Allah'ım bu aşağıdaki beden kimin

SAINT Jean de Luz’un girişindeki uçurumun tepesinden okyanusa bakıyorum.

Haberin Devamı

Bir arkadaşım bir zamanlar, “İnsan uçurumun kenarından aşağı bakınca kendini görür” demişti.
Allahım bu aşağıdaki beden kiminİşte Fransa’nın İspanya sınırındaki bu Bask kasabasının kenarından 8 Nisan 1947’ye bakıyorum.

***

Annem, nasıl doğduğumu şöyle anlatmıştı:
6 Nisan günü sancılanmış ve eve ebe çağırmışlar.
Ebe gelip evde kalmış, ama doğum olmayınca İzmir’in Varyant bölgesindeki hastaneye kaldırmışlar.
8 Nisan 1947 günü, sabaha karşı 02.00’de orada doğmuşum.
Annem çok genç ve çok zayıfmış.
Ben doğduktan sonra babam her öğlen eve gelip ona et hazırlarmış. Doktor, kan yapması için her öğün bir kadeh kırmızı şarap içmesini tavsiye etmiş.
Annem beni emzirdiği süre hep birer kadeh şarap içmiş.
Anlayacağınız bu dünyaya, haram süt emmemiş, ama helal şarap emmiş bir insan olarak gelmişim.

***

Uçurumun başında şunu fark ettim.
Hayatımın son yılları, hep içdenizlerde, nehir kenarlarında geçmiş.
Sadece nehirlere bakan, sadece sokaklara açılan odalara sıkışmış kalmışım.
Okyanusun tuz kokusunu özlemişim...

***

Her uçurumun dibinde yatan bir beden vardır.
Tepede ben, aşağıda yatan bedenim... O bedene yukarıdan bakıyorum ve görüyorum.
Bulunduğum yerde başlayıp aşağıda bitecek olan bir hayatın kostümlü provası yapılıyor önümde...
İnsan, uçurumun kenarına gelince, hayatını yaşamaya değer kılan şeylerin hemen hepsinin, bize hep böyle uçurumların kenarında randevu veren hazlar olduğunu bir kere daha hissediyor.
Mehmet Ergüven’in sözü geldi aklıma:
“Aldığımız hazlardan bıkarız, verdiklerimizden ise asla...”
Bir kere daha anlıyorum ki...
Büyümek, vereceğimiz hazların bilincine her gün daha fazla varırken, haz vereceklerimizin tenhalaşması, ıssızlaşmasıdır.
İşte öyle bir şeydir büyümek...
Cesaretiniz varsa yaşlanmak da diyebilirsiniz.

***

Orada şunu da fark ediyorum:
Bırakacağınız bagajlar, atacağınız yükler, ödeyeceğiniz kefaretler varsa, okyanus kıyıları dünyanın en vefalı mezarlıklarıdır.
Unutmak isteyip de unutamadığınız, hiç olmazsa hatırlamamaya çalıştığınız bir şeyiniz varsa, güvenilir bir emanetçidir o gelgit sahilleri...
İçinize çektiğiniz tuz kokusunu da bir ‘safe box’a koyar, bırakırsınız orada...
Bir gün ölmeye hazırlanırken, o emaneti geri almak için, kasanın şifresini küçük bir dövme olarak bedeninize dövdürürsünüz...
Harikulade gelgit sahilleridir...
Bazen gider, bazen gelir...
Bazen gider...
Hiç gelmez...
Gelgit... Gitmegel sahilleridir onlar...

***

Yaş günleri tehlikeli zamanlardır...
Hatırlamadıklarınızı unutamazsınız...

***

Pazartesi sabahı İspanya’nın Bask şehri San Sebastian’da, henüz sakinlerini bulamamış boş bir plajda saatlerce yürüdüm.
Küçücük gelgitler, adımlarım daha yere basmadan izlerimi siliyordu.
“Keşke hayatımdaki bazı şeyler de bu kadar kolay silinseydi” diye düşündüm.
Ama bagajım ağır... Arkamdaki izleri sile sile gidiyorum...
Yol bir türlü bitmiyor...

***

İlk defa bir okyanus kıyısında yaşadım bu özel günümü.
Bir ben vardım, bir de Kavafis’in o harika şiiri:
“Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim, dedin
Bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim...”
Son mısraları uçurumun kenarında okuyorum:
“Yeni bir şehir bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın
Bu şehir arkandan gelecektir...”

***

8 Nisan Salı günü yaş günümdü...
Bir yaş günü... Bir yaş günü daha..
Ahmet Kaya’nın dediği gibiyiz...
Kum gibiyiz...
Boşu boşuna, dolanacak bir ayak ararız...
Bulamayız, kendi ayaklarımıza dolanırız...
Sonra bir bakarız ki, hayalet bir gelgit gelmiş, arkamızdaki adımları bile, daha yere basmadan alıp götürmüş...
Terk etmek istediğiniz şehir, nereye gitseniz arkanızdadır...

Haberin Devamı


Baskların ülkesinde olağanüstü bir yemek

Haberin Devamı

DÜNYADAKİ en iyi seyahat arkadaşlarından biri kimdir diye sorarsanız, Levent Özçelik’tir derim...
Allahım bu aşağıdaki beden kiminO da benim gibi, prensip sahibi olmayanlardan.
“Hadi” deyince hemen kalkıp gidenlerden yani.
Ne de olsa Turgut Uyar kabilesindenizdir.
“Bazen kalkıp gitmek iyidir” diyenlerden yani.
Türk Hava Yolları ile Bilbao’ya uçup, oradan küçük bir kırmızı araba kiralıyoruz.
Kırmızı, çünkü okyanusun griliğinde ve tabiatın yeşilliğinde, hem bize hem başkalarına hemen görünsün, hemen fark edilelim istiyoruz.
Yaş günü yemeğimi, “Arzak”ta yemeye kararlıyız.
Arzak 3 Michelin yıldızlı bir restoran.
Avrupa’nın en iyi beş restoranına giriyor. Dünyanın en iyi 50 restoranı içinde.
Ama en az 3 ay önceden rezervasyon gerekiyor.
Nasıl yaptığımızı sormayın, bir masa buluyoruz.
Masaya oturduğumuzda gerçek bir “gastronomik seyahat” başlıyor.

Haberin Devamı


Yemek malzemesi kütüphanesinde

ARZAK, San Sebastian’ın kenar semtlerinden birinde 4 katlı bir binada.
Ev, aynı adı taşıyan aile tarafından 1897’de kurulmuş.
Şu an sahibi ve şefi Juan Mari Arzak ve kızı Elena Arzak.
Elena Arzak, ünlü Türk şef Mehmet Gürs’ün arkadaşı.
Yemekten önce bize mutfağı gezdiriyor.
Geniş ve kalabalık bir mutfak. 20’ye yakın insan çalışıyor.
Bu arada bizi bir sürpriz bekliyor. Mutfakta Aslı adında Ankaralı stajyer bir kız çalışıyor.
Mutfağın kenarına bir masa kurulmuş, orada 4 kişi tadım yapıyor.
Oradan evin üst katına çıkıyoruz.
Burada hayatımda ilk defa gördüğüm bir şeyle karşılaşıyorum.
Bir odanın duvarlarında binlerce küçük kutu var.
Bu kutularda binin üzerinde ingredient (yemek malzemesi) bulunuyor.
Hemen yanında küçük bir deneysel mutfak var ve burada 2 şef devamlı yeni mönüler hazırlıyor.
Yani burası gastronomik bir Ar-Ge bölümü.

Haberin Devamı



Her akşam sadece 60 kişiye servis

BİNANIN üçüncü katında büyük bir şarap kavı var.
100 binin üzerinde şarap bulunuyormuş. 3 bin ayrı şarap markası yer alıyor. Yüzde 70’i İspanyol, yüzde 20’si Fransız ve geriye kalanı yeni dünya şarapları.
Restoranda 60 kişilik masa var.
Dediğim gibi en az 3 ay önceden rezervasyon gerekiyor.
Giriş katında ve bir üstte iki küçük salondan oluşuyor.
Bir seçmeli bir de tadım mönüsü var.
Tadım mönüsü kişi başına 189 Euro...
Sekiz küçük tabaktan oluşuyor.
Şarap seçimini sommelier’ye bırakıyoruz.
Bize Ribera del Duero 2011 Sei Solo şarap veriyor.
Yeni bir şarap olmasına rağmen çok güzel.
Tempranillo üzümünden, Türk damak tadına çok uygun bir şarap.
Yemeğe elmalı pancar soslu, crispy patatesli bir kaz ciğeri ile başlıyoruz.
Mükemmel bir tat...
Yanına Sevilla bölgesinden koyu yeşil ağır bir zeytinyağı getiriyor.
Arkasından yeşil sebzelerle hazırlanmış ızgara ıstakoz servis ediliyor.
Krispy pirinçten yapılmış yeşil bir fanus içinde fenerbalığı geliyor ki, bana göre gecenin kralı bu.
Arkasından Kudüs enginarıyla kuzu geliyor.
Aradakileri saymıyorum.
Daha ilk yemekte Arzak’ın niye Arzak olduğunu anlıyorsunuz.
Tatlıların mükemmelliğini anlatmama gerek yok.

Haberin Devamı

İyi bir akşam yemeğinden önce sorulan 7 soru

YEMEKTEN önce Elena Arzak, elinde küçük bir not defteri ile gelip bize 7 soru soruyor:
Öğleyin ağır bir şey yediniz mi.
Deniz ürünleri veya başka bir şeye alerjiniz var mı.
Istakoz sever misiniz.
Her tür et yer misiniz.
Etiniz pembe mi pişsin, koyu mu.
Kuzu mu güvercin mi tercih edersiniz.
Tatlıda çikolatalı bir şey ister misiniz.
Kısaca San Sebastian yaş günü kutlamak için harika bir yer.
Hayatta hiç olmazsa bir kere Arzak’ta yaş günü yemeği...
Birçok insan için lüks olsa da, insan isterse yapabilir.
Üstelik arkanızda ayak izi de kalmıyor...
Okyanusun hayalet gelgitleri, her şeyi anında siliyor.

Yazarın Tüm Yazıları