştırma olanağı bulurdu…

     

    Milli Mücadele türkülerinde KÜRTLER

    Savaş olur da türküleri olmaz mı? İnsanlar en güzel türkülerini, ağıtlarını ya aşk yaşarken ya da savaşırken söyler.

    Kurtuluş Savaşı'nda da Kürtlerin Milli Mücadele'ye katılımını simgeleyen türküler vardı. Onlardan en bilinen ikisi Karayılan Türküsü ve İlhan Bey Türküsü'dür. Ve Karayılan Türküsü'nü en güzel Ruhi Su söylemez mi?

    Karayılan Türküsü

    Atına binmiş de elinde dizgin

    Vardığı cephede hiç olmaz bozgun

    Çeteler içinde Yılan'ım azgın

    Vurun Kürt uşağı namus günüdür

    Sürerim, sürerim, gitmez kadana

    Fransız kurşunu değmez adama

    Benden selam söylen nazlı anama

    Vurun Kürt uşağı namus günüdür

    Karayılan der ki, harbe oturak

    Kilis yollarından kelle getirek

    Nerde düşman varsa orda bitirek

    Vurun Kürt uşağı namus günüdür

     

    İlhan Bey Türküsü

    İlhan Bey dedikleri de oldu bir paşa

    Nüfuzu geçiyor dağlara taşa

    Ben de imdat gidiyom Koca Maraş'a

    Yetiş Kürt Uşağı Antep yanıyor

     

    Dağların aslanı İlhan Bey gelsin

    Anneler de böyle yavru doğursun

     

    Mulla'nın altında doru kadana

    Fransız kurşunu geçmez adama

    Yetiş Kürt Uşağı Antep yanıyor

     

    Dağların aslanı İlhan Bey gelsin

    Anneler de böyle yavru doğursun

     

    Netmeli de benim ağam netmeli

    Tomatiğe fişekleri itmeli

    Almalı cepheyi hücum etmeli

    Yetiş Kürt Uşağı Antep yanıyor

     

    Dağların aslanı İlhan Bey gelsin

    Anneler de böyle yavru doğursun

     

    Bizde de soydular çulu çuvalı

    Böyle de oldu mu dünya duralı

    Soramadım çete Mulla'm nereli

    Yetiş Kürt Uşağı Antep yanıyor

     

    Dağların aslanı İlhan Bey gelsin

    Anneler de böyle yavru doğursun

    (Kaynak: Mehmet Bayrak, Eşkıyalık ve Eşkıya Türküleri, Ankara, 1985, s. 183, 187.)

     

    Nâzım'ın şiirinde Kürtler

     

    Nâzım Hikmet şiirinde Anadolu'nun her parçasından bahsettiği gibi Kürtlerden de söz etti. “Memleketim'den İnsan Manzaraları” kitabında Aydınlı Jandarma Başçavuşu Hüsnü'nün, karısı Emine'yi konuştururken şöyle yazdı Kürtleri:

    “Hüsnü Çavuşla on beş yıl, bayan hemşire,

    kalmadı gezmediğimiz yer.

    Karadeniz'de içinde Lazların,

    şarkta Kürtlerin arasında.

    Kürtlere kuyruklu derler

    yalan.

    Kuyrukları yok.

    Yalnız çok asi, çok fakir insanlar.

    Zenginleri de var

    ama az...”

    Hayatı hapishanelerde geçen halk devrimcisi Halil'in, Diyarbakır Cezaevi'ndeki macerasını anlatan Nâzım Hikmet, Kürt Ağaları'nı eleştirdi

    “Ve şarkta

    akrepleri, toprak koğuşları, karpuzlarıyla ünlü hapishanede

    Halil'in üstüne uşaklarını saldırttı Kürt beyleri

    ve beline inen odunla devrilmeden önce Halil

    aynı rahatlıkla yardı üçünün kafasını.”

    Bu kadar değil...

    Nâzım Hikmet, “Memleketimden İnsan Manzaraları” ve “Kuvayi Milliye Destanı” kitaplarında Anadolu'daki Milli Mücadele'yi anlatırken Kürtlerin hikâyelerinden bahsetti. Antep, Urfa, Maraş savunmalarında hep onların yiğit direnişinden bahsetti. Tek başına “Karayılan Destanı” bile Nâzım Hikmet'in kardeşliği ne kadar yücelttiğini gösterir!..

     

    Nâzım Hikmet Kürtlere ilgisiz miydi

     

    “Kürt Açılımı” edebiyat dünyasına da yansıdı.

    Deniyor ki; Nâzım Hikmet Kürtlere ilgisizdi!

    “Şeyh Bedrettin Destanı”nda Osmanlı halk hareketlerini; “Jakond ile Si-Ya-U”da Çin Kurtuluş Savaşı'nı; “Benerci Kendini Niçin Öldürdü”de Hintlilerin İngilizlere karşı bağımsızlık destanını; “Taranta Babu'ya Mektuplar”da Afrika Ulusal Kurtuluş Savaşları'nı; “Kız Çocuğu” şiirinde Japon halkının acısını dile getiren Nâzım Hikmet Kürtleri şiirine yansıtmadı mı?

    Siz resmi Kürt tarihi oluşturmak istiyorsanız hiç elinizi tutmayalım; atış serbest!

    Yok eğer gerçeği öğrenmek istiyorsanız size bir mektup sunalım. Nâzım Hikmet'in, Sorbon Üniversitesi Kürt Dili Profesörü Kürdolog Kamuran Ali Bedirhan'a yazdığı bir mektuptan söz edelim. Mektup, Paris Kürt Enstitüsü'ne Bedirhan'ın bağışlanan eserleri ile ortaya çıktı. Bu enstitünün çıkardığı Hevi (Umut) Dergisi ilk sayısında bu mektubu yayınladı.

    Mektupta Nâzım Hikmet şöyle yazıyor:

    “Kökleri yüzyılların derinliklerine dalan tarihiyle, kültürüyle Kürtlerin önemli çoğunluğu Anadolu'nun bir parçasında yaşar. Anadolu'nun öbür parçalarında yaşayan Türk Milleti'ni Kürt Milleti kardeşi sayar. Her iki millet, Türk ve Kürt derebeylerinin Osmanlı İmparatorluk idaresinin ağır zincirlerine vurulmuşlardır. Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra ise her iki millet emperyalizme karşı tek bir cephe kurup çarpışmışlardır. Anadolu Milli Kurtuluş Hareketi yalnız Türkler için değil, Kürtler için de tarihlerinin en şerefli sayfalarından biridir. O dövüş yıllarının, sonradan Türk idarecilerince yasak edilen en unutulmaz türkülerinden biri ‘Vurun Kürt uşağı namus günüdür' diye başlar....

    Anadolu'da yaşayan Türkler'le Kürtler'in arasına nifak sokmak isteyen gerici, sömürücü, karanlık kuvvetler, emperyalizmle el ele vererek halklarımızı daha kolayca ezmek istiyorlar. Kürt ve Türk Halkları'nın bahtiyarlığa, insanca yaşamaya varmak için derebeylerine, kara kuvvetlere, şehir ve köy ağalarına, gericilere, ırkçılara, milletlerin varlıklarını ve milli haklarını inkâr edenlere, halkları birbirine düşürüp sırtlarından rahatça geçinenlere, emperyalizmin uşaklarına karşı yürüttükleri yeni milli kurtuluş savaşının zaferi Kürt ve Türk halklarının elbirliğiyle kazanılır. Ancak böyle bir elbirliğiyle kardeş iki millet hürriyete, milli ve insani haklarına kavuşabilir.”

    Sanırım anlaşıldı. Sosyalist Nâzım Hikmet gelecek güzel günleri Türk ve Kürt yoksullarının elbirliğiyle kuracağını düşlüyordu. Kardeşliği yüceltiyordu.

    Nâzım Hikmet bu nedenledir ki, Anadolu insanının hikâyesini anlatırken, hem Türk'ü hem de Kürt'ü yazdı. Onun için, Türk ve Kürt'ün kaderleri birdi. Kurtuluş Savaşı Destanı'nı da Kürtler ve Türkler beraber yazmıştı.

     



    arkadaşıma yolla yazıcı için
    Yazarlar Arşivi
    Soner YALÇIN
    Tüm yazıları