Atatürk’ün tarih sınavı

Darülfûnun heyetinin 1923’te Mustafa Kemal Paşa’yı ziyaretini hiç duydunuz mu? Peki ya, Galatasaray Lisesi’nde girdiği tarih sınavını? Gelin, 10 Kasım 1938’in 75’inci yıldönümünde Atatürk’ü saygıyla analım.

Haberin Devamı

Gazi Mustafa Kemal, 23 Haziran 1923’te Ankara Tren İstasyonu’ndaki makamında, Darülfûnun yani günümüz İstanbul Üniversitesi’nden gelen heyeti kabul ediyordu. Aslında bu Milli Mücadele koşulları nedeniyle gecikmiş bir ziyaretti. Dokuz ay önce öğrencilerin ısrarı üzerine Darülfûnun Edebiyat Müderrisliği tarafından Mustafa Kemal Paşa’ya ‘Fahrî Müderrislik’ unvanı verilmişti. Ziyaret bu beratın takdimi amacıyla yapılıyordu. Gazi, sohbet sırasında ‘kendisinin mektep sıralarından beri çok sevdiği tarihle daima meşgul olduğunu, bu itibarla fahrî müderrisliğinin, edebiyattan ziyade tarihe ait olmasının daha münasip olacağını’ söyledi. Şemsettin Günaltay’ın ifadesine göre heyet, Edebiyat Fakültesi’nin Edebiyat, Tarih, Felsefe, İçtimaiyat (Sosyoloji) ve Coğrafya bölümlerinden oluşması sebebiyle ‘bu hususun tahakkuk etmiş olduğu’ cevabını verince Gazi gülümsemişti. Aynı toplantıda Günaltay’a şunu da söylemişti: “Tarihçilerle çok konuşacağız.” Henüz Lozan imzalanmamış, Cumhuriyet ilan edilmemişti. Belli ki Atatürk’ün aklında tarihle ilgili projeler vardı.

Haberin Devamı

ATATÜRK GALATASARAY’DA

Fahri profesörlük unvanı İzmir’in geri alınmasından 10 gün sonra verilmişti. Mustafa Kemal Paşa ve ordusunun şehre gelişini binlerce kişiyle birlikte 5 yaşındaki İlhan da izlemişti. İlhan, daha sonra Mekteb-i Sultani’nin yani Galatasaray Lisesi’nin yolunu tuttu. 1933’te ‘orta mektep’ yeterlilik sınavlarına (bakalorya) girmeye hazırlanıyordu. Ama bu sınav günü olağanüstü bir gündü: Reisicumhur Mustafa Kemal sınavları izlemek üzere okula gelecekti! Tüm öğrenciler çok heyecanlıydı. Acaba Gazi’nin karşısında sözlüye girenler kimler olacaktı? Gün boyu süren sınavlardan sonra saat gece dokuz civarında sıra İlhan’a geldi. Reisicumhur, İlhan’a ilk olarak ‘zat-ı âliniz’ diyerek adını sordu. ‘Siz’ diye hitap edilmek öğrenciyi hem şaşırtmış hem de mutlu etmişti. Atatürk’ün yönlendirmesiyle Galatasaray Lisesi’nin tarih hocası Cavit Baysun, İlhan’a Abbasiler’in devrilmesi ve İlhanlılar’la ilgili sorular sordu. Ardından Gazi, Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasındaki yetki ve sorumluluk hakkında bir soru sordu. Bu mütarekeye Osmanlı Devleti adına imza koyan Rauf Orbay o sırada Türkiye dışında sürgün hayatı yaşıyordu. Yani verilecek yanıt hassas olmalıydı. İlhan, ustaca bir cevapla bu zor sorudan da sıyrılmasını bildi. Oradan Mudanya Mütarekesi’ne geçildi. Gazi “Bu antlaşmada kimlerin imzası vardı” diye sorunca İlhan, “Bizim, Yunanlıların, İngilizlerin, Fransızların ve İtalyanların” diye yanıtladı. “Yunanlılar imzalamışlar mıydı?” diye karşılık verdi Atatürk. Öğrenci hemen hatasını düzeltti: “Yunanlılar mütarekeyi imzalamamışlardır.” Atatürk aldığı yanıtlardan hoşnut kalmış, İlhan da sınavdan tam not almıştı. Bugün bu sınavı tüm ayrıntılarıyla bilmemizi sağlayan yıllar sonra Türkiye’nin en önemli hukuk akademisyenlerinden biri olan İlhan E. Postacıoğlu’nun ‘Atatürk Önünde Tarih Bakaloryası’ adlı 1979 tarihli anı kitabı. Bu kitabın yanı sıra Atatürk’ün girdiği sınavları ve sorulardaki yüksek seviyeyi yansıtan başka örnekler de var.

Haberin Devamı

GAZİ VE İNALCIK

1933’te, Atatürk bu defa Ankara’daki Gazi Muallim Mektebi’ne ani bir ziyarette bulunur. O sırada öğretmenin olmadığı bir sınıfa girer ve önde oturan öğrenciye Arap Yarımadası ile ilgili sorular sorar. Heyecan içindeki öğrenci, bugün ‘tarihçilerin kutbu’ olarak andığımız Halil İnalcık’tır! Örneklerin gösterdiği üzere Atatürk 10 yıl önce söylediğini yapmış, ‘tarihçilerle çok konuşarak’ müthiş bir doktrinasyon projesini hayata geçirmiştir. Girdiği sınavlardaki amaç, dört cilt halinde hazırlattığı, basılmadan okuyup düzeltmeler yaptığı ortaöğrenim tarih kitaplarının ne denli hazmedildiğini ölçmektir. Atatürk’ün tarihe olan ilgisi hiç azalmadı. Hasta yatağında son okuduğu Türk Tarih Kurumu’nun dergisi Belleten idi. ‘İleri bir ulus’ inşası için tarihi bu denli önemsemesi, tarihin ‘ölmüş insanların hikâyesi’ olmadığının en güzel kanıtı. 75 yıl sonra hâlâ geçmişimizi göklere çıkarmakla yerin dibine batırmak ikileminden kurtulamamış olmamızsa daha gidecek uzun bir yolumuz olduğunu gösteriyor.

Yazarın Tüm Yazıları