Sihirli formül

GEZİ olaylarının yıldönümünde büyük çaplı hadiseler çıkmadı, çok şükür hiç can kaybı olmadı.

Haberin Devamı

Bu, madalyonun bir yüzüdür. Öbür yüzünde ise toplumdaki gerilimin artmakta olduğu gerçeği var.
Önce şunu belirteyim: İnsanların protesto hakkını savunurum, fakat “sokak, barikat, meydanlara çıkmak” gibi kavramları sevmem, en azından ihtiyatla bakarım. Yüzü maskeli, eli molotoflu militanlar toplumsal olaylara kolayca sızarlar... Bazen de kitle psikolojisi şiddete dönüşür. Bunun için ben yıldönümü yaklaşırken Gezi psikolojisini dürtükleyecek tek kelime yazmadım. Yıldönümünün büyük olaylar çıkmadan geçmiş olmasına da sevindim. Fakat...

‘YÖNETİLEMEZLİK’ SORUNU

Bir yazısında Ahmet Hakan sormuştu: Kutuplaşma artarsa ülke yönetilemez hale gelir diyenler var; Erdoğan hem kutuplaştırıyor hem ülkeyi yönetiyor, bu ne iş?
Yönetiyor da gittikçe zorlaşıyor. Korkarım, böyle devam ederse ülkenin yönetilmesi daha da zorlaşır.
Hürriyet’in arşiv bölümünden rica etmiştim, “toplumsal olay, polis müdahale etti, TOMA” gibi kavramların geçtiği haber sayısının yıllara göre sayısı...
2007 yılında meydana gelen toplumsal olay sayısı 830.
2012 yılında bu sayı 920’ye,
2013’te ise 1083’e çıkmış!
Olayların çapının ve siyasi dozunun da gittikçe arttığını izlenim olarak söyleyebilirim.
İçişleri Bakanlığı, PKK terörü dışında meydana gelen “toplumsal olay, biber gazı, gözaltı sayısı” gibi verileri açıklasa tablo resmen de görülecek...

SIKI TEDBİRLER

İktidarı destekleyen gazeteler ıssız ve sessiz Gezi fotoğraflarını mutlulukla yayınladılar. Fakat keşke ülkede “ses”i de “sessizliği” de manşete yansıtmayan “normal” bir siyasi ortam olsaydı, değil mi?
25 bin polisi dayayınca elbette meydanda “sükûn” sağlanır, “takrir-i sükûn” geçen asrın başında bile kalıcı sükûn sağlayamadı. Çağımızda polis gücüyle sağlanmış sükûna güvenmekten ve hele de “demek ki bastırmak mümkün” diye düşünmekten sakınmak gerekir: Bu kadar sıkı tedbir neyin işareti?!
Kaldı ki, polis teyakkuzuna rağmen İstanbul’da ve başka yerlerde meydana gelen olayları da doğru okumak lazımdır: Toplumda gerilim artıyor.
Bir ülke sokaklarında sükûnet sağlamak için bu kadar sıkı tedbirler almak zorunda kalmışsa, toplumun yönetilmesi, iktidarın da toplumu yönetmesi zorlaşmış demektir...

YÜKSELEN YILDIZ NEREDE?

Toplumsal tablo böyle de kurumlar tablosu nasıl? Yargı, HSYK, Merkez Bankası, bağımsız olması gereken “düzenleme ve denetleme” kurumları da aynı gerilime maruz kalmıyor mu?!
Dün AB’nin Türkiye’yi adli reformlar için alkışlaması iyiydi de bugün “Yargıya baskı yapılıyor” diye eleştirmesi niye “kumpas”tır?! Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, devlet adamı olgunluğuna sahip muhafazakâr bir siyasetçidir. Kaç defa söyledi “Türkiye’nin yıldızı son yıllarda eskisi gibi parlamıyor” diye... Ona bunu söyleten faiz lobisi mi, paralel yapı mı?!
Dün dünyada ekonomik başarısı alkışlanan Türkiye, niçin bugün “en kırılgan ülkeler” listesinde, hem de listenin başındadır?
Ekonominin nabzını iktidarda herkesten iyi tutan Sayın Ali Babacan bugün niye“10 bin dolar sınırını bir türlü aşamıyoruz, eksiksiz demokrasi ve yapısal reformlar şart” diye konuşuyor?
Otoriterleşme toplumdaki kutuplaşmayı körüklediği gibi ekonominin gerektirdiği rasyonalizmi de tahrip ediyor.
Bu tablonun bir adım ötesi “yönetilemezlik”tir, Allah korusun!
Çözümü daha çok oy, daha çok yetki değildir. Çözümün sihirli formülü normalleşmektir: Demokrasinin gerektirdiği ılımlı, yapıcı, normal davranışlar...

Yazarın Tüm Yazıları