23 Kasım 2009 tarihli Anasayfa'ya dönmek için tıklayın.
KANALLAR
  • Anasayfa
  • English
  • Yazarlar
  • Ankara
  • Ege
  • Planet
  • Ekonet
  • Son Dakika
  • Gündem
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Piyasanet
  • Spor
  • Teknoloji
  • Teknoloji 2007
  • Eğitim
  • Kültür Sanat
  • Sinemalar
  • TvRehberi
  • Magazin
  • Özel Dosyalar
  • Hava Durumu
  • Astroloji
  • En iyi On
  • Kelebek
  • Cuma
  • Cumartesi
  • Pazar
  • Seyahat
  • Hürriyet İK
  • Bize Ulaşın
  • Üyelik
  • Reklam
  •  Yazarlar
    13 Eylül 2009
    Ertuğrul ÖZKÖK  

    O gün düğünde neler olmuştu

    ÜNLÜ yönetmen Luis Bunuel, hayat hikâyesini yazdığı “Son Nefesim” adlı kitabına ilginç bir “hatıra” anekdotu ile başlıyor.

    Yakın dostu yazar Paul Nizan, bir kilisede evlenmiştir.


    Aradan yıllar geçer ve Bunuel o gün kilisede olup bitenleri hatırlamaya çalışır.

    Hafızasını yoklar.

    Kilisedeki törene kimlerin katıldığını, üzerlerindeki elbiseleri, törende konuşulanları, olup biteni, “dünmüş” gibi hatırlar.

    Tören Paris'in Odeon semtindeki Saint Germain-des-Pres kilisesinde yapılmıştır.

    Damadın nikâh şahitliğini dönemin ünlü yazarı Jean Paul Sartre yapmıştır vs.

    Bu hatıralar bütün canlılığı ile hafızasında durmaktadır.

    * * *

    Sonra bir gün, tamamen unuttuğu bir ayrıntı kafasına yerleşir.

    O gün evlenen arkadaşı koyu bir Marksisttir.

    Evlendiği kişi ise ateist, yani tanrıtanımaz bir kadındır.

    Durum böyleyse, bu iki arkadaşı nasıl olup da kilisede dini nikâh yapmıştır?

    Bunuel acayip bir şüpheyle karşı karşıyadır.

    Tüm ayrıntılarını tek tek hatırladığı bu düğün acaba gerçekten yapılmıştır?

    Ünlü sinemacının kafasında böyle bir soru varsa, aynı şeyi, bütün yazdığı hatıralarla ilgili de soramaz mıyız?

    Yani o kitapta yazılan şeyler acaba gerçekten olmuş mudur, yoksa hiç olmamış mıdır?

    Yani Attila İlhan'ın romanlarındaki gibi, her şey bir hayal mahsulü müdür?

    Hatıra diye bildiğimiz şeyler, sadece aynada gördüğümüz, daha doğrusu görmek istediğimiz şeylerin yansımasından mı ibarettir?

    * * *

    “NTV Bilim” dergisi son sayısında kapak konusu olarak “belleğin sırlarını” işliyor.

    Yukardaki Bunuel'e ait satırları o dergide okudum.

    Bir de araştırmadan söz ediliyor.

    Daniel Offer 1962 yılında 14 yaşında 73 öğrenci ile karşılıklı mülakatlar yapmış.

    Onlara aileleri, arkadaşları, yaşadıkları, karşı cinsle ilişkiler, din, okul gibi konularda sorular sormuş.

    34 yıl sonra, o öğrencilerden 67'si ile yeniden görüşmüş.

    Çok ilginç bir durumla karşılaşmış.

    Öğrencilerin 34 yıl öncesine ait hatırladıkları ile, o gün söyledikleri arasında büyük farklar vardır.

    14 yaşında “Seviyorum” dedikleri şeyleri, şimdi “Sevmiyoruum” diye hatırlamaktadırlar.

    14 yaşında, yüzde 70'i, “Dinin kendisine çok yardımcı olduğunu” söylemiştir.

    48 yaşına geldiklerinde ise sadece yüzde 26'sı “O dönemde dinin kendine yardımcı olduğunu” söylemektedir.

    Böyle olunca da insan kendi kendine şunu sormaz mı?

    Yaşadığımız diye bildiğimiz şeyleri acaba gerçekten yaşadık mı?

    Ya da hayat dediğimiz şey aslında sadece yaşanılan anlardan ibaret bir zincir midir?

    Durum gerçekten böyleyse, o zaman “hafıza” nedir?

    Hafıza diye bir şey var mı?

    Yoksa orası, her şeyin anlamını ve gerçekliğini yitirdiği, hatıra kemiren farelerle dolu bir ardiye midir?

    Dergide çok ilginç bir iddia var.

    “Sanılanın aksine bellek geçmişi hatırlamak için değil, şimdi ve gelecekte ne yapacağımıza karar verebilmemiz ve harekete geçebilmemiz için var.”

    * * *

    Bugünlerde ben de aynı soruyu kendi kendime soruyorum.

    “Hafıza” nedir?

    “Hatıra” nedir?

    Yaşadığımız olağanüstü günlerde, bu iki kelimenin manası üzerinde biraz kafa yormalıyız.

    Bugün yazılıp çizilenleri, sadece hafızamıza kaydetmek yetmiyor.

    Bazı gazetecilerin tasfiyelerden, yok etmelerden, bitirmelerden “Oh olsunlardan” söz ettiği şu günleri ilerde ne kadar hatırlayacağız?

    Demek ki onları sadece hafızaya emanet etmek, farelerle dolu ardiyelere bırakmak yetmeyecekmiş.

    Mutlaka kâğıda dökmek, kasalara koymak gerekecekmiş.

    Çünkü bu olağanüstü günler geçince, o ayıpları, o cinayetleri unutmamamız gerçekten hatırlamamız için çok ihtiyacımız olacak.



    arkadaşıma yolla yazıcı için
    Yazarlar Arşivi
    Ertuğrul ÖZKÖK
    Tüm yazıları