23 Kasım 2009 tarihli Anasayfa'ya dönmek için tıklayın.
KANALLAR
  • Anasayfa
  • English
  • Yazarlar
  • Ankara
  • Ege
  • Planet
  • Ekonet
  • Son Dakika
  • Gündem
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Piyasanet
  • Spor
  • Teknoloji
  • Teknoloji 2007
  • Eğitim
  • Kültür Sanat
  • Sinemalar
  • TvRehberi
  • Magazin
  • Özel Dosyalar
  • Hava Durumu
  • Astroloji
  • En iyi On
  • Kelebek
  • Cuma
  • Cumartesi
  • Pazar
  • Seyahat
  • Hürriyet İK
  • Bize Ulaşın
  • Üyelik
  • Reklam
  •  Yazarlar
    16 Eylül 2009
    Doğan HIZLAN  dhizlan@hurriyet.com.tr

    Fazıl Say'dan ‘İstanbul Senfonisi'

    İYİ piyanist ve bestece Fazıl Say, İstanbul Senfonisi yapıtını tamamlamak için yoğun bir biçimde çalışıyor.

    İstanbul Senfonisi'nin solistleri arasında bir kanuni, bir neyzen, bir de kudümzen bulunuyor. Bu sazlarla orkestranın uyumu için, çok önemli, özgün görüşlerini bana iletti.

    Bestenin içinde İstanbul'un geniş ses zenginliğini dinleyeceğiz. Bizans, Osmanlı, Cumhuriyet dönemlerini yaşamış bu kozmopolit kentin müziği de kozmopolit olmalı, tarih içinde bütün sesler yansıtılmalı.

    Fazıl Say, İstanbul'un Fethi'nden bu yana, çeşitli dönemleri müziğe getirmeyi, Türk müziği sazlarının de rengini bu yapı içine oturtmayı arzuluyor.

    Besteyi ocak ayına kadar yetiştirmesi gerekiyor, çünkü ilk kez ilkbaharda Dortmund'da (Almanya) seslendirilecek.

    Dün ortak bir televizyon çekimi için Fazıl Say'la buluştuk, müzikten, Türkiye'nin halinden, sanatçılardan, edebiyatçılardan söz ettik.

    Sanata verilen emekten konuştuk.

    * * *

    FAZIL SAY'ın Yalnızlık Kederi kitabında, bir sanatçının iç dünyasını, düşüncelerini, müzikle söyleyemediklerini dinleyicisine ilettiğini göreceksiniz.

    Nedense ortalıkta pek görünmeyen, kapı kapı gezmeyen insanlar için kullanılan, beni çileden çıkaran bir sözü hiç sevmem: “Onun sosyal hayatı yoktur.”

    Doğrudur, bir yazar, sanatçı eğer üretmek, bir şeyler yaratmak istiyorsa asosyal olmalıdır.

    Fazıl Say'ın dediği gibi dünyaya kapanmalıdır.

    Yahya Kemal Beyatlı, kelimelerin gücünün bittiği yerde, “tavsifi musıkiye bıraktığını” yazmıştı. Fazıl Say, bu anlayışın tersini benimsemiş, müziğin bittiği yerde kelimelere başvuruyor.

    Konuşmalarımız sırasında aynı sevecenlikte buluşuyoruz.

    Sanat, edebiyat dünyasında yok ediciliği, ikimiz de ne seviyoruz, ne de başkasının yaptığını onaylıyoruz. Var etmenin  insancıllığında aynı düşüncedeyiz.

    Ayrı sanat dallarından iki kişiyiz, edebiyat ve müzik ama sanatın kuralları ikimiz için de geçerli.

    Sevmenin, hissetmenin, bütün tekniklerden, derslerden öte yanını kitaptaki Usta ve Çırak yazısından öğreneceksiniz.

    Arietta... Yalnızlık Kederi, Beethoven ve bir sonatı üzerine yazılmış gerçekten duyarlı bir yazı.

    Yazı şöyle bitiyor:

    “Tek çaresi yalnızlık mı hayatlarımızın?

    Tek ilacı?

    Beethoven cevaplıyor.”

    * * *

    GÖNLÜMÜN, hayatımın yarısı edebiyatçılar, yarısı da müzikçiler. 

     



    arkadaşıma yolla yazıcı için
    Yazarlar Arşivi
    Doğan HIZLAN
    Tüm yazıları