Ben kafamda orta 2 terkim

Güncelleme Tarihi:

Ben kafamda orta 2 terkim
Oluşturulma Tarihi: Mart 24, 2014 01:33

Dün kaldığımız yerden devam ediyoruz Koray Çalışkan’la muhabbetimize... Bugün Elif Şafak’tan Ahmet Hakan’a, politakadan sinemaya kadar her telden çaldık...

Haberin Devamı

Neden akademisyen oldun?
- Akademisyen olursam hayatımı yaşamaya daha çok vakit ayırabilirim sandım ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Sabırsız bir adamım, gittim bir sinema şirketi kurdum; orada yönetmenlikten yapımcılığa kadar pek çok işle uğraşıyorum. Gazetede yazıyorum, televizyona da soktum burnumu.
Bütün bunlar insanda kişilik bölünmesi yaratır...
- Asla! Aslında insanların tek bir işle uğraşmasını yadırgıyorum ben. Karl Marx’ı veya o dönemin diğer filozoflarını düşün. Bu insanlar hayatın birçok alanında varlık gösterdiler. Çünkü uzmanlığa inanmıyorlardı. Bugün modern toplum bir dalda uzman olmamız için diretiyor. Neredeyse yakında kulak burun boğazcılar bile kendi aralarında ayrılacaklar (gülüyor).
Bir konuda uzman olmak niye bu kadar kötü ki?
- Şöyle düşün, gay’sen ve hetero bir bedene hapsolmuşsan, hayat bitmiş demektir. Klasik deyimle resmin bütününe bakman, içinden geleni yapman lazım. Mesela “Yangın Var” diye bir film yaptım, 160 kopyayla vizyona girdi. Al Jazeera’de yayınlanacak belgeseller yaptım.
İnsanın kayınpederi Ay Yapım’ın sahibi Ekrem Çatay olursa, doğal olarak da sinemaya merakı olur...
- Yok, tamamen tesadüf... “Menekşe ile Halil” diye bir dizi projesi geliştirdim, Elif Şafak da hikayeyi yazdı; öyle başladı bu iş. Ben gerçeklerin hikayelerle, sinemayla, şarkıyla anlatılabileceğine inananlardanım.
Bunlar bir bilim adamına yakışmayacak sözler. Şaka bir yana, ne iş?
- Bak bu konuyu şöyle açalım. Princeton Üniversitesi’nden bilimsel bir kitabım çıkacaktı. Başıma üç editör verdiler. Bir yandan yazıyorum, bir yandan da onlarla uğraşıyorum. Adamlar sürekli şunu değiştir, bunu değiştir diye ikaz ediyorlar.
Eh adı üstünde, editör.
- Bilimsel gerçekleri kontrol ediyorlar, hiçbir yanlış bulamıyorlar. Ama şöyle bir sorun çıktı ortaya. Ne zaman hikaye ile bir şeyleri anlatmaya çalışsam “Burası bilim değil, hikaye” diyorlardı. “Gerçekler hikayelerle anlatılır” dedimse de dinletemedim. En güzel yerlerini kestiler kitabın.

HİÇBİR ENTELEKTÜEL TOPLUM KARŞISINDA “KORKUYORUM” DİYEMEZ
Küstürdüler mi seni yazarlığa?
- Biraz küstüm tabii. O aralar Elif (Şafak) Amerika’da bir roman yazıyordu; sık sık onunla mektuplaşıyorduk. “Niye yazmıyorsun, çok güzel hikaye anlatıyorsun” diye beni gaza getirip dururdu. O zaman kitapta kullanamadığım bölümler hikaye olarak yavaş yavaş kafamda oluşmaya başladı. Ben uydurukçu bir adamım. Bilim buna izin vermiyor, istediğimi sadece sanatla yapabiliyorum.
Yani Elif mi başlattı seni yazarlığa?
- (Gülüyor) Yok, sana bu başlığı vermeyeceğim. Bende bilim bitince film başlıyor. Yani hiç uzmancı değilim. Mesela New York’ta asistanlık yaparken “Yeni Rakı” diye bir grup kurduk. Eşim şarkı söylüyordu, Ekşi Sözlük’teki Otisabi düzenlemeleri yapıyordu, bir akademisyen arkadaşımız da ud çalıyordu, ben de klarnetteydim. Çok eğlendik senin anlayacağın.
Bir akademisyen olarak siyasi görüşünü öğrencilerine yansıtıyor musun?
- O ceketimi derse girerken çıkarırım. Öğrencilerim de kamusal kimliğimle akademik kimliğimi ayırmayı çok iyi bilirler.
Ben AK Partili bir öğrenci olsam senin sınıfında rahat edebilir miyim?
- Bunu söylemek belki yakışık almaz ama eğitimde üstün başarı ödülü verdiler bana. En iyi öğrencilerimden biri başörtülüydü ve benim referansımla çok üst düzey yerlerde okudu. Görevim onların inandıkları perspektifi en iyi şekilde öğretmek ve savunmalarını sağlamak. Bu yüzden derslerimde günlük siyasete hiç girmeyiz.
Apolitik bir siyasi bilimler hocasısın o halde.
- Tabii. Bir hoca olarak görevim bu. Onlar benim öğrencilerim ama ben de onlardan çok şey öğreniyorum. Hepsi de pırıl pırıl çocuklar. Bizde Boğaziçi’ne girmek, bir Amerikalı için Harvard’a girmekten daha zordur.
Dışarıdan bakılınca sinir bozucu derecede gamsız, sürekli gülen bir insan profili çiziyorsun.
- Gerçekten zor zamanlardan geçiyoruz ama ben en ciddi meselelerin bile gülerek tartışılabileceğini düşünüyorum.
Zaman zaman “Yazdıklarımdan başıma bir iş gelir” diye korktuğun oluyor mu?
- Pek çok entelektüel, karmaşık olan dünyayı basitçe anlatmak yerine basit şeyleri karmaşık hale getirdikleri için ortalığı karıştırıyor. Bir entelektüel, toplumun karşısına çıkıp “Korkuyorum, umutsuzum” diyemez. O zaman daha çok insanın umutları kararır; benim böyle bir sorumluluğum var.
Dışarıdan görüntün öyle de, içindeki Koray ne diyor?
- İçim de çok karanlık değil, sadece endişeleniyorum. Ama insanlardan aldığım yaşam enerjisi bana umut veriyor. Eninde sonunda bu memleket bizim abi! Ben torunlarımı bu ülkede büyütmek istiyorum.

Haberin Devamı

SİYASET VE DEVRİM EĞLENİRKEN YAPILIR
Gazetedeki yazılarını biraz hafif meşrep bulanlar var.
- Ben aslında siyasi magazin yazmayı seviyorum. Sana başıma gelen bir hikayeyi anlatayım. Yolda yürürken adamın biri yaklaştı “Oral Çalışlar, sen çok kötü yazıyorsun” dedi bana. “Yahu ben Koray Çalışkan’ım” deyince de “Olsun zaten sen de kötü yazıyorsun” diye karşılık verdi. Ben bu yaşadığımı yazarım abi. Çünkü siyaset ve devrim eğlenirken yapılır.
Bu gidişle entelektüelleri iyice kızdıracaksın.
- Basit bir konuyu çetrefilli ve anlaşılmaz bir şekilde anlatmak entelektüellik değildir. Yazarken de, televizyonda konuşurken de lise ikiden terk birisinin anlayacağı şekilde anlatmaya gayret ediyorum. Ben kafamda orta iki terkim zaten.
Dijital medyanın yazılı basının yerine geçeceğine inanıyor musun?
- Henüz erken ama dijital medya sosyolojik bir değişime sebep oldu. Bilirsin, eskiden evlerde gazetelerin üzerinde fasulye falan ayıklanırdı. Geçenlerde annemi ziyarete gittim, evi talan ettim ama tek bir gazete yok. Altı ay önce laptop aldığım annem; “Artık gazeteleri Face’ten okuyorum” demez mi? İnternete Face diyor (gülüyor)...
Yazılarını okuyor mu annen?
- Okuyor ama Yılmaz Özdil’in yazılarını daha okumadan Face’te paylaşıyormuş, benimkileri ise ancak beğenirse.
Neden seninkileri paylaşmadan önce teftiş ediyormuş Valide Sultan?
- Ben bazen çok Kürtçülük yapıyormuşum da ondan (gülüyor)...

AHMET HAKAN’I TAKLİT EDİYORUM
Senin en sevdiğin yazar kim peki?
- Tartışmasız Ahmet Hakan, Türkiye’nin en iyi yazarı. Ahmet tavizsiz ve çok zeki. Haftada 42 köşe yazısı yazan başka birini tanımadım. En kısasından bile uzun bir köşe yazısı çıkarırım ben. Önceleri eleştiri aldığımda üzülüyordum ama şimdi o eleştirileri retweet yapıyorum. Ahmet’i taklit ediyorum anlayacağın.
Onun için “Türk solunun en iyi kalemi” diye yazdın, Ahmet Hakan da sana “Türk sağının en iyi yazarı” diye cevap verdi. Neden bu “tersine güzelleme”?
- Ahmet sağ gelenekten gelen biri, dürüst, laik, tutarlı ve demokrat. Solun ana değerlerine uyuyor yani. Ben bunu söyleyince laf çaktı ama abimizdir, ne söylese hakkıdır (gülüyor)...
İnsanlar neden okuyorlar Koray Çalışkan’ı dersin?
- Herhalde bir perspektifim olduğu içindir. Mesela Sırrı Süreyya Önder seçimlere girerken kimse tek kelime etmiyordu. Ben “Sırrı’ya oy verin” diye köşemde pat diye yazdım. Tarafımı açık açık belli ediyorum. Şimdi de İstanbul’da CHP’ye oy verilmesi gerektiğini anlatıyorum.
Sarıgül’ü desteklemene Sırrı Süreyya bozulmuyor mu?
- Sırrı ile yakın arkadaş değiliz, tanışırız, muhabbetimiz vardı. Ben hâlâ ona sevgi ve saygı duyarım ama o ne düşünür bilemem. Bazen sert çıkışları oluyor. Örneğin, CHP yöneticileri için “Kuşbeyinliler” dendiğinde kırılıyoruz. Bunu başka türlü de ifade edebilirdi.

Haberin Devamı

ERDOĞAN, PARTİ İÇİ DEMOKRASİYİ YOK ETTİ
CHP’nin bu aralar biraz merkez sağa kaydığını düşünüyor musun?
- Hayır. Ne merkez sağa ne de sola kayıyor. CHP artık başarıdan ürkmüyor, insanları şaşırtan da bu. Mustafa Sarıgül de, Mansur Yavaş da “Sosyal belediyecilik yapacağız” diyorlar.
Mansur Yavaş’ın adaylığı çok tartışılıyor.
- Mansur Bey Ankara’da öyle popüler ki, geçenlerde sosyalist bir arkadaşım aradı; “Yahu ne yaptınız, benim gibi adama, eski bir MHP’liye oy verdirtiyorsunuz” dedi. Daha önce böyle bir şey görülmemişti.
Sana “CHP’nin atanmamış Rasim Ozan Kütahyalı”sı diyebilir miyim?
- Diyemezsin (gülüyor)... Ben çocuklarıma bir siyasetçinin “uygun gördüğü” adı vermem. İkincisi, yazı yazma işinden para kaybediyorum, kazanmıyorum. Üçüncüsü ilkelerim belli ve değişmiyor. Ama Rasim ve eşi partizanlık yapıyor, belli bir şeyi her şartta savunuyorlar. O yüzden beni o tip insanlarla kıyaslama.
CHP’yi de aynı “coşkuyla” eleştirir misin?
- Yahu CHP’li vekiller yazılarımdan dolayı beni mahkemeye verdiler. Muktedirin yanında durana “yandaş”, muhalefetin yanında durana “yoldaş” denirmiş. Ben muhalifin yanındayım. CHP iktidara gelip hata yaparsa ilk eleştiren yine ben olacağım.
Nedir bu AK Parti’ye bitip tükenmeyen öfken?
- 2004’ten sonra AK Parti, “rant parti” oldu. Demokratik eleştiri bittiği zaman her şey biter. Seni eleştiren dostlarını uzaklaştırırsan, kafayı duvara toslarsın. Başbakan, parti içi demokrasiyi yok etti.
Bu partinin sorunu, seni rahatsız eden ne?
- Bak ben 41 yaşındayım, Boğaziçi’nde siyaset doçentiyim ama akşam 22.00’den sonra light bira satın alamıyorum. Neden? Çünkü yasak!
Eee, pek çok yabancı ülkede de yasak...
- Aynı şey değil. İçki kültürel bir mücadelenin simgesi oldu bizde. Rusya gibi içki tüketimi sorunlu bir ülke olsak, kamu yararına alındı bu karar derdim. Oysa alkol bizde belli bir kesim tarafından kullanılıyor. Son 10 senede içkiye gelen ÖTV artışı yüzde 755 oldu. Söylesene, o zaman pırlantanın ÖTV’si neden hâlâ sıfır?
Herkes bitti benden hesap soruyorsun. Neyse, yerel seçimler sence de genel seçime dönüşmedi mi?
- Aslında adayları seçmemiz lazım ama insanlar artık AKP belediyeciliğine oy vermek istemiyor. Çünkü karşımızda artık karizmatik bir liderin yönettiği bir kartel partisi var. Oylar belediye başkanlarına değil lidere veriliyor. Şoförleri ne kadar cevval olursa olsun, CHP’nin altında Mercedes, AKP’de Ferrari var.
Bu ralliye sen de katılmayı düşündün mü hiç?
- Politikaya atılıp atılmayacağımı soruyorsan, zaten siyasetin içindeyim. Sendikacılık, örgüt çalışmaları yaptım. Ama “Okulu bırakıp milletvekili olur musun?” diye sorarsan, şimdilik kendimi o konumda görmüyorum. Ayrıca bunlar çok önemli kararlar.
Bir açık kapı bırakıyorsun gibi geldi bana.
- Tabii bırakıyorum, çünkü herkesin toplumu yönetenlerden biri olma sorumluluğu var. Eğer bu görev bana düşerse, eşim ve çocuklarım da izin verirse anneme, Ekrem Çatay’a danışırım. Teklif beklemem, gider aday olurum.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!