Tuz gibi tuzluk gibi...

HÜRRİYET Ankara’da “Tuz Gölü -göz göre göre- ölüyor” haberi vardı geçenlerde. CHP milletvekili Aylin Nazlıaka 3 yıl önce TBMM gündemine taşımıştı: “Tuz Gölü 2015’de tamamen yok olacak...” Aklıma Nazlıaka ile “mevzi savaşı”nı dün de sürdüren Başkan Melih Gökçek’in “tuz polemiği” geldi.

Haberin Devamı

Ankara’yı esir alan geleneksel kar yağışı tartışmalarında twitterda vatandaşın biri sormuştu:
“Neden yollarda tuzlama yapmıyorsunuz?”
Gökçek
’in cevabı tuzlu geldi:
“Git bir tadıver karı, tuzlu mu değil mi anlarsın.”
Tuz gibi tuzluk gibi...

Tuzdan giden gündeme, dün de “Daha az tuz” pankartlarıyla “hipertansiyon farkındalık yürüyüşü” haberleri eklendi.
Tuzla bu kadar meselemiz olması normal.
Yemeğe tuzu-biberi serpmeden önce avuca dökmek, dünyada bir tek bizde mi var, bilemiyorum.
Sağım sarımsak solum soğan da... Masada tuzluk hangisi meçhul.
* * *
Restoranlarda bakın etrafınıza...
Herkes pürdikkat avucunu açmış, el falında hayat çizgisini inceliyor sanırsınız.
Çünkü masada duran çok delikli-tek delikli iki nesneden hangisinde tuz, hangisinde karabiber olduğunu kestirebilmek, kumardır.
Yüzde 50 yanılma paylı tat-ruleti...
Ki, yüzde 50 yanılma payı da, “kör talih, kahpe felek”i küresel olarak haklı çıkaran Murphy Kanunları’na göre, seçtiğinizin tersinin çıkmasıyla sonuçlanacaktır.
* * *
Zeytinyağlı fasulyenin, enginarın, ayranın filan üzerine tuz niyetine, karabiberi boca ederseniz... Tadı-tuzu olmaz.
Tuzu-biberi yemeğe değil önce avucunuza döker, bakarsınız.
Çünkü tuzluk-biberlik seçimi, yani tek deliklisinde tuzun mu, biberin mi olacağı...
Hemen her restorana, her gönle/her keyfe göre değişir.
Hatta der ki kapısında “1960’dan beri” yazan lokantanın sahibi; “Biz babadan öyle gördük...”
* * *
Mesele tuzlu olduğu için, derin bir araştırmaya gark oldum.
(“Gark olmak”
sözcüğünü, “sound”unu çok gastronomik ve bize özgü bulduğum için itinayla kullandım)
Önce kolayından googleladım meseleyi.
Küresel bir sondajlamayla “Google görseller”e salt shaker yazdım.
Siz de bakın, gelen resimlerdeki “çok delikli” ecnebi tuzlukların altında duş yaparsınız.
* * *
Sonra antik “Adab-ı Muaşeret” kitaplarını karıştırdım elbette.
Ardından da daha yenice “Görgü Kuralları”nı...
Derin araştırmamın “ampirik” safhasında, şeflerin deneyimine de başvurdum.
Ve masadaki Edi ile Büdü’nün çok deliklisinin tuzluk, tek deliklisinin biberlik olduğu kanaatine vardım. Öyle de düşünüyordum.
Bu arada 5 delikli değil, 3 delikli tuzluğun “sıhhatli” ve fonksiyonel olduğunu da savunanlar oldu.
* * *
Bu muamma, teoride tamam gibi.
Bir de masada durup da, serp serp akmayan tuzluk-biberlik stresi var. O ayrı...
Bu devirde akanını bulamıyorsanız, bari içine prinç koyun da, nemini alsın, bu sefer tuzluğun deliğini pirinç tıkasın...
* * *
Şu tuzluk-biberlik meselesine de bir standart gelse iyi olacak.
Hatta karabiberin değirmenlisi marketlerde 8 lira, deniz tuzunun değirmenlisi de aynısı.
Ondan koyun, mesela. Kendin çevir, kendin üret...
Olmadı, şeffafını kullanın, kullanan içini görsün, tansiyon gereksiz yükselmesin.
TV’de “Yemekteyiz” müsameresi eskisi kadar kalmadı ama, tuzdan, tuzluktan da notumuz kırılıyor, haberiniz ola.
Tuz gibi tuzluk gibi...

Haberin Devamı

“BÖLÜCÜ” TUZLUĞA OPERASYON

Haberin Devamı

Yine dünyada sadece bizde ortaya çıkan "ideolojik" bir tuzluk vakasını da es geçmiyelim:
Sene 2001. Aylardan mart, semtlerden Zeytinburnu.
Efendim, Zeytinburnu’ndaki ocakbaşının komisi günlük sebze alışverişi için pazara gider.
Alışveriş sırasında da bıyıkları, kaşları ve burnuyla ustasına benzeyen bir tuzluk görür ve 12 adet alır.
Ustası da bu espriye gülünce, tuzluklar masalara dizilir.
Ancak tuzlukların hizmete girmesinden birkaç gün sonra, ocakbaşına sivil polisler gelir:

SADDAM’A DA BENZİYORMUŞ

“Hakkınızda ihbar var! Tuzluklarınız Apo’ya benziyor, haydi karakola...”
Tuzluklar da “delil” olarak poşete doldurulur.
Polisler ifade aldıktan sonra, işyeri sahibini ve tuzlukları Zeytinburnu İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürür. Tuzluklar kalır, işyeri sahibi ise serbest bırakılır.
“Aşçı Usta” adlı tuzlukları üreten şirketin sahibi ise, milli bir savunma yapar:
“Biz Trabzonluyuz, Abdullah Öcalan ile işimiz olmaz. Bu tuzluğu 2000 yılında ürettik ve piyasaya sürdük.
Tuzlukları bıyıkları, kaşlarıyla bir Türk erkeğine benzettik.
Bu tuzluğu daha önce Saddam Hüseyin’e ve İbrahim Tatlıses’e de benzetenler olmuş...”
Bu da meselenin tuzu-biberi olsun.

Yazarın Tüm Yazıları