İSTANBUL
15 Aralık 1998
Deniz fenerleri





Bir liman kenti olan İstanbul'un dört bir yanına dağılmış yalnızlık kuleleri

Deniz fenerleri İstanbul'un belli başlı simgelerinden biridir. Yüzyıllardır gemicilere yol gösteren, yaşadıkları semtin çehresini değiştiren şehrimizin fenerlerini tanıyor muyuz? Aytekin Hatipoğlu'nun ‘‘Skylife Dergisi''nin Aralık sayısındaki yazısını yayımlıyoruz.

Bir deniz kenti, tarihin en eski ve en işlek limanlarından biri olan İstanbul, birçoğu tarihsel önem taşıyan deniz fenerleriyle de göze çarpar. Karanlık denizlerinde gemicilerin ışıldayan yıldızı, güvenli yol göstericilerdir deniz fenerleri. Tüm Karadeniz ülkelerinin, deniz yoluyla Marmara'dan, Ege ve Akdeniz'e, oradan da Okyanus'a ve dünyaya açılan kapısı İstanbul Boğazı, çağlar boyunca hep önemini korumuştur. Boğazın girişlerinde, bugünkü deniz fenerlerine benzemese de, çok eski çağlardan beri ışıklı deniz işaretleri bulunduğu sanılıyor.

Denizcilikle fazla ilgisi olmayanlara, denizcilerin deniz fenerlerinden nasıl yararlandığını anlatmak gerekirse, kısaca şöyle diyebiliriz: Çeşitli mercek sistemleriyle ışığı yoğunlaştırılan ve yönlendirilen deniz fenerleri, ışıklarının rengi, çakış süresi ve şimşek biçimiyle usta denizcilerce tanınır. Fenerlerin enlem ve boylam olarak bulunduğu noktaları iyi bilen kaptanlar, buna göre kendi bulundukları noktayı saptayıp, karanlıkta rotalarını düzelterek, yollarını bulurlar.

Osmanlı döneminde Boğaz'ın ve Marmara'nın gemiciler için tehlikeli olabilecek bazı yerlerine deniz fenerleri yaptırılmış. Özellikle 1855'te Kırım Savaşı sırasında, İngiliz ve Fransız gemilerinin Boğazlara rahat giriş yapabilmeleri için, Fransızlar tarafından boğazın iki yakasına birer deniz feneri yapılmış. Birisi Karadenizin Anadolu yakası girişinde, denizden 75 m yükseklikte bulunan Yon Burnu üzerine, yapı yüksekliği 20 m; diğeri Rumeli yakasında, 30 m yüksekliğinde olmak üzere inşa edilen bu iki deniz fenerinde, önceleri gazyağı yakılırmış. Daha sonra bir süre bütan gazı ile çalıştırılan bu iki fener, günümüzde elektrikle, elektrik kesildiğinde ise otomatik oladrak devreye giren bütan gazıyla aydınlatmaktadır. Ayrıca, sisli havalarda saniyede bir çalan, sis düdüğüyle de görevlerini yerine getiriyorlar.

Çok önemli bir deniz geçişi olan Boğazın deniz fenerleri, Karadenizin girişinde bulunan bu iki yapıyla sınırlı değil tabii ki. İstanbul Boğazı'nın Rumeli yakasında kıyı boyunca, yeşil şimşek çakan, Çalıburnu, Dikili Kaya, Büyükdere, Kireçburnu fenerleri ile çubuk şimşekli Yeniköy sığlık feneri yer alır. Bunları daha güneye doğru İstinye, Baltalimanı, Rumelihisarı önündeki Akıntı Burnu, Boğaz Köprüsü ayağına yakın Defterdar Burnu ve Fındıklı önündeki yeşil şimşekli fenerler izler. Anadolu yakasında ise kırmızı şimşekleriyle Filburnu, Anadolukavağı, Büyükdere'nin karşısında Selviburnu, Beykoz yakınında Gümüşsuyu, Paşabahçe, Kanlıca Burnu, Beylerbeyi ve sonunda yüzyıllardır adı efsanelere karışan, İstanbul'un en eski fenerlerinden Kızkulesi feneri görülür. Marmara Denizi'nin İstanbul Boğazı'yla buluştuğu yerde, Üsküdar açıklarındaki kayalık üzerinde bulunan bu zarif yapı, yüzyıllar boyunca, İstanbul'un simgelerinden biri ve İstanbul ressamlarının vazgeçilmez konularından olmuştur.

İstanbul'un en eski deniz fenerlerinden biri de Ahırkapı'da bulunuyor. İlk kez 1755'te III. Osman zamanında, Kaptan-ı Derya Süleyman Paşa'nın gözetiminde yaptırılan ahşap fener kulesi, İstanbul'u çevreleyen surların otluk kapısı burcu üzerinde bulunuyordu. Bakımı ve işletmesi Bostancı Ocağı tarafından yapılan fener, yörede çıkan yangınlarla birkaç kez yıkıma uğramış ve yeniden yapılmış. Abdülhamit döneminde ise fener bekçiliği babadan oğula geçen bir yönteme bağlanmış ve bu gelenek günümüze kadar sürmüştür.

Sonunda 1857'de Sultan Abdülmecit döneminde kıyıda, yüksekliği 40 m olan taştan bir kule yaptırılmıştır. 2 saniye aralıkla 4 saniye süre ışık veren Ahırkapı feneri, özellikle Marmara'dan Boğaz'a giren gemiler açısından çok önemlidir.

Marmara'dan Boğaz'a giren gemiler için önemli yol göstericilerden biri olan Fenerbahçe feneri de, İstanbul'un en eski deniz fenerlerindendir. Yapılışı, bazı kaynaklarda Bizans dönemi olarak gösterilse de, tarihsel belgelerde adına Bağçe-i Fener olarak ilk kez Kanuni Sultan Süleyman döneminde rastlanıyor. Nitekim 1562 tarihli bir padişah fermanında günümüz diliyle şöyle denmekte:

‘‘Kalamış Burnu'ndan gece geçen gemiler, burada 'fanus' olmadığından, çoğu kez, kayalara çarpıp zarar ve ziyana neden olmaktadır. Sözü geçen yerde bir fener yapılmasını buyururum.'' Buna göre bugünkü deniz feneri 1562'den sonra yapılmış olmalıdır. Yapılan fenerin adı, yüzyıllar boyunca yalnız İstanbul'un en seçkin mesire yeri olan Fener Bahçesi'ne değil, Fenerbahçe biçimini alarak bütün bir semte, dolayısıyla da Türkiye'nin en büyük spor kulüplerinden birine, bir liseye ve birçok kuruma isim vermiştir.

Çeşitli ressamlara konu olan Fenerbahçe feneri, uzun bir dönem bakımsız kalmıştır. 18. yüzyılda ise bazı önemli kişilerin tutuklu olarak kapatıldığı veya infaz edildiği yer olarak kullanılmıştır. Fener, II. Mahmut döneminde, 1837-38 yıllarında yeniden onarılmış ve bugünkü görünümünü almıştır.

1856'da, Fransız mühendisler tarafından yapılan Yeşilköy fenerinin, 23 m yüksekliğindeki beyaz, yuvarlak kulesinden başka, fener bekçileri için ayrılan bir de lojmanı vardır. Kırım Savaşı sırasında, Boğaz'dan yoğun olarak geçen İngiliz ve Fransız gemilerinin Yeşilköy önlerindeki sığlıktan güvenli geçiş yapmalarını sağlamak amacıyla inşa edilmiştir. Yeşilköy feneri 10 saniyede bir, iki gruplu ışık saçar. Ayrıca sisli havalarda kulesinden, sis düdüğü çalınarak deniz ulaşımının güvenli yapılması sağlanır. Cumhuriyet döneminde zaman zaman onarım gören fener, günümüzde de elektrik-asatilenli bir çakar feneri olarak hizmete devam ediyor.

İstanbul'un Adalar bölgesinde, deniz yüzeyinden 83 m yükseklikte bulunan Hayırsız Ada'daki otomatik fener, Marmara Denizi'ndeki önemli fenerlerden biridir.

Ayrıca Haydarpaşa Limanı, Kadıköy mendireği, Adalar yöresi, Bostancı açıklarında irili ufaklı, şamandıralı, dubalı, birçok deniz feneri ya sağlıkları, ya batıkları ya da kayalıkları işaret ederek ulaşımın güvenle yapılmasını sağlamak için, karanlık denizlere sürekli ışık saçmaktadır.

Kız Kulesi

Çeşitli söylencelerden kaynaklanarak Fransızca'da ‘‘Tour de Leandr'', İngilizce'de ‘‘Maiden's Tower'', Almanca'da ise ‘‘Madchen-Turm'' biçiminde adlandırılan kulenin tarihi, söylencelerden kolay kolay arındıralamaz. Ancak kulenin 13. yüzyılda, Manuel Komnenos tarafından farklı amaçlarla yaptırıldığı sanılıyor. 1400'lerde çizilen bir desende, bugünkü kulenin yerinde bir kale figürü bulunduğu görülüyor. Ancak 1510 depreminde zarar gören kule, Yavuz Sultan Selim döneminde onarılıyor ve yağ yakılarak ışık veren bir fener olarak kullanılmaya başlanıyor. 1719'da fenerde yakılan yağların şiddetli rüzgarla tutuşması yüzünden yanan Kızkulesi, daha sonra onarılarak, 3 saniyede bir çakan kırmızı ve beyaz şimşeğiyle, bugünkü görümüne kavuşturulmuş. II. Mahmut döneminde yeniden onarılan kule, Cumhuriyet döneminde Denizcilik İşletmesi tarafından yönetilmiş. Kısa bir süre önce ise, turistik amaçlı bir özel şirketin denetimine bırakıldı.




arkadaşıma yolla yazıcı için
 
Yorumlarınızı Yazınız
Bu haber hakkında henüz yorum yok
En Beğendiğiniz 10 Haber
height=8
Lütfen bu haberi değerlendiriniz...
height=6
Beğenmedim    1   |  2   |  3   |  4   |  5     Beğendim
height=6