Sevgili günlük

Üç gündür geberik bir şekilde, yutkunmaktan aciz, evde bayıyorum.

Bana ne oldu bilmem. Bundan üç-dört yıl evveline kadar tarihinde toplasanız iki-üç nezlesi olan bünye, son yıllarda sonbahar dedi mi bir düşüyor, ilkbahara kadar burnu elektrik süpürgesi gibi yerlerde dolanıyor.

Validenin kulakları çınlasın!

Tamam, benim gibi karlı günlerde bile duş aldıktan sonra saçını kurutmadan kendini sokağa atan, kaşkol, şemsiye gibi aksesuvarlarla işi olmayan, kötü beslenen, hastalandı mı tipik bir Türk olarak ilaç niyetine ‘geçince geçer’ kullanan birine müstehaktır...

Yine de... Dedik ya Türküz...

İlaç olarak ‘geçince geçer’ kullanıyorsak, iman olarak da ‘Bana bir şey olmaz’ fikriyatına tutunmuşuz. Belli bir yaşa kadar hırpalanmamış bir bünyeyle gayet de iyi idare etmişiz, hep böyle gidecek diye ummuşuz.

Evin içinde, üç gündür dolanan bir kara sinek var. Kara sinek dediysem, minnoş bir kuş ebatında! Azman azman...

Hani evin içinde kafessiz mafessiz saka barındırsam ve hayvanı günde beş öğün kokainle beslesem, herhalde ortaya böyle bir sonuç çıkar.

Bir dakikacık da kır kanadını düz dur be abi.

Yok, gribal enfeksiyon yetmezmiş gibi, insanı ruh hastası da etmeden şurdan şuraya bırakmayan bir vızzzıltıyla ve akıl almaz bir eforla, salonda manik manik döneniyor.

Yine de şimdiye dek çoktan ölmesi gereken bir hayvan olduğu hálde Allah’ın bu kışında, yaşama böylesine tutunduğu için takdir ve hayranlık duygularıyla, hiç dokunmuyorum.

Kış günleri, sineklerle daha kolay anlaşabiliyor insan.

Tam bu noktada zırvaladığımı düşünen ve ‘Günlerdir nedir bu geyik; bize ne senin sigara bırakma ve hastalık mızmızlanmalarından?’ diye serzenişte bulunacak olan okura selam etmek isterim.

Kusura bakmayın, kısa olacağını umduğumuz bir süre böyle; bu patates beyinle bu kadarı oluyor.

Ha, meselá bu patates beyinle bile Erkan Mumcu’nun siyasi geleceği üzerine birkaç öngörüde bulunabilirim herkes gibi ve kadar...

İstikamet belli olduğu için isabetli de olur söylediklerim ama bunu isteyecek bir vatan evladı çıkar mı, o vatan evladının ruh sağlığı benden daha iyi durumda mıdır, o da ayrıca tartışılır yani.

Bu arada, ben bu yaşımda böyle sürünedurayım, bütün kanallarda Ertuğrul Akbay var.

Saçlarını boyamadığını, onun yerine doğru beslendiğini, bir başka deyişle saçlarını havuç yemek suretiyle boyadığını anlatan 66 yaşındaki ihtiyar delikanlı...

Kendilerinin şortunun üst düğmesi açık, yapılı bedenini gururla sergilediği fotoğrafını gördüğüm günden beri bir garibim zaten.

Geceleri rüyamda beni kolumdan çekiştip zorla solaryum salonuna sürüklemeye çalışan, solaryum aletinin altında yatarken ağzıma çiğ kereviz sapı tıkıştıran adamlar görüyorum, kanter içinde -şaşmaz öksürük nöbeti eşliğinde- uyanıyorum.

Zap-zap-zaplarken: Konularına ancak gazetelerden okuduğum kadarıyla vakıf olduğum Yağmur Zamanı, Bütün Çocuklarım ve Kadın İsterse’de mola verdim.

Her birinde en fazla ikişer dakika... Ve... Her birinde ağladım!!!

Sinirlerim zembereğinden boşalmış, yalama olmuş olsa gerek.

Bu böyle gitmez yani... İzindi, rapordu; bir şeyler alacağım...
Yazarın Tüm Yazıları