Kadınları evlerine kapatan AKP’liler mi, BDP’liler mi

BDP’lilerin kadınları evlere kilitlediği haberinin başlığını medyada görünce aklımıza, BDP’ye mesafeli duran ya da ona muhalif olan Türkiye’deki kadın kuruluşları geldi...

Haberin Devamı

Onların hiçbiri böyle bir şey söylememişti.
Kim söylemiş ve nerede söylemiş biliyor musunuz?
Hani son bir yıldır her önüne gelene bağıran, azarlayan, kutuplaştıran ve dolayısıyla ötekileştiren bundan da siyasi rant elde eden ya da elde etmeye çalışan Türkiye’nin Başbakanı söylemiş. Peki nerede söylemiş? Başbakan önceki günkü Ağrı mitinginde, BDP’lilerin kadınları seçim günü eve kilitlediğini ve oy vermeye göndermediğini.. söylerken, bir okurumuz 2007 seçimleri ile ilgili yazımızı hatırlattı.
Bu aralar Beyaz TV’de haftada bir gün program konuğu olan ve Başbakan’a methiyeler dizen Ağrılı Savcı Sayan’ın 22 Temmuz seçimleriyle ilgili olarak 28 Ağustos’ta köşemizde anlattıklarına değinmemiz gerekiyor. CHP 2. sıra Ağrı adayı olan Savcı Sayan; “Seçim günü Tutak’ta bulundum. 100 köyden 50-60’ında hiçbir kadın sandığa götürülmedi. Kadınlar yerine erkekler oy kullandı. Çok net bildiğim 10 köyde ise sandığa erkekler de gitmedi. Tek veya birkaç kişi bütün oyları kullandı AKP’ye... O seçmenlerin yerine imza atıldı ve parmak izi basıldı” diyor. Ancak Başbakan kendi tabanının kadınları eve kilitlediklerini söylemeyip aksini iddia ediyor!
Okurumuz Çetin Düzce “Başbakan’a sormazlar mı? Hangi yüzyılda yaşıyoruz? İleri demokrasinizde nasıl oluyor da Ağrı’da BDP’liler kadınları evlere kilitleyebiliyorlar?

Şu tespitte bulunmak da yarar var. Doğu ve Güneydoğu’da Kürtlerin feodal ve dinin etkisinden dolayı kadınların sosyal yaşamdaki yerinin ve bireysel özgürlüklerin olmadığı hala bir gerçek... BDP ve öncülü partilerin bu durumu epey bir şekilde kırmış olduğu da bir gerçek. Bu bölgede özellikle yerel yönetimlerde iş başına gelmesi ve belediye iş kolunda işçi yada memur sendikalarıyla yaptıkları iş sözleşmelerinde çalışanların kadınlarını ötekileştiren olası durumuna karşı sözleşmelere maddeler koyduğunu biliyoruz...
Yine BDP’nin her eyleminde kadınların ön saflarda kitlesel bir şekilde erkeklerle birlikte yer aldıklarını biliyoruz... Türkiye’deki siyasi partiler içinde kadın adayların milletvekili belediye başkanı ve yönetici düzeyinde seçilir yerlerden aday gösterildikleri partinin BDP olduğunu da biliyoruz. Siyasi partiler yasamızda eş başkanlık müessesinin olmamasına rağmen fiilen bunu işlettiklerini görüyoruz…
Başbakan ve hükümeti değil mi ki uygulamış olduğu politikalar ve söylemlerle kadınları ekonomik, sosyal ve kültürel hayattan izole edip eve mahkum duruma getiriyor.
Üç çocuk yapın, beş çocuk yapın...

Haberin Devamı


İŞTE O KAFANIN ESERİ

Haberin Devamı


Dayanağı olan tarihsel ve kültürel köklerin kadına bakış açısını görmezden gelmeyiniz. Şu sözü de ibretle okuyunuz:
“Kadınların dinleri ve akılları eksiktir.” Sahihi Buhari

Camilerde harem-selamlık mı başladı

İSTANBUL Müftülüğü’ne Yük. Müh. Erkan Çetinkaya’nın bir sorusu var:
“Bugün (dün) 29 Mayıs 2014, Üsküdar’dan kalktım, içinde her zaman ayrı özel bir huzur bulduğum, Şehzadebaşı Camisi’ne gittim. Öğleden sonra saat 3 civarında... Cami, İstanbul Müftülüğü’nce tamamen bayanlara tahsis edildiği, erkeklerin camiye alınmayacağı gerekçesiyle camiye girmem engellendi. Tarihte yaşanmamış ‘harem-selamlık’ uygulaması yapılıyor. Herkese her zaman açık olması gerekli cami toplumun bir kesimine kapalı tutuluyor.
Bu yanlış uygulamanın iptalini arz ederim.”

Haberin Devamı

Takdiri ilahi değil

-‘YERYÜZÜNÜN suyu ısınıyor’ başlıklı yazıda, Ömer Madra’nın söyledikleri gerçekten çok ilginç. Bu konularda bugüne değin 150 civarında TV programına katıldım. Ve doktora konum “Son 18.000 yıldaki iklimsel değişimler.” Ve 2007 yılında TRT’de şu cümleyi söyledim:
“Yaşadığımız olumsuzlukların nedeni takdiri ilahi değil, takdiri idariler ile takdiri üniversitelerdir.”
Her şey olması gerektiği gibi gidiyor. 20 yıl öncesi yaptığımız tahminlerin dışında gelişen hiçbir şey yok. Ama birtakım 1-2 kitap okuyan kişiler kendini iklimci sanıp Türk halkını yanıltıyorlar.
Ben size aşağıda TRT’deki bir programımı gönderiyorum. İzlemenizi tavsiye ediyorum.
http://www.youtube.com/watch?v=pzcvLtwl1O0&feature=youtu.be
Son günlerde Habertürk’te katıldığım program da aşağıda (özellikle 20. dakikadan sonrasını izlemenizi tavsiye ederim)
http://www.youtube.com/watch?v=3oOv7XxoxzY&feature=youtu.be
‘Nuh Tufanı’ ile ilgili katıldığım Öteki Gündem programı
http://www.youtube.com/watch?v=Y0FO3e9DIQQ
Neyse arada bazen bu tür yazılar olabilir ama genelde yazılarınız için teşekkür ederim.
Doğan YAŞAR
Dokuz Eylül Üniversitesi.

Haberin Devamı

2. çanak-çömlek vakasına Başbakan yine kızacak mı

3. Boğaz Köprüsü inşaatı güzergâhında çok sayıda tarihi eser çıkması üzerine Arkeoloji Müzesi bölgeye ekip gönderirken CHP İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’e uzun bir soru önergesi vererek iktidarı zora soktu. Marmaray inşaatı yapılırken bulunan ve Başbakan Erdoğan tarafından ‘çanak çömlek’ olarak nitelendirilen binlerce yıllık tarihi eserlerin benzerlerine ve daha fazlasına rastlandığı bildirildi. Radikal’den haberi yapan Ömer Erbil “ÇED raporundan muaf tutulan ama uluslararası kredi alınabilmesi amacıyla mecburiyetten hazırlanan raporun, ‘Arkeoloji ve Kültürel Miras’ başlıklı kısmındaki ifadeler oldukça çarpıcıdır” diyor. Arkeologlar tarafından hazırlanan bölümde “Bölge Koruma Kurullarının işbirliği içinde inşaat alanlarının ormansızlaştırılmasından sonra yoğun bir saha incelemesi yapılmalı, bölgenin arkeolojik potansiyeli göz önüne alındığında, fiziksel müdahaleyi de kapsayan tüm faaliyetlerin deneyimli arkeologların gözetimi altında yerine getirilmesi zorunludur” deniliyor. ‘Dudak uçuklatan’ liste için Ali Özgündüz, “Boğaz Köprüsü inşaatı başlamadan önce, bölgede olabilecek tarihi eserlere ilişkin bir çalışmanın neden yapılmadığını” soruyor.

Haberin Devamı

Biliyor musunuz?


İSMAİL Arlı’nın ‘Beraber Yürüttük Biz Bu Yıllarda (1994-2014)’ adlı kitabının Togan Yayınları arasından çıktığını... (Kitabın haberinde Albayrak ailesi, DPT, Sedir adası, TCDD, istasyon yenileme, Mercedes’li müteahhit, Erdoğan, Suat Kılıç, Erol Olçak’ın isimleri geçiyor)...
MARMARA ve Boğazları Belediyeler Birliği’nde Basın Danışmanları Platformu başkanlığına Abdullah Arıdoru, başkanvekilliğine Fatih Sanlav, genel sekreterliğe Abdurrahman Fidancı ve onursal başkanlığa Mustafa Holoğlu’nun seçildiğini...
5 Aralık 2006’da vefat eden yazar, şair, gazeteci Gürhan Uçkan Dil Derneği, İsveç ADD’nin düzenlediği adına verilen öykü yarışması ile ilgili ödül töreninin bugün 14.00’te Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde yapılacağını...


Muhalefete öneri

CHP ve MHP’nin milletvekilleri, il başkanlarından oluşan bir heyet oluşturulur, oylama yapılır 20 imzayı bulan isimler aday gösterilir; bu heyet tarafından onaylanır. En yüksek oyu alan üç isim için bağımsız şirketlere yoklama yaptırılır. En yüksek oy oranını sağlayan muhalefetin adayı olur, kamuoyuna iki lider tarafından açıklanır.
Dr. İbrahim SÖZEN

Taksim Dayanışması, bugün saat 19.00’da Taksim’de...

TAKSİM Dayanışması olarak; Anayasa’nın 34’üncü maddesinde ifadesini bulan, evrensel ölçütler bağlamında da hakkımız olduğuna kuşku bulunmayan ifade özgürlüğümüzü kullanmak, daha bugün kaybettiğimiz ELİF ÇERMİK’in ölümüne neden olan biber gazının yasaklanması başta olmak üzere tüm taleplerimizi dillendirmek; kazanımlarımıza sahip çıkmak, polis şiddeti ile sonsuzluğa uğurladığımız arkadaşlarımızı anmak ve ailelerine kulak vermek, Soma’da en gizlenemez hali ile ortaya çıkan iş cinayetlerine artık yeter demek ve açıklamamızı yapmak üzere 31 Mayıs saat 19.00’da Taksim’deyiz.
Başta, İstanbul Valisi olmak üzere tüm ilgilileri ve sorumluları, yurttaşların en temel demokratik haklarını kullanmalarına engel olmamaya; düşman ordularından korurcasına abluka altına almış olduğunuz, “hepimizin ortak kullanım ve yaşam alanı” olan meydanlarımızı, parklarımızı, sokaklarımızı ve tüm kamusal alanlarımızı halka açmaya; polis şiddeti ile yaşamsal taleplerimizi ifade etme hakkımızı bastırma ve kriminalize etme çabasına, halka ve evrensel hukuka karşı suç işlemeye son vermeye çağırıyoruz.

İstanbul’un Fethi nedir

İSTANBUL’un fethinin bu yıl 560. yıl dönümü.
Nedense fethin yıldönümlerini hep “sağ”, “muhafazakâr” bilinenler kutlar, “sol” , “ilerici” bilinenler es geçer. İlginçtir kutlayanlar, kutlamaları hep dini açıdan ele alırlar, fethin özü hep kaçırılır. 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim tarihlerindeki bayramlarımızın kutlamalarının tam tersi durum 29 Mayıs tarihinde yaşanır. Oysa bu bayramların hepsinin özü aynıdır. İlerlemenin gerilemeye karşı zafer günleri…
Şimdi fethe gelelim.
İstanbul’un fethi, bırakın kutlayıp kutlamamayı dünyanın gidişine yaptığı olumlu etki açısından tüm dünyaca kutlanması gereken bir ‘Tarihsel Devrim’dir.
Fetih; Sırf bir Müslümanlık-Hıristiyanlık savaşına bağlanamaz.
Bir dinin öteki dine karşı bir zaferi değildir.
İlerlemenin gerilemeye karşı zaferidir.
Bir insanlık ve medeniyet hamlesidir.
Tarih yolu üstüne bir kabus gibi çökmüş cesedin (Bizans) kaldırılmasıdır.
Yalnız Müslümanların zoru ile değil aynı zamanda Hıristiyan halkın gönlü ile olmuştur.
Osmanlı toprağında uyguladığı Dirlik Düzeni sayesinde, Bizans’ta ağır vergilerle inleyen halkın Osmanlı’ya kucak açmasıdır.
Osmanlı’nın demokrat ruh kerametinin eseridir.
Batı medeniyetini doğurmuştur.
Yalnız Türklerin değil, bütün dünyanın kutlayabileceği, kutlamakta haklı- hatta bir dereceye kadar, insan olarak- vazifeli sayılabileceği büyük Tarihsel Devrim’lerden biridir.”
(Bu yazı Turgut Ünlü’nün yazısından özetlenmiştir. Ünlü yazısının sonunda “Yazımda büyük ölçüde, bazen de satır satır yararlandığım Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın Fetih ve Medeniyet adlı eserinin mutlaka okunmasını öneririm” diyor. Hatırlatırız.


Güneydoğu’da çocuk kaçırmaların perde arkası


MARDİN’in Dargeçit ilçesinde çocuklarını okuldan almak için okul bahçesinde bekleyen, Altınoluk köyünde korucu başı olarak görev yapan Mehmet Uğurtay başından vurularak infaz edildi.
Olayı gerçekleştiren PKK.
Dargeçitliler bunu açıkça söylüyor.
Hükümet ve PKKnın “Çözüm” milletin ise “Açılım-Pazarlık” adını verdiği süreç, artık tıkanma noktasına gelmiş durumda.
PKK, siyasi uzantıları aracılığıyla yaptığı siyasi/psikolojik baskıyı eylemlerini artırarak yapmaya başladı.
Örgüt açıkça “Öcalan’ın serbest bırakılması, özerkliğin kabul edilmesi ve Anayasa’ya yerleştrilmesi” gibi talepleri için bastırıyor.
Hükümet ise Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce “aman başım ağrımasın” diye olayın üstünü örtüyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin iki vilayetinin karayolunun kapatılması bile hükümeti sarsacak bir olayken, sessiz sedasız geçiştiriliyor.
Bir annenin feryadıyla başlayan ve günlerce duyulmayan çocuk kaçırmalar da öyle...
Artık isyan, karartılamayacak boyuta ulaşınca kamuoyu olayı ayrıntılarıyla öğrenmeye başladı.
Düşünün 23 Nisan’dan bu yana neredeyse 40 gün geçtikten sonra bizler konuyu tartışıyoruz.
Halkın bir suçu yok.
Bunu yansıtması gerekenler ve sorunu çözmesi gerekenler olayı kapatma derdine düştü.
Suriye’ye gidenlerin boşluğu dolduruluyor.
Bu olayı biraz deşince, sorunun bizlerin bildiğinden çok daha büyük boyutta olduğunu gördük.
Güvenlik kaynaklarından edindiğimiz bilgiler, gerçek sayının Diyarbakır’daki eylemci ailelerin çok çok üstünde olduğunu öğrendik.
Bu konuda edindiğimiz bilgileri aktaracak olursak;
Kaçırılan çocuk sayısı net değil. 600-700 ila 2500 arası bir çocuk sayısı telafuz ediliyor.
Kaçırılma konusunda en önemli neden, örgütün gençleştirilme çalışması.
Ayrıca Suriye’ye giden tecrübeli militanlardan oluşan boşluk, bizim çocuklarımızla kapatılmaya çalışılıyor. Örgüt çocuklardan bir kısmını silahlı olarak eğitirken, çoğunu ise hizmetleri yürütmek için kullanıyor. Yani temizlik, yemek yapma, çay getir götür vs. işleri diyebiliriz.
Kırsaldakiler sessiz
Aileler konusunda da, aslında kaçırılan çocuk verilerine bakılınca eylem yapan aile sayısı çok az. Bunun nedeni konusunda güvenlik uzmanları şu bilgiyi paylaşıyor: “Eylem yapan aileler şehirli, sosyo ekonomik açıdan güçlü aileler. Bu nedenle daha cesaretli. Çok sayıda aile ise kırsalda oturuyor. Kırsalda, güvenlik güçlerinin karakollara çekilmesi dolayısıyla PKK’nın etkisi büyük. Bu nedenle aileler tepki koyamıyor. Tepki gösterirlerse, örgüt silahlı militanlarını bu ailelerin üzerine gönderir ve onları yok etmek konusunda acımasız davranır. Ancak aileler bir patlarsa, daha büyük tepkiler görebiliriz.”
Aileler bile bölünebilir
Kaynakların dikkat çektiği önemli bir nokta daha var, ki olayın vahametini gösterir bir nokta. Güneydoğu’da büyük aileler mevcut. Bu ailelerden bazıları, adeta ortadan ikiye devlet yanlısı ve örgüt yanlısı olarak ikiye bölünmüş durumda. Çocuk kaçırmaların, bu ailelerin içinde de büyük olayların olması tehlikesi mevcut. Aile içi çatışma da, önü alınamaz sorunları beraberinde getirebilir.
Bu bilgilerle birlikte bakıldığı konunun ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor.
Ancak bu sorunu konuyu devletin ilgili birimlerine değil de PKK’nın siyasi kollarına havale eden bir siyasi irade çözebilir mi?
Bu konuda kararsızız...
Erdal KESKİN

Yazarın Tüm Yazıları