İnsanlar Amerika’da kobay olarak kullanılıyor

Gamze benim yakın dostum, hayvanlarla olan yakın ilişkisi dışında çok da iyi bir yazar. Uzun yıllardır Amerika’da yaşıyor.

Haberin Devamı

Bu gerçek öykü, insanın kanını dondursa da Amerika’nın teknolojide ve tıp alanında bir numara olmasının gerçek yüzünü gösteriyor. Orada, dışarıdan paralı veya gönüllü kobay kullanılıyor, hapishanedeysen zaten elin mahkûm. Eh ölen ölür, kalan sağlar bizimdir...

Yarın var mıydı ki, plan yaptın
Yorgundum bugün, öğleden sonra bir süre bayılmışım. Köpeklerin havlamasıyla uyanıp uyurgezer olarak sürekli çalan kapıyı açar açmaz, boğucu bir alkol kokusuyla karşılaştım. Boynuma atlayan genç arkadaşım Steve gözyaşlarıyla bir anda beni sırılsıklam etti.
Steve, benim evde kurduğum şu Mevlana dergâhının müdavimlerinden. Hani “gel ne olursan ol, yine gel” var ya...
Annesi ile 10 yıl kadar önce, bir ikinci el mağazasında arkadaş oldum. Her nedense, Amerikalıların dert anlatma, dert dinleme huyu olmamasına rağmen ve her nedense, tanıştığım her Amerikalı daha adımı sormadan derdini anlatmaya başlamasından ötürü, ben çul çaput karıştırırken, o başladı oğlunun alkol ve uyuşturucu müptelalığından nasıl üzüldüğünü anlatmaya.
Oğlum dediği 40 yaşlarında, hiç büyümemiş bir çocuk. Hiç evlenmemiş, içiyor, gerçekten de çok içiyor ve içmeyi de bildiği yok, sabahları kalkamıyor, babası işe götürüyor, hep geç kalıyor, girdiği her işten kovuluyor.
Derdim her neyse, oğlunu illa ki bizim eve göndermesi için ısrar ettim. Steve ile bu şekilde tanıştık. Alt kata onu da yerleştirdim...
Başladım terapiye... (Ne anlarsam artık ben terapiden?) Burada 7 den 70’e, hakimden, hakeme, herkes marihuana kullanıyor. Tedavisi kolay, verirsin eline bir çikolata, öteki eline de dondurma, açarsın televizyonu, unuturlar. Ama alkolü nasıl bıraktıracağımı kestiremiyorum...
Ne günler yaşadım, ne zorluklar. Steve’in sabaha kadar döke saça, kirlettiği pantolonunu yıkayıp, alelacele B vitamini içirip, arabayla işyerine yetiştirmek, patronlarına o gün de onu işten kovmamaları için yalvarmak...
İnadım inat, Steve iyileşecek ama... Olmuyor olmuyor...
Son çarem, Steve‘in mutlu olması için “çöpçatanlık” yapmaya, karar verdim. Çok şeker, mazbut ve düzgün Wilma ile tanıştırdım onu.
Ve mutlu son: Evlendiler. Nikah şahitleri de bendim. Alkol, uyuşturucu kökten bitti, sevimli köpekleri ve Wilma’nın ilk eşinden olma 3 çocuğuyla kutu gibi evlerinde mutluluk okyanusuna daldılar.
Steve’in annesinin ve babasının keyfine diyecek yok, gözlerinin içi güldü, gençleştiler, bambaşka insanlar oldular, bana ha bire teşekkür pastaları yapıp getirmeye başladı annesi...
Steve kilo aldı, yüzüne renk geldi, o boş bakışların yerini cıvıl cıvıl kıvılcımlar doldurdu, işinde terfi bile etti.

EPİLEPSİ HASTALIĞI İÇİN DENEK OLDU
Doğum günü, Şükran Günü, yılbaşı ve benzer özel günlerde hep birlikte idik. Tek sorun: Wilma’nın epilepsi hastası olması ve bazı günler 5-6 defa bile sara krizleri geçirmesi idi. Allah’tan kullandığı ilaç, mucizevi bir şekilde, karaciğerini tahrip etmiyordu. Buna da şükredip, her gün artan mutluluklarıyla yaşamlarına devam ediyorlardı.
Geçenlerde, Wilma beni aradı. Yeni bir tekniğin bulunduğunu, beyindeki, saraya sebep olan elektrik arızasının yerinin tespiti ve o merkezin yakılması ile epilepsi hastalığının tamamen yok olması üzerine, Cleveland’da deneylerin başladığını, denek olarak gönüllü olduğunu söyledi.
Beynimden vurulmuşa döndüm. “Sakın ha” diye dakikalarca bağırdım, çok ısrar ettim ama o çok kararlıydı.
Beni ikna etmek için de “Ameliyat bile değil, bir küçücük iğneyle beynime gireceklermiş, hastanede bile yatmayacağım, iyileşip çıkacağım. Çıkınca da, Michigan’da ömrüm boyunca çok görmek istediğim Rock`n Roll müzesi Hall of Fame’e gideceğiz Steve ile, sana tişört alacağım oradan. Saçlarımı bile kazıttım, whatsapp’tan sana gönderiyorum, bak çok şirin oldum” dedi.
Israrlarım kararını yenemedi. “O zaman senden istediğim, tişörtümü, hastaneye gitmeden alacaksın, üstüne giyeceksin, ameliyata girmeden o tişörtle bana bir fotoğrafımı göndereceksin” dedim.
Günlerdir beklediğim fotoğraf, meğer günlerdir açılmayan telefonumun içindeymiş. İşte geldi sonunda...

KOMA SÜRESİ MASRAFLI DİYE FİŞİ ÇEKİLDİ

Wilma, bana aldığı tişörtle, insana çok güven veren hastanenin kapısında, kısacık saçlarıyla, gülerek bana el sallıyor.
Bir sonraki kareye bakamadan, daha önceki karelere gitti elim. 5 katlı Rock and Roll Müzesi’nde, çekilmiş yüzlerce kare selfie. Her birisinde Steve ve Wilma, şekerci dükkânındaki çocuklar gibi mutlular.
Ve son kare... Bir uzay mekiği içindeymişçesine, vücudunu kaplamış, binlerce hortumdan yüzü görünmeyen, gözleri davul gibi şişmiş, deney esnasında, yanlış damara değen neşterden kanayan beyni durmuş, Wilma’ya hiç mi hiç benzemeyen bir şeyin, kocaman bir boru çıkan ağzının kenarında, sadece benim gördüğüm, ömür boyu kurduğu hayalini gerçekleştirmiş olmanın mutlu gülümsemesi var.
“Koma süresi masraflı” diye, fişi çekilen “Denek” Wilma artık yok.
Steve alt katta, sesli ağlayarak içiyor. Benimse ona “İçme” diyecek gücüm yok.
Üzerinde, Beatles, Abbey Road albüm kapağının resmi olan siyah tişört, Wilma’nın son gülümsemesi gibi kokuyor.
Gözlerimde yaş var. Ama yarına dair, hiçbir planım yok!
Gamze Erkök / Haykod (Hayvanları Koruma Derneği Hukuk ve Sağlık Danışmanı)

Yazarın Tüm Yazıları