|
|
 |
| Yazarlar |
 |
|
26 Eylül 2009
|
Doğan HIZLAN dhizlan@hurriyet.com.tr
Yaşar Kemal açılımı
Bazı yazarlar vardır ki, yalnız dünya edebiyatının doruklarında gezinmekle yetinmezler. Yazar olarak ülkelerinin, dünyanın toplumsal sorumluluğunu da taşırlar.
Siyasetten edebiyata uzanan çizgide, hangi konuda olursa olsun Yaşar Kemal'in görüşünü almak zorunluluktur. Çünkü bütün iyi yazarlar gibi, o da bugünü dünden görmüş, yarın için çözümler ortaya koymuştur. Binbir Çiçekli Bahçe, bu açılardan, yukarıda saydığım gerekçeler doğrultusunda okunmalıdır. Çeşitli nedenlerle, çeşitli yerlerde yaptığı konuşmalar, onun modern, demokrat Türkiye vizyonunun sağlamlığını kanıtlamaktadır. Son günlerde gündemi kaplayan “açılım” sözü, Yaşar Kemal için sadece Kürtler için değil, edebiyat ve sanat için de önemli ipuçları taşımaktadır. Yazının başlığını “açılım” koyarken, bunu bir kavram, bir sorun içine hapsetmedim, geniş anlamıyla algıladım, algılanmasını istiyorum. Kitaba adını veren Binbir Çiçekli Bahçe, bir dünya yazarı olan Yaşar Kemal'in evrensel “açılımını” bize iletmektedir. Onun kaynakları üzerine yazdıkları, hem size yeni yorumlar kazandıracaktır, hem de onun yapıtlarına yeniden dönme isteğini uyandıracaktır. Kitab-ı Dede Korkut Üstüne Birkaç Söz, çok önemli bir yazıdır örneğin. Türkiye Barışını Arıyor da; yerele evrenselden, evrensele yerelden bakan bir yazarın uygulamaya elverişli görüşlerinin toplamıdır. Gazetecilik Günlerim, tatlı bir konuşmanın sevimli yazısıdır. Yaşamına dair önemli dipnotları taşıyan bir metindir. Kimlikler bölümü, onun dostları hakkındaki düşüncelerini yazıya aktardığı örneklerdir. Dostlarını sever, dostluklarını över. Bir yazarın insancıl yanıdır bu. Ama bu yazar Yaşar Kemal olduğu zaman söz konusu insancıllık zirveye ulaşacaktır. Orhan Kemal Üstüne Anılar'dan bir cümle, onun için yazılanların en etkili olanı: “Milletler Orhan Kemal huyunda, namuslu, iyi, sevgi dolu insanları var diye millet olurlar. Bu namuslu, yiğit adamın büyük bir sanatçı olması da cabası...” Ara'nın Anadolu Destanı yazısında: “Ara Güler Anadolu'nun insan, kültür, doğa zenginliğinin çeşitliliğine erişmiş kişidir. Kendisini bildi bileli, Anadolu zenginliğinin içine kapmış koyvermiş bir kişidir.” Mehmed Uzun'u bana Yaşar Kemal tanıştırmıştı, çok sevdiğim bir yazar, çok sevdiğim dostum olmuştu. Mehmed Uzun'un Tabutu Başında, adlı yazısı, iyi bir romancının iyi bir edebiyat tarihçisi olduğunu da göstermektedir: “Mehmed'den sonra Kürtçenin yazarları yetişecek, Kürt dilini onun gibi yaratacaklar. Çünkü Mehmed modern Kürt romanını yaratmış büyük ustadır. Mehmed Kürt diline, roman dilinin dikenli yolunu açmıştır.” Kimlikler bölümünde, Abidin Dino, François Mitterand, Gökşin Sipahioğlu üstüne yazılar da yer alıyor. Binbir Çiçekli Bahçe, Yaşar Kemal'in roman türü dışındaki edebî ustalıklarını gösteriyor.
KİTAPTAN
Kürtler bu ülkede azınlık değildir Bundan yıllarca önce ben, “Demokrasi Kürt sorunundan geçer” demiştim. Sen milyonlarca vatandaşının dilini yasakla, kendi diliyle yazacak okuyacak okulu da yasakla, kendi dilini araştıracak geliştirecek üniversiteyi de yasakla... Kürtler Lozan'dan azınlık olarak çıkmadı. İyi ki azınlık değilmiş. Neredeyse Kürtlere yasaklanmayacak hiçbir şey bırakılmayacakmış. Malazgirt'ten bu yana kardeş oldukları, Kurtuluş Savaşı'nda ülkelerinin kurtuluşu için birlikte çarpıştıkları, zaferde birlikte sevindikleri kardeşleri, onları nasıl bir azınlık sayabilirdi? Kürtler kendilerini hiçbir zaman azınlık saymadı. İnsanlıktan mahrum kılındığı halde kendini azınlık saymadı. Sürgüne, aşağılanmaya, dilinin uydurma bir dil, kart-kurt dili olduğunu söyleyenlere bile “biz azınlığız” demedi.
Ya gerçek bir demokrasi ya da hiç Bir ülke insanları insanca yaşamayı, mutluluğu, güzelliği seçecekse, bu önce evrensel insan haklarından, sonra da evrensel sınırsız düşünce özgürlüğünden geçer. Buna karşı çıkmış ülkelerin insanları da 21. yüzyılda onurunu yitirmiş, insanlığın yüzüne bakamayacak durumlara düşmüş insanlar olarak yaşarlar. Ülkemizin onurunu, ekmeğini, kültür zenginliğini kurtarmak elinizde... Ya gerçek bir demokrasi ya da hiç...
Hastalıklı çağın bir sanatçısıyım Bu çağın sanatçısı bir kuş gibi şakıyabilmeli, bir su gibi aydınlık olabilmeli... Bir çocuk kadar saf, temiz... Başka türlü üstümüze yığılmış bunca kirin altından kalkabilmek zor. Sanat, daha doğrusu söz sanatları bir ateş gibi, ulaştığı yerdeki bütün kirleri temizler, gökyüzü gibi pırıl pırıl eyler. Ben yaratabilme olanağı buldukça mutlu olurum. Karmaşıksız, yapyalın yaratabilme gücünü kendimde buldukça. İsterim ki, benim bütün yapıtlarımı çocuklar da anlasınlar. Ama nerede bende o yalınlık, o temizlik, o saflık... Ben de bu tüketimci, obur, gözü doymaz, hastalıklı çağın bir sanatçısıyım, kendimi korumak için ne kadar gücüm var ki... Ama bizim çağımızdan da, buna inancım sonsuz, çocuklara bile kendini, eserlerini okutacak sanatçılar, güçlü insanlar çıkacaktır. Doğa ve insan kendini her zaman, bütün yıkımlara karşı onaracaktır.
DOĞAN HIZLAN'IN SEÇTİKLERİ
Enis Batur Sır Sel Yayıncılık Tarık Dursun K. Karanfilli Hikâye YKY Fredric Jameson Ütopya Denen Arzu Metis Fernando Pessoa Uzaklıklar, Eski Denizler Can Ali Rıza Arıcan Motosiklet Üzerinde Aşk Gürer Yayıncılık
|
 |
 |
|
|
|  |
|