Ege Cansen: Para gelmezse
Ege CANSEN
EĞER 15 Nisan'a kadar gerekli yasal değişiklikler yapılmaz ve dış destek gelmezse ‘‘çok geç olur'' gibi bir cümle sarf eden (eğer sarf ettiyse) Bakan Derviş, bence de maksadı aşan bir ifade kullanmış oldu. Gerek dış desteğin bir an önce gelmesi, gerekse yasal düzenlemelerin gecikmeden yapılması, şüphe yok ki içinde yaşadığımız krizi en az hasarla atlatmak için son derece yararlıdır. Ancak, herhangi bir yasal düzenlemenin veya muayyen bir para girişinin belli bir süre gecikmesi, hatta hiç olmaması Türkiye gibi büyük bir ülkenin kaderinde ‘‘çok geç'' olarak nitelendirilemez. Çünkü çok geç, ‘‘iş işten geçti'' demektir. Böylesi ifadeler, en namüsait şartlarda bile, bir şeyler yapması gereken yönetimin manevra alanını daraltır. Üstelik halkta, gereksiz korkulu bekleyişlere sebep olur. Bu da işleri kolaylaştırmaz, zorlaştırır.
* * *
Türkiye'nin içine girdiği iktisadi bunalımı bir daha özetleyelim: 1 Ocak 2000 tarihinde IMF'nin telkin, tavsiye ve takviyesiyle yürürlüğe giren ‘‘Döviz Çıpalı İstikrar Programı'' ilk aşamada ekonominin canlanması ve bütçe açıklarının kapanması için çok faydalı iki değişikliğe sebep oldu. Birincisi, reel faizler sıfıra düştü. İkincisi, TL. döviz karşısında değerlendi. Eşyanın tabiatı icabı, ekonomik sistem bir süre sonra bu iki değişkende ‘‘düzeltme hareketi'' yapacaktı.
* * *
Ne yazık ki, düzeltme hareketi başladığında bankalarımızın, hatta reel sektör firmalarımızın bilançoları aşırı ‘‘kaldıraçlanmış'' (leveraged) durumdaydı. Yani, özkaynak verimini artırmak için, hem yüksek borçlanılmış, hem de aktif ve pasif kalemleri arasında, vade ve döviz cinsinden ‘‘uyuşmaz'' (unmatched) pozisyonlar yaratılmıştı. Kısaca, bankalarımızın bilançoları sakattı. Piyasa güçleri, faizlerde düzeltme hareketine başlayınca, kaldıraçlanmış bilançolar bu yükselişi misliyle büyüttü. Sistem panikledi. Bunun üzerine hareket, açık pozisyonlardan işkilli döviz piyasasına sıçradı. Sonunda mali kesimde başlayan kriz, reel kesimi vurdu.
* * *
Gelelim bugüne. Bu kriz, ekonomide olması gereken ‘‘düzeltmeleri'' yapmıştır. Yani normalizasyon süreci kendiliğinden başlamalıdır. Ancak, bu arada iki kötü şey olmuştur. 1) Para piyasaları sersemlemiştir, bu yüzden iç ve dış borçların döndürülmesi pahalılaşmış ve zorlaşmıştır, 2) Bütçe şaşmıştır. Bundan sonra acilen iki şey yapılmalıdır. Birincisi, Merkez Bankası'nın piyasalara girerek TL. ve döviz arz ve talebinin, yeni döviz ve faiz fiyatlarına intibak etmesini sağlamasıdır. İkincisi de bütçenin yeniden inşa edilmesidir. Bunlar olunca, reel sektör kendiliğinden toparlanmaya başlayacaktır.
Krizin aşılması sürecinin içine, Türk ekonomisinin, uzun vadeli temel yapısal meselelerinin çözümünü sıkıştırmak şart değildir.
SON SÖZ: Korku, eceli muaccel kılar.
|