Film gibi

GEÇENLERDE televizyonda eski bir Türk filmine takıldım. Yaygın söylenişiyle bir ‘‘yasak aşk’’ı anlatıyordu. Yine yaygın yaşanışıyla evli olan taraf erkekti.

Film boyunca türlü engellerle karşılaştı áşıklar. Bilirsiniz işte... Filmi anlatacak değilim.

Diyeceğim şu: Bir seyirci olarak adamın karısını boşayıp sevgilisiyle evlenmesini istedim. Onlarla üzüldüm, onlarla sevindim. Sonunda istediğim olunca neredeyse kendimi kaptırıp alkışlayacaktım.

Peki neden?

Çünkü öyle olsun istemişti filmi yapanlar. Bize hikáyeyi áşıklardan yana olmamızı sağlayacak biçimde yansıtmışlardı.

Aynı hikáyeye aldatılan ve sonunda terk edilen eş tarafından da baktırabilirlerdi. Ufak bir iki değişiklikle sağlanırdı bu.

Misal, sevgilinin film boyunca kombinezonla dolaşması, sigarasından çektiği nefesi üfledikten sonra şuh bir kahkaha atması yeterli olurdu. Bir de rol dağılımında küçük bir değişiklik yapılır, Hale Soygazi'nin rolü Lale Belkıs'a, Lale Belkıs'ınki Hale Soygazi'ye verilirdi. Bize de eş yerine sevgiliye ‘‘Çık aradan!’’ diye bağırmak kalırdı.

* * *

Lafı Süreyya Ayhan-Yücel Kop-Süheyla Kop üçlüsüne getireceğim.

Atlet Süreyya Ayhan ve antrenörü Yücel Kop arasındaki ilişkiye dair haberleri gazetelerde görmüş, ama genç kız-olgun evli erkek aşkını artık kanıksadığımdan pek ilgilenmemiştim doğrusu.

Geçen pazar günü Ayşe Arman'ın ikisiyle yaptığı röportajı okuyunca durum değişti.

Kendimi birden bu ilişkinin destekçisi olarak buldum. Telefon açıp saadetler dileyesim geldi. Kurdukları tertemiz dünyayı kimse yıkmasın diye kapılarında nöbetçi bile olurdum.

Aşk gelince geliyordu işte; sporcu, antrenör, genç, yaşlı ayrımı yapacak değildi.

Hem işin içinde sadece aşk değil, büyük bir başarı da vardı. Birlikte gece gündüz çalışıp Süreyya'nın şampiyonluğunu kotarmışlardı.

* * *

Sonra...

Sonra salı günü Fatih Altaylı'yı okudum.

A, sahi... Aralarındaki ilişki başladığında Süreyya henüz 13 yaşında bir çocukmuş. Nasıl atladım ben bunu.

Tabii ya... 13 yaşında çocuk ne anlar aşktan meşkten, olsa olsa hocasına hayrandır.

Vay be!

Film aniden aşk filmi olmaktan çıkıp ‘‘Tecavüzcü Coşkun filmi’’ haline gelmişti. Seyredip de Yücel Bey'i takdir etmek mümkün değildi.

* * *

Derken, eş Süheyla Kop'un açıklamaları yer aldı bir başka gazetede.

‘‘Süreyya kocama cilve yaptı.’’

‘‘Kocam sonunda kendini ona kaptırdı.’’

‘‘Yaptıklarıyla sağlığımı bozdular.’’

Kötü kadın, sonunda baştan çıkan yarı masum yarı salak erkek, gözü yaşlı eş.

En çok seyirci bulan filmdir bu. Acılı eşe hak vermemek mümkün müdür? Başa gelen kolayca yenilir yutulur bir şey değildir. Kim olsa feryat eder.

Ancak bütün mağdurelerin feryat ederken içlerine teyp bandı yerleştirilmişçesine, söyledikleri birbirinin aynı sözler bize gerçek hikáye hakkında bir fikir vermez. Zira fena halde taraftır onlar.

* * *

Netice olarak...

Bu olayla ilgili ortada üç adet senaryo var.

Birincisi, Süreyya Ayhan'la Yücel Kop'un Ayşe Arman eliyle yazdıkları... Burada içinde hesap kitap olmayan, tertemiz bir aşkı ve birlikte başarma azmini barındıran bir ilişki var.

İkincisi, Fatih Altaylı'nın okuduklarından, sezgilerinden, ahlak anlayışından yola çıkarak yazdığı senaryo: Kafası karıştırılan, küçük, masum kız ve fırsatçı erkek.

Üçüncüsü ise, Süheyla Kop'un yazdığı, kötü kadın, aklı çelinen erkek ve acılı eşi anlatıyor olanı.

Senaryolar bunlar.

Peki gerçek hikáye ne?

Kim haklı kim haksız?

Bu gibi olaylarda haklıyı haksızı bulup çıkarmak imkánsızdır. Zaten yoktur ki öyle bir şey. Herkes haklıdır. Ya da haksız.

Ama bir gerçek hikáye vardır tabii. Ve onun ne olduğunu bilen birileri de...

Bu olayda o birileri bence ne Ayşe Arman'dır, ne Fatih Altaylı. Süheyla Kop da değildir. Hatta Süreyya Ayhan bile değildir.

Hikáyeyi bilen tek kişi Yücel Kop'tur.

Bu durumda ben kimseyi ne savunabilir ne de suçlayabilirim.


MIŞ-MUŞ


Derviş, Arjantinli kader arkadaşına, ‘‘Biz kurtuluyoruz’’ demiş.

Kurtulmak mı? Ölümün kurtuluş olduğu noktaya mı geldik yoksa?

İbrahim Kutluay, ‘‘Evlenmeye hiç niyetim yok’’ demiş.

Hayat ne tuhaf. Demet Akalın üç beş ay önce İbrahim'den bu cümleyi duyduğunda dünyası kararmıştı, şimdi aynı cümleyle dünyası aydınlanmıştır herhalde.

Denktaş, ‘‘Boşu boşuna ömrümü tükettim’’ demiş.

Ya bizim ömrümüz? Geldiğimde Kıbrıs meselesi vardı, giderken de olacaktır, eminim.

Hakan Uzan'la Yeşim Salkım tek celsede boşanmışlar.

Mahkemelik olmadıkları bir eşleri kalmıştı, o da olmuş.
Yazarın Tüm Yazıları