Bak Sinan Akçıl Osmanlıca biliyor mu hiç!

MİLLİ Eğitim Bakanı Nabi Avcı hançere patlatıyor, “Peyami Safa’nın ‘Doğu-Batı Sentezi’ni, Atillâ İlhan’ın ‘Hangi Batı’sını, Cemil Meriç’in ‘Bu Ülke’sini, Şevket Süreyya’nın ‘Suyu Arayan Adam’ını okusunlar” diye...

Haberin Devamı

Böylece her defasında bu konu ilk defa konuşuluyormuş gibi baştan başlamazmışız Osmanlıca tartışmasına. Yok ‘ortaçağ karanlığına dönüş’tü, yok ‘eller aya biz yaya’ydı gibi ucuz klişelerden de kurtulurmuşuz...
Bana sorarsanız, boşuna gırtlak yırtıp nefes tüketmesin. Kendi kütüphanelerimize müracaat alışkanlığı zayıftır bir kısım okumuşlarımızın.
Referansları medeni dünyanın birikimidir, ki biz gayrimedeni bir yerden geldiğimiz için, kendimizi beğendirip o dünyaya girme telaşındayız hâlâ...
Dolayısıyla meseleyi “Batı’nın ilmini, fennini alacağımıza dilini, kültürünü aldık” düzleminde anlatmak, çok zahmetli iş. Düşünün, diyeceksiniz ki; yahu biz modernleşmeyi yanlış anladık, ‘asrileşme’ yerine ‘çağdaşlaşma’ demekten ibaret zannettik... Batılı gibi olmayı gardırop değiştirmekle, Şark’ın harflerini ve kelimelerini atıp Garp’ın harflerini ve sözcüklerini almakla karıştırdık...
Alaturka müziğimizi çağdışı bulup alafrangaya ruhumuzu teslim ettik, adına müzik devrimi dedik, kültür inkılabı dedik... Bak ne oldu, dilimizin ruhu, derinliği, şiirselliği gitti; mana ve ses müzikalitesini kaybettik...


* * *

Haberin Devamı


Düşünün, diyeceksiniz ki; dilin imkânlarını kıstığınızda aklın ve düşüncenin imkânları da kısılır...
Dil kısırlaştığında fikir de kısırlaşır...
Kişinin dil dünyası köksüz ve yavansa duygu dünyası da yavan ve kof olur... Anlam dünyası da...
Dil güdükse zihin de cılız ve güdük kalır...
Dil fukaraysa şarkılar da, türküler de boş ve fukaradır...
Dil çocuksu ise ruh da ham ve çocuksu olur...
Bütün bunları diyeceksiniz ama nafile, bu kuru lakırdılara kafa yoracak kim?


* * *


Ben Osmanlıca bilenle bilmeyen arasındaki farkı anlatmanın daha zahmetsiz bir yolunu buldum.
Popçu Sinan Akçıl ve hayranları bilmiyor, Safiye Ayla ve onun hayranı Atatürk, eski yazının da, lügatımızın da dik âlâsını biliyor.
Sonuç ortada...
Sinan Akçıl’ın YouTube’da 40 milyon tıklanan son hit parçası ‘Tabi Tabi’nin sözlerine bir bakın, bir de Safiye Ayla’nın söylediği, Atatürk’ün sevdiği şarkılara; farkı şakkadak anlarsınız...


* * *

Haberin Devamı


Tabi Tabi:
Sendeki cesaret bende olsa
Korkmaz mısın aşk bir uçsa
Ölmez misin kalp bir dursa
Bilerek beni kaybettin


*


Dönmüyorum sana her ne olsa
Baştan sona her yarışta
Bir galip olur bir de asla
Kazanamayan birileri


*


Tabi tabi kim seviyor belli
Sana akıl daha yeni mi geldi
Sözlerine koyup attığın o taşlar
Kafama değil bak nereme geldi


*


Sana diyorum ben he yo he yo
Senin bu aşkın uzayıp gidiyo
Ayrılırken lütfen sen de bir şey deme
Kurtulmuş olalım böylelikle


*


Sana yazık da bana değil mi?
Kaçıp giden hiç geri gelir mi?
Duydun işte sen her şeyi
Kalbim sana atmıyor suç benim mi?


*


Yine mi çalıyor daha yeni kapadığım
Senin giremediğin kapı dum dum
Seni duydum kesin oydun
Telefonunu da açmıyorum zor durum


* * *

Haberin Devamı


Bu da Yemen Türküsü:
Havada bulut yok, bu ne dumandır
Mahlede ölüm yok, bu ne şivandır
Şu Yemen illeri ne de yamandır


*


Ah o Yemen’dir, gülü dikendir
Giden gelmiyor, acep nedendir


*


Burası huş’tur, yolu yokuştur
Giden gelmiyor, acep ne iştir


*


Kışlanın önünde redif sesi var
Bakın çantasında acep
nesi var
Bir çift kundurası, bir de
fesi var
Ah o Yemen’dir...


*


Kışlanın önünde geziyor
kazlar
Elim-kolum ağrır,
yüreğim sızlar
Yemen’e gidene ağlıyor
kızlar
Ah o Yemen’dir...


*


Kışlanın önünde bir
binek taşı
Yoklama yapıyor bizim
binbaşı
Sefere giderler çavuş, onbaşı
Ah o Yemen’dir...


* * *


“İki musiki heyeti dinledim... Fakat benim Türk duygularım üzerinde artık bu musiki, bu basit musiki, Türk’ün çok açılmış ruh ve duygusunu karşılamaya yetmez. Şimdi karşıda uygar dünyanın musikisi (Batı müziği) de duyuldu. Bu ana kadar Doğu musikisi denen şakımalar karşısında kansız, cansız gibi görünen halk, hemen harekete ve uygulamaya geçti. Hepsi oynuyor ve şen, neşelidir...”
Atatürk 1928 senesinin bir gecesi, Sarayburnu’ndaki o gazinoda bunları söylerken teksesli dümtek ritminden çoksesli müziğe geçişi kastetmişti. Günümüzün sığ ve zevksiz Türkçesiyle uyduruk cıstak müziğini değil herhalde.

Yazarın Tüm Yazıları