Gül’ün siyasete dönüş kararı

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül, görev süresinin bitiminden sonra ne yapacağını dün bir resepsiyonda, ayaküstü açıkladı:

Haberin Devamı

“Bu partinin kurucusuydum. İlk başbakanı ve cumhurbaşkanıyım. Partiye dönmekten daha doğal bir şey yok. Cumhurbaşkanlığım bittiğinde şüphesiz ki partime döneceğim. Partime dönmem benim için doğal olan şeydir.”
Gül
’ün böyle bir girişimde bulunacağını, Recep Tayyip Erdoğan biliyor muydu? Daha önce söyledikleri gibi bu konuyu aralarında konuşmuşlar mıydı, bilemiyoruz.
Ama bu açıklamanın, “AKP’nin gelecekteki genel başkanı kim olacak” sorusuyla yakın bir ilişkisi var.
Parti kurucusu, ilk başbakanı, ilk cumhurbaşkanı olan bir siyasetçi, partisine geri dönerse, kendisine biçeceği görev her halde “basın sözcülüğü” olmayacaktır.
Bu açıklamanın AKP içinde birçok dengeyi değiştireceğini şimdiden söyleyebiliriz.
Siyasette bir günün bile çok uzun olduğunu, siyaset mühendisliğinin işe yaramayacağını söyleyenler bir kez daha haklı çıkacaklar gibi görünüyor.
Bekleyelim, bakalım siyaset kendi doğal mecrasında mı akacak, yoksa siyaset mühendisliği mi kazanacak?

Haberin Devamı


Kendilerinden başka herkes suçlu

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turda bitmesinin sorumluluğunu oy kullanmaya gelmeyen boykotçulara ve tatilcilere yükledi.
Bu arada seçim anketlerinde Erdoğan’ın oyunu, seçimde aldığı oydan daha yüksek tahmin ederek açıklayan araştırma şirketlerini de suçladı.
“Erdoğan’ı yüzde 55-57; Ekmel Bey’i de 32-33 gösteren o araştırmalar, yurttaşlarımızın sandığa gitmesini engellemeye yönelik operasyonlardı. Ve maalesef amacına ulaşmış gözüküyor. Yüz binlerce insan o araştırma sonuçlarına bakarak ‘Nasıl olsa kazandı’ diyerek sandığa gitmediler. O araştırma şirketleri bu yaptıkları hareketle demokrasiye ihanet etmişlerdir” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Bugün rüşvet onay görmüş, dürüstlük kaybetmiştir. Haram yükselmiş, helal düşmüştür. Zillet, rezalet ve hezimet öne geçmiş, dik duruş ve ilkeli siyaset geriye düşmüştür” diye konuştu.
Bahçeli’ye göre, Erdoğan’ın seçimi kazanmasının nedeni “yandaş medya, kiralık kalemler, çıkarlarından başka herhangi bir kaygısı olmayanlar ve dış mihraklar”ın, Erdoğan’a destek vermiş olması!
Yani muhalefet liderlerine göre, Erdoğan’ın ilk turda seçimi kazanmasının sorumlusu, kendilerinden başka herkes!
“Biz nerede hata yaptık acaba”
diye düşünmek yerine, geri kalan herkesi suçlamak daha kolay tabii.
Çünkü düşünecek olurlarsa, hatanın bizzat kendilerinde olduğunu görecekler, bunu görmek istemiyorlar.
En büyük hata, seçimin ilk turunda “ortak aday” göstermeleriydi.
Böylece bizzat kendileri seçimi tek turlu hale getirdiler.
CHP ve MHP, kendi örgütlerini harekete geçirecek, heyecanlandıracak birer aday göstermiş olsalardı, 5 milyona yakın oy kaybetmezler, seçime katılımı arttırabilirler ve seçimin ilk turda bitmesini önleyebilirlerdi.
Siyasi öngörüsüzlükleri ve tek başlarına yarışma cesaretlerinin olmaması bu sonuca yol açtı.
Merak ediyorum, anket şirketleri manipülasyon yaptıysa, bunu halka anlatacak olan kimdi?
Boykotçuları ve tatilcileri seçime katılmaya ikna etmesi gereken kimdi?
Yarışın, rüşvetçiler ile dürüstler arasında olduğunu halka açık seçik anlatması gereken kimdi?
Halkı “çıkarlarından başka hiçbir kaygısı olmayanlara, yandaş kalemlere ve dış mihraklara” karşı uyaracak, bu yönde bir bilinç yaratacak kimdi?
Evet, eşitsiz bir yarış olduğu doğru.
Ama bu eşitsizlik içinde bile Selahattin Demirtaş, çok daha sınırlı olanaklar ile oyunu arttırmayı başarabildiyse, siz niye yapamadınız?
Recep Tayyip Erdoğan, şehir şehir gezip miting yaparken siz neredeydiniz?
Hanginiz bir mitinginize “ortak adayı” yanınıza alarak çıktınız?
Hanginiz bu yolla örgütünüze güçlü bir mesaj verdiniz?
Bu seçimi kaybeden Ekmeleddin İhsanoğlu değil, Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli’dir.
Koltuklarını bırakıp gitmeyeceklerini zaten tahmin ediyoruz ama hiç olmazsa bir özeleştiri yapmalılar ki, sekiz ay sonraki genel seçimi kaybetmenin sorumluluğunu da başkalarına yüklemesinler.

Haberin Devamı


Erdoğan’ın kanunla imtihanı

AKP medyasına bakacak olursak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 28 Ağustos günü yapılacak devir teslim törenine kadar “seçilmiş Cumhurbaşkanı olarak Başbakanlık görevini sürdürecek” imiş.
AKP’nin yarı resmi organlarından biri sayılması lazım gelen Akşam’daki habere göre “parti kurmayları”, Abdullah Gül’ün görev süresi bitene kadar, Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlık görevini sürdürebileceğini düşünüyormuş.
Bu yazıyı yazdığım saatte henüz AKP MKYK toplantısı bitmemişti, oradan nasıl bir karar çıkacağını bilmiyordum.
Ama şunu biliyoruz ki Erdoğan, bu tür konulara kamuoyunu hazırlamak için kendisine bağlı yayın organlarını kullanıyor, hem nabız tutuyor hem de nasıl bir tepki görebileceğini ölçüyor.
Cumhurbaşkanı seçimi ile ilgili kanunun dördüncü maddesinin beşinci fıkrası çok açık aslında. Şöyle deniliyor:
“Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.”
“Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılması” ise kanuna göre YSK’nın kesin sonuçları açıklaması, bunu TBMM ve Cumhurbaşkanlığı’na bildirmesi, kamuoyuna ilanı ve Resmi Gazete’de yayını ile gerçekleşiyor. YSK bundan sonra “mazbatayı” düzenliyor.
Şimdi Recep Tayyip Erdoğan’ın hangisine göre hareket edeceğini göreceğiz.
“Parti kurmaylarının” aklına mı uyacak, kanuna mı? Daha göreve başlarken kanunu zorlama yolunu tercih ederse, gelecekte nasıl bir ülkede yaşayacağımızı daha iyi anlayacağız.

Yazarın Tüm Yazıları