23 Kasım 2009 tarihli Anasayfa'ya dönmek için tıklayın.
KANALLAR
  • Anasayfa
  • English
  • Yazarlar
  • Ankara
  • Ege
  • Planet
  • Ekonet
  • Son Dakika
  • Gündem
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Piyasanet
  • Spor
  • Teknoloji
  • Teknoloji 2007
  • Eğitim
  • Kültür Sanat
  • Sinemalar
  • TvRehberi
  • Magazin
  • Özel Dosyalar
  • Hava Durumu
  • Astroloji
  • En iyi On
  • Kelebek
  • Cuma
  • Cumartesi
  • Pazar
  • Seyahat
  • Hürriyet İK
  • Bize Ulaşın
  • Üyelik
  • Reklam
  •  Yazarlar
    4 Mayıs 2009
    Altan Tanrıkulu  altant@hurriyet.com.tr

    Kim üzülmeli?

    STRESLE baş etmeye çalışan taraf Beşiktaş.. İşin ucunda önce liderlik sonra şampiyonluk var.. Taraftar baskısının altından kalkmaya çalışmak var.. Bir de 2-0 geriye düşmek var.. Maçı buraya kadar getiren ikili kuşkusuz Aragones ve Denizli..

    Gökhan'ı ortaya çekip savunmayı "çabuklaştıran" hamlenin sahibi Aragones. Güiza ve Semih'i yan yana oynatıp, topun rakip yarı alanda kalmasını sağlayan da o. Sezonun pas yüzdesi en yüksek maçında İspanyol çalıştırıcının rolü çok fazla..

    Benzer goller

    Haftalardır ilk onbirde yaptığı seçimler yüzünden eleştirilen, ancak o seçimlerdeki yüzdesiyle de Beşiktaş'ı zirveye taşıyan isim ise Denizli. Fenerbahçe maçlarında çizgi halinde yakalanan savunma yüzünden Kezman ve Güiza'dan "benzer" goller yiyen Beşiktaş, yine ağır Gökhan'la başlıyor maça. Galatasaray derbisinde pas trafiğini ayarlayan Selçuk-Emre ikilisine karşı ise Ernst yalnız bırakılıyor.

    Olan oluyor Fenerbahçe 45 dakika çok üstün oynadığı maçta golü de buluyor. Ya sonra? Denizli kötü gidişi durdurmak için elbet hamleler yapacak.. O hamleler beklenen karşılığı tam olarak vermemiş olacak ki ikinci yarı da oyunun hakimi yine Fenerbahçe.. Aragones, burada devreye giriyor ve iki "lider karakterli" oyuncuyu birden oyundan alıyor. Zaten Alex ve Lugano gibi iki yıldızı olmayan Fenerbahçe Emre'yle Semih'in çıkışından sonra sakin ve akıllı oyunu terk edip sahasına çekiliyor. Beşiktaş da 60 dakika boyunca yapamadığını yapıp, oyunu rakip sahaya yıkıyor.

    Holosko'nun golü, maç başından beri kaleye şut çekmeyen Beşiktaş'ın "yapması gerekeni" yaptığı belki de tek an olarak akıllarda kalıyor. Gökhan, Carlos, Ali Bilgin gibi üç kısa ismin bulunduğu bir savunmaya isabetli kanat ortası yapamayan Beşiktaş, "sihirli değneği" Yusuf'u da devreye sokamayınca sonuca razı oluyor..

    Aslında bu maç Fenerbahçe'nin sevinmesini değil üzülmesini gerektiren bir şekilde başlayıp bitti. Sen şampiyonluk yolundaki en büyük rakibine evinde dört atıp, deplasmanda berabere kalacaksın.. Ligin liderine evinde dört atıp kupadan eleyeceksin.. Beşiktaş gibi doludizgin giden bir takımı iki maçta da devireceksin.. Sonra kalkıp beşinci sıradaki yerini koruma derdinde olacaksın..

    Aragones'e sormalı

    Bunun adı rakipleri küçümsemek midir, zayıf rakipleri ciddiye almamak mıdır, yeterince motive olamamak mıdır bilemem.. Bu takımın Londra'da Arsenal'e, İnönü'de Beşiktaş'a, Sami Yen'de Galatasaray'a gösterdiği mücadeleyi ve takım oyununu neden diğer maçlarda gösteremediğini açıklamak önce Aragones'in sonra da futbolcuların görevi olsa gerek..



    arkadaşıma yolla yazıcı için
    Yazarlar Arşivi
    Altan Tanrıkulu
    Tüm yazıları