Yalçın Bayer: Yeter! Söz milletin






Yalçın BAYER
Haberin Devamı

Bir ananın gözyaşları

Bu yazıyı Trafik Yasası'nı Meclis'te bekletenlere ithaf ediyoruz

TELEFONDA ağlamaklı bir ses ‘‘Ne olur yarın Anneler Günü şu anlattıklarımı bir yazın, yazın ki benim gibi başka analar ağlamasın’’ diye haykırıyor.

Okurumuzun adı Emine Türk, Ankara Ulucanlar'da oturuyor. 22 yaşındaki oğlu Kasım Yıldız'ı bu vatanı korusun, hizmet etsin diye davullarla zurnalarla Bilecik'e askere uğurlamış.

Ardından da asker mektubu, telefonu beklemeye başlamış. Kurban Bayramı'nın 2. günü acıların en acısını tatmış Emine Hanım ve 22 yıldır büyüttüğü, yemeyip yedirdiği oğlunun bir trafik kazasında kurban gittiği haberini almış. Kasım Yıldız, Bilecik'te kaldırımda yürürken hız tutkunu bir kişi arabasıyla çarpmış, 5 metre yükseğe fırlayan Yıldız olay yerinde can vermiş. Dünyası kararmış Emine Hanım'ın ama yine de acısını yüreğine gömerek vatan sağolsun demiş. Ve suçluların cezasını bulacağı inancıyla adliye koridorlarını aşındırmış.

Bundan sonrasını okurumuzun ağzından dinleyelim:

‘‘Oğlumun katili 10 Mayıs günü çıkarıldığı mahkeme tarafından bir milyar lira kefaletle serbest bırakıldı. Bugüne kadar ülkemin bir hukuk devleti olduğuna inanıyordum, fakat yanılmışım. Bu ülkede insan hayatı bu kadar ucuz mu? Bir insan bu kadar ucuza mı yetişiyor? Ben 10 milyar lira vereyim, yeter ki suçlular cezasını bulsun. Oğlumun kanı yerde kalmasın.’’

‘‘Bugün Anneler Günü... Eğer oğlum yaşasaydı gelip benim elimi öperek hayır duamı alacaktı’’ diyor Emine Hanım ve ekliyor: ‘‘Uğrunda oğlumu feda ettiğim ülkem bu mahkeme kararıyla bana en acı Anneler Günü hediyesi verdi.’’

Evet 22 yıllık bir yaşam, gözü yaşlı bir ana ve bir milyar!

Adaletin bu mu Türkiye. Sayın parlamenterler, Trafik Yasası'nı hálá bekletecek misiniz?

Anneler Günü'nüz kutlu olsun

‘‘Bana okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız söyleyeyim: Annemdir.’’

(Abraham LİNCOLN)

Seydaoğlu: Ben uygar biriyim

ANAP Diyarbakır Milletvekili Sebgatullah Seydaoğlu, ‘‘Olmadı Seydaoğlu’’ (11.5.2001) yazısına şu açıklamayı gönderdi:

‘‘Meçhul bir kapıcının iddiasına atfen beni infaz ettiniz. Kiralık bir büroda seçmenlerime hizmet ettiğim doğrudur. Bu bir sorumluluk ve hizmet aşkıdır. Ben milletvekiliyim; yanımda üç bayan personel ile iki erkek danışman çalışıyor. Meclis'te günde 200-300 kişiyi ağırlayamadığım ve dinleyemediğim için bu bürodayım. 8 daireli binanın zemininde bir müzik danışmanlık ofisi var; piyano dersleri veriyor. İki katta da İran seyahat acentesi var. Bu apartmana yüzlerce kişi gelip gider; bana gelen güzel çirkin her insan gibi... İnsan Hakları Komisyonu Başkan Vekili ve İçişleri Komisyonu üyesi olduğumu unutmayın.

Aşırı stres, tansiyon ve yorgunluktan dolayı iki kez ambulansla hastaneye kaldırıldım. Alkollü içki kullanmam.

İşyerinden 5 km'lik uzaklıktaki evimi de yazmışsınız. Hiçbir komşum resmi ve şifahi şikáyette bulunmamış. 40 yıldır hobim ve demokrasi sembolü olan güvercin beslerim. 200 milletvekili köpek, kurt, kedi, keçi vs. besliyor. Bu bir suçsa bu bana ait. Dört ulusal TV, evime gelip toplam 20 dakika canlı yayın yaptı, komşularımla röportaj yaptı. Şikáyetçi çıkmadı. Meclis lojmanlarında üzülerek söylüyorum, cinayet işlendi, bu 5-10 güvercin kadar ilgi görmedi.

Ben hümanist değerlere sahip, insan hakları ile ilgilenen köylü kökenli bir üniversite mezunu, iki dönem önseçimle seçilen milletvekiliyim. Kent kültüründe, köy kültüründe çok medeni yaşayan demokrat biriyim.’’

Haberin Devamı

Amik Gölü'nü kurutursan bu felaket olur

ANTAKYA'yı altüst eden sel felaketinden etkilenen duyarlı okurlarımız tepkilerini aktardılar. Antalya'dan Tunç Tarımcı, ‘‘Herkes üzüldüğünü söylüyor. Ama ülkeyi taşkın felaketine karşı koruma görevi yasayla kime verilmiştir; bu işin sorumluları kimlerdir?’’ diye soruyor. İstanbul'dan Dr. Aykut İlalan, ‘‘Kızılay nerede; yoksa yine iç kavgalarını mı sürdürüyorlar’’ diyor.

Hükümet, Antakya'da yaşananları henüz fark edemiyor. Ecevit, Bahçeli, Yılmaz ve Özkan'ı gören yok, sadece bakanlar Rüştü Kazım Yücel, Nami Çağan ve Mustafa Yılmaz, Antakya'ya gelmiş; HADEP ve ÖDP genel başkanları, belediye başkanını bizzat aramış, Bahçeli, Çiller ve Kutan ise 'geçmiş olsun' mesajını dolaylı iletmişler. Deniz Baykal ise partisinden istifa eden belediye başkanını nihayet bugün ziyaret edecekmiş. Gaziantep Belediye Başkanı Celal Doğan, devletten önce yardım ulaştırmış bölgeye.

Antakya Belediye Başkanı İris Şentürk'e felaketi sorduk:

‘‘Yeterli yardım yok, halkımız çok sıkıntıda. Belediyeye hiçbir para da gelmedi. Kızılay'ın 11 ton gıda yardımı gönderdiği açıklandı. Küçük torbalarla bir şeyler dağıtılıyor. Felaketi televizyonlardan anlattık ama hemen unutulmaktan korkuyoruz.

Amik Ovası'nın kurutulmasının bu felaketle ilgisi olabilir mi?

- Doğrudur, 1960'ların sonlarına doğru kurutulmasıyla yörenin iklimi allak bullak olmuştur. Meşhur DSİ'nin bataklık sulak alanlarının kurutulması projesi kapsamında, toprak kazanmak için yapılmıştı. Başka bölgelerden getirilen vatandaşlara 10'ar dönüm olarak dağıtılmıştı. Ben 10 yıl Antakya Çevre Koruma Derneği'nin başkanlığını yaptım, Amik Gölü'nün yeniden oluşturulması için savaş verdim. Çünkü dere ve çaylardan gelen sular Amik Gölü'ne, oradan da da Asi Nehri'ne dökülüyordu. Doğal denge bozuldu. Şimdiki felaketle dağlardan inen suları, Asi Nehri taşıyamadı. Kentler ve tarlalar garip bir çamur tabakasıyla örtüldü.

Sesinizi duyuyorlar mı?

- Meteorolojiden gelen sağanak yağmur uyarısıyla felaket daha da büyüyebilir. Kanallar çamur dolu, yeni sular nereden akacak? İş makineleri yetmiyor. Biz ve Samandağ'dan başka 30 dolayında belde sesini duyuramıyor. Onların hali daha kötü.

Şentürk'e bu arada bir telefon geliyor; Adana'dan görevlendirilen Vali Oğuz Kaan Köksal'la bir mahalleye gidecek. Hemen bir şeyler söylüyor:

‘‘Bayındırlık Bakanlığı daha dün Antakya'yı afet bölgesi ilan etti. Bu yetmez, Bakanlar Kurulu'nun afet genelgesi gerek. Bu karar alınırsa fonlardan yararlanma olanağı var. Ancak fonlardan yararlanıp Antakya'yı çamurdan temizleyebiliriz. Ankara lütfen sesimizi duysun.

Atatürk, Hatay'ı kolay kazanmamıştı; Türkiye'ye son armağanıydı.

ENKA-Poligon çatışması

‘ENKA çocukları ateş hattında‘ (19.4.2001) yazındaki veli gerçekleri yansıtmamaktadır. Trap, skeet atış poliganı 1958'den beri İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'nün faaliyet programımları çerçevesinde Avcılık ve Atıcılık Federasyonu'nun faaliyetlerini yürüttüğü, bu anlamda Dünya, Avrupa, Balkan ve Türkiye Şampiyonalarının yapıldığı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'ne ait bir spor tesisidir.

Poligonun şampiyonalara hazır tutulması, sporculara antrenman olanakları sağlanması bakımım ve onarım yapılması görevi, Genel Müdürlükçe İstanbul Avcılık ve Atıcılık Kulübü'ne verilmiştir.

Esasen Poligon, ENKA, Karadeniz Vakfı ve İstanbul Tenis Kulübü'nün yer aldığı arazi, sahibince 1950'de poligon olarak kullanılmak üzere Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'ne bağışlanmıştır. Arazinin 100 dönüm kadarı, 1980'li yıllarda spor tesisi yapılması için ENKA'ya tahsis edilmiş, ancak ENKA bu alana okul yapmış; bir kısmı kaçak olan binaları yaparken poligonun güvenlik alanından 18 dönümlük araziyi işgal ederek atletizm alanına eklemiştir. İşgal ettikleri güvenlik alanını geri verdiklerinde, var olduğunu iddia ettikleri aslında olmayan problem doğal olarak ortadan kalkacaktır.

Görüleceği gibi bağışlanan arazide bağış amacına uygun faaliyet yalnızca yazıda eleştiri konusu yapılan poligonda sürdürülmektedir. Valilikten alındığı söylenen kapatma kararı zaten 6136 sayılı yasanın Ek 11 nci maddesine göre uygun değildir.

Fikri KURTULUŞ-İSTANBUL Avcılık ve Atıcılık İl Temsilciliği.

Tapum yok ki

OKURUMUZ Hüdai Türkmen, SSK borçlarının taksitlendirilmesi kolaylığından yararlanmak için Fındıklı SSK'ya giderek dilekçe verdim. Teminat olarak da dükkanımda bulunan ozalit makinasını gösterdim, ‘‘olmaz' dediler.

‘‘Ne olacak‘‘ dedim.

Bunun üzerine ‘‘evinin tapusu’’ dediler, 'yok' dedim; 'arabanın ruhsatı' dediler, ‘‘yok’’ dedim.

‘‘Banka teminatı’’ dediler, ‘‘yok’’ dedim.

‘‘O zaman senin borçlarına kefil olacak birinin Noter'den kefaleti gerek' dediler.

Bunların amacı dürüst vatandaşların borçlarını ödeyememesi için bir sürü zorluk çıkartmak.

Vergi ödeme kolaylığında böyle bir şeyler istenmedi. Taksitlerimizi bu krizde zor da olsa ödüyoruz. SSK niye böyle yapıyor. Anlamak mümkün değil.

Yaşar Okuyan bu yazıyı okur mu acaba?

MESAJ

ÜSKÜDAR'dan bir bayan okurumuz başına gelen bir olayı anlatıyor:

‘‘Bir vekalet nedeniyle Üsküdar 5. Noterliği'ne gittim. İşlemler uzayınca WC'ye gitmek istedim. Yaklaşık 10 hanım memurun çalıştığı Noterlikte tuvalete gitme izni alamadım. Başkatip Şafak Kutan'a da rica ettim; 'burası umumi WC değil nereye istersen yap' gibi sözler sarf etti. Çalışanların hemcinslerine dahi bu kadar ketum olmaları beni hem üzdü hem de şaşırttı.’’

BAKIRKÖY Belediyesi'nin köpek barınağını bir vesile ile gördüm; hayvanların bakımı, çalışanların iyiliği ve barınağın şartları açısından fevkalade bir durumdayıdı. Hayvanları Koruma Derneği tarafından işletilen böyle bir barınağın mevcudiyeti bir hayvansever olarak beni çok memnun etti. Bunun diğer barınaklara örnek teşkil etmesini diliyor, Bakırköy Belediyesi'ni tebrik ediyorum.

Tülin DOĞAN-BEŞİKTAŞ

ANKARA Valisi Sayın Yahya Gür'e: Şikáyetimiz, Gaziosmanpaşa, Çayhane Semti'ndeki okula ismini veren tanınmış işadamı Sayın Mehmet Nazif Günal'ın okula hiç yardım etmemiş olması ve söz verdiğini bildiğimiz halde okul binası yaptırmak için harekete geçmemiş olmasıdır. Okulun fiziki yapısının tamamlanması, verilen sözlerin ve atılan imzaların bir an önce yerine getirilmesi gerekmiyor mu?

Bir grup veli adına D.A.

Yazarın Tüm Yazıları