Atatürk’te kavramlar

ATATÜRK’ü anma törenlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu, “milli irade, milli hâkimiyet” kavramlarını vurgulayan konuşmalar yaptılar.

Haberin Devamı

CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile MHP Lideri Bahçeli ise Atatürk’ün başka kavramlarını ön plana çıkardılar, “demokrasi, hukuk devleti, meşruiyet, milli kimlik, bağımsızlık” kavramlarını vurguladılar.
Belli ki dört lider de bugün öncelik verdikleri siyasi kavramlar açısından Atatürk’ü değerlendiriyorlar. Bu bir bakıma normal. Atatürk gibi “tarih yapan” bütün şahsiyetler hakkında, hele de çok farklı dönemlerde yaşamışlarsa, farklı yorumlar olması kaçınılmazdır.


DOĞRU OKUMAK


Yanlış olan, farklı yorumların tarihi bağlamından koparılarak bugünkü kavgalar için kullanılmasıdır.
Doğrusu, Atatürk’ü tarihin akışı içinde incelemektir: Atatürk’ün Osmanlı subayı, Milli Mücadele lideri ve devrimci Tek Adam dönemlerindeki hareket ve söylemleri elbette farklıdır.
Bunu kendisi de belirtir.
Atatürk’ün çeşitli dönemlerindeki farklı sözlerinden bugün işimize gelecek şekilde derlemeler yaparak Atatürk’ler inşa etmek ise, artık “yorum farkı”nın ötesinde, “kurgu”dur, kesin bir metodolojik yanlıştır.

Haberin Devamı


YANLIŞ KURGULAR


Milli Mücadele sırasında, destek almak için Gazi’nin politik olarak İslamcı ve Bolşevik benzeri söylemler geliştirdiği tarihi bir gerçektir. Fakat bu sözlerini seçerek İslamcı veya Üçüncü Dünyacı, ya da Batı düşmanı bir Atatürk kurgulamak yanlıştır.
“Devletçilik” ilkesi tarihi bir gerçektir ama bundan “sosyalist Atatürk” kurgulamak yanlıştır.
Evet Atatürk “Tek Parti rejimi” kurmuştur fakat bunu Lenin’in totaliter “Öncü Parti” teorisine bağlamak yanlıştır. Atatürk’ün “Tek Parti” rejiminin nihai amacı “sınıf diktatörlüğü” değil, Batılı parlamenter sistemdi.
Atatürk’ü doğru okumanın yolu, ondan vecizeler seçip kendi ideolojimize yapıştırmak değil, onu tarih içinde reel olarak okumaktır; evet, tarih içinde... Nitekim Milli Mücadele sırasında haklı olarak Batı karşıtlığı yapan Mustafa Kemal Paşa, Lozan’dan sonra adım adım Batı’ya yönelmiştir; tarihin gerçeği budur.


KUVVETLER BİRLİĞİ


Tarihi okurken “kavramlar”ın anlamının zamana göre değişimini de gözden kaçırmamak gerekir.
Bunun tipik örneği “milli İrade, milli hâkimiyet” kavramıdır. Atatürk, bütün ömrü boyunca “milli irade” demiştir ama bunu daima “kuvvetler birliği” ile tanımlamıştır.
Meşrutiyet döneminin liberal siyasi kültürünü devam ettiren Mersin Mebusu Selahattin Bey gibi “kuvvetler ayrılığı”nı savunan mebuslar da vardı. Gazi Paşa’nın tepkisi “kuvvetler ayrılığı irticadır” şeklinde olmuştu. (2 Şubat 1923 günlü konuşması)
Atatürk’te “milli irade” kavramı, Rousseau’nun “kuvvetler birliği” teorisiyle örtüşür. Bu, bütün erklerin tek elde toplanmasını sağlıyordu. Milli Mücadele bu yönetimle kazanıldığı gibi, devrimler dönemindeki Tek Parti rejimi de buna dayalıydı.

Haberin Devamı


KUVVETLER AYRILIĞI


Bugün ise bütün erkler tek organda, tek elde toplanamaz. Çağımızda milli irade kavramı, birbirini denetleyen ve dengeleyen (check and balance) yasama, yürütme ve yargı erklerinden oluşur.
Atatürk dönemi bir “İhtilal Hukuku” dönemidir. Ayrıntılar için benim “Atatürk’ün İhtilal Hukuku” adlı kitabıma bakılabilir. Kuvvetler birliği ihtilallerin, rejim değişikliklerinin sistemidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin yönü rejim değişikliği değil, demokrasiyi geliştirmektir. Demokraside kuvvetler ayrılığı, seçimler kadar önemlidir.
Demek ki, tarihten kavramlar seçerken mutlaka bunların değişimini, mesela tarihteki milli irade kavramının kuvvetler ayrılığı yönünde evrimleşmesini gözden kaçırmamak gerekir.
Bizim Cumhuriyetimiz bu evrim yeteneğine sahip olduğu için bir Baas cumhuriyeti değildir.

Yazarın Tüm Yazıları