Mıcırda ölüm salgını

Güncelleme Tarihi:

Mıcırda ölüm salgını
Oluşturulma Tarihi: Ağustos 23, 2005 21:03

14 ağustosta meydana gelen trafik kazasında SKY TV’nin genç haber spikeri Mehmet Tacettinoğlu hayatını kaybetti. Kabahatin ‘YOLA DÖKÜLEN MICIRDA’ olduğu anlaşıldı. (Rahmetli meslektaşım da büyük bir hata yapmış, kemer takmamıştı maalesef!) O tarihten beri, gün yok ki televizyonlarda, gazetelerde bir ‘MICIR CİNAYETİ’ haberi kullanılmasın. Bir yerlerde, birileri ‘mıcır yüzünden kaza yapıp’ ölmesin. O kadar ki, Türkçe hatasından endişe etmeyen medyamız, mıcırı ‘SERİ KATİL’ bile ilan etti.

Haberin Devamı

(Seydişehir-Antalya Karayolu’ndaki kaza bu hadiseden önceydi gerçi. ÖSS imtihanını kutlayan dört genci taşıyan araç, mıcırda savrularak bir TIR’ın altına girdi. İki delikanlı öldü, üç kişi de ağır yaralandı. Bursa’da bir iş adamı İzmir yolunda mıcırda kaydı, ölümden döndü. Gebze-Ankara yolunda aynı sebeple meydana gelen kazada, gazeteci Fatih Gürbüz'ün annesi vefat etti; babası, halası ve iki kardeşi yaralandı. Bunlar, sadece benim not edebildiğim ‘MICIR KAZALARI’. Başkaları da haber oldu, arasam bulabilirim...)

Ne oldu da birden, memleketin dört bir yanından ‘mıcır kazası’ haberi yağmaya başladı, sanki bir ‘mıcır salgını’ patlak vermiş gibi?

 

Bu hadise, mıcıra has değil üstelik...

 

*

 

Bir düğünde magandanın biri, tabancasını çekip sağa sola ateş ederken bir masum vatandaşın canını yakmayagörsün; bu cinayet, gazetelere koca koca haber olmayagörsün... Yurdun dört bir yanında magandalar düğün dernekte kurşun sıkmaya, ‘MAGANDA DEHŞETİ’ haberleri yazı işlerine akmaya başlar!

 

Memleketin bir köşesinde, sekiz on hayvanın bir araya gelip, çocuk yaşta bir kıza tecavüz ettiği haberi patlamayagörsün... Anadolu’nun dört bir bucağından ‘BİR SÜBYANCI REZALETİ DE BİLMEM NEREDE’ diye haberler yağmaya başlar!

Haberin Devamı

 

Kadının biri, ‘geneleve satmaya çalışıyordu’ diye kocasını öldürür, Edirne’den Van’a, millet kavat kesilir...

 

Bir yerlerde bir turist kadına tecavüz edilir, tutmayın artık Türk erkeğini, uçanla kaçan kurtulur, nerede turist varsa, oradan tecavüz haberi gelir...

 

Bir töre cinayeti mi işlendi, garip bir emekli ATM’de parasını dolandırıcılara mı kaptırdı, ehliyetsiz ve sarhoş sürücünün biri bir yayayı mı ezdi...

 

Hürriyet’in haber merkezine benzer haberler oluk oluk akar...

 

NİYE?

 

Birinci ihtimal ‘haberin suçu tetiklediği’ fikridir. Yani, memleketi kasıp kavuran tecavüz yahut sübyancılık modasının müsebbibi, kahrolası basındır! Gazeteler, televizyonlar haber yaptığı için, birilerinin aklına gelmekte, gizli kalmış hain emelleri tetiklenmektedir...

 

- Sahi lan, iyi fikir, bir turisti de biz şaapalım!

- Ulaaaan, oğlanın sünnetinde birini vurah da delevizyonlara haber olah lan Seydi!..

Bu (kazalar hariç, ‘faili olan fiiller’ için) az da olsa bir ihtimal.

İkincisi, polis - gazeteler, televizyonlar haber yapınca, kamuoyu tepki verince - bu tür vukuatın üstüne daha bir gayretle gitmektedir, iddiası.

Bu da pek mantıklı görünmedi, değil mi, vukuat var ki polis üstüne gidiyor. Ama bu tür haberlerin, vatandaşı ihbar etmeye, kurbanları şikayetçi olmaya cesaretlendirdiği doğrudur. Dolayısıyla polisin işini kolayladığı...

Haberin Devamı

 

Peki bir de şöyle desek:

Böyle hadiseler Türkiye’nin her yerinde her zaman oluyor. Ama medya buna zaman zaman uyanıp, haber yapıyor. Yerel muhabirler, bu haberlerin gazetede / ekranda yer bulacağını bildiklerinden olayı kovalamaya, yazı işlerine geçmeye başlıyorlar. (Ama bazen işin üçkağıdına da kaçıyorlar. Mesela aşırı süratten meydana gelen bir kaza haberini, yazı işlerine ‘mıcır kazası’ diye kakalamaya çalışıyorlar!)

Sonra, maymun iştahlı medyamız sıkılıyor; tecavüzler, cinayetler, ölümler rutin haline geliyor, gazı kaçıyor, modası geçiyor ve bir müddet için unutuluyor...

 

Ta yeni bir hadise patlak verene, üzücü olay bir gazetecinin, bir ‘ünlünün’ başına gelene, yahut da bir yerlerde ‘haberleri tetikleyecek kadar vahim’ bir hadise patlak verene kadar...

Haberin Devamı

 

Ne dersiniz, bu daha mı mantıklı?

 

Hadi, kimsenin hakkı yenmesin, MÖSYÖ P TAKTİĞİ ile bütün bu söylediklerimizin iyi kötü payı var diyelim!

 

 (*) Yani bizim, Allah selâmet versin, felsefe hocamız Mösyö P...

 

Felsefenin F’sinden çakmaz, ama 11 Edebiyat’a felsefe hocası olmuş. Bunu bilen fırlamanın biri, öğrenmek istediğinden değil, itlik olsun diye olmadık bir soru sorar hocaya:

 

- Mösyö, Aristoteles’in ‘dört temel element’ teorisi, Platon felsefesine nasıl bir yenilik getirmiştir’ mealinde bir saçmalık.

Ulan P. ne bilsin? Hemen ‘B Planı’ uygulamaya koyulur: KATILIMCI HOCA ayakları!

- Güzel bir soru! Eveeeet, kim cevap verecek, sözlüden ‘artı 2’ vereceğim cevap verene!

‘Ulan Allah vere de, biri bir cevap verse, bu badireyi kazasız atlatsak’ hesabı...

Nasılsa P.nin cevabı bilmediğin bilen itoğlu itler hemen parmak kaldırır.

X bir şeyler saçmalar. Y buna bambaşka saçmalıklar ekler. İkisi de hem hocayı kurtarıp göze girer, hem de sözlüden iyi notu kapar.

Şimdi son sözü felsefe hocası P.nin söylemesi, konuyu toparlaması lazım.

Haberin Devamı


Ama ne edecek, konudan haberi yok ki? P’de onun da çaresi var:

- Şimdi, X’in söylediğiyle Y’nin söylediğini duydun değil mi? İkisini topla, ortalamasını al... Al sana sorunun cevabı. Anladın mı?

- Açıklamanız için teşekkür ederim Mösyö!

Benimki de o hesap, yukarıdaki üç ihtimalin üçünde de doğruluk payı var.

Üçünü toplayıp ortalamasını alın, işte size NİYE? sualinin cevabı...

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!