Bülent Arınç'tan Gezi açıklaması

Güncelleme Tarihi:

Bülent Arınçtan Gezi açıklaması
OluÅŸturulma Tarihi: Haziran 04, 2013 15:44

BAŞBAKAN Yardımcısı ve Başbakan Vekili Bülent Arınç, açıklamalarda bulundu. Arınç, "Yaşam tarzları bizim için önemlidir, hassastır. Empati yaparak bize oy vermeyen insanları anlamaya çalıştık. Herkes bizi takdir etmek zorunda değil. Herkes bize oy vermek zorunda değil ama oy vermeyenlerin talep ve beklentilerine duyarlıyız" diye konuştu.

Haberin Devamı

Başbakan Yardımcısı ve Başbakan Vekili Bülent Arınç, toplumun ortak arzusunun sokaklara huzur, güven ve sağduyunun hakim olması olduğunu belirterek, "Şunu memnuniyetle ifade etmekteyim ki, iki günden beri takip ettiğimiz kadarıyla şiddet ya da vandallık içeren gösteriler artık süratle ivme kaybetmeye başladı. Şiddet içermeyen, demokratik bir tepki olarak ortaya konan gösterileri saygı ve sağduyu içerisinde takip ettiğimizi söylemek isterim. Devletimiz, hükümetimiz, ilgili tüm birimlerimiz gelişmelere bütünüyle hakim durumdadır" dedi.

Başbakan Vekili Bülent Arınç, Başbakanlık Yeni Bina'da basın toplantısı düzenledi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşmesinde son gelişmeleri aktardığını, görüş ve önerileri aldığını, karşılıklı fikir teatisinde bulunduklarını  belirten Arınç, "Bu görüşmeye olağanüstülük yüklememek gerekir. Çünkü ben Başbakan Vekiliyim, bütün yetkilerimi ve sorumluluklarımı biliyorum. Sayın Başbakanımızla da yurt dışında olmasına rağmen görüşmelerimizi yaparak belli konulardaki hükümetimizin tavrını da netleştiriyorum. Esasen bildiğiniz gibi Sayın Cumhurbaşkanımız ile Başbakanımız haftalık mutat, olağan görüşmeler yapmaktadır. Onlardan birisi de sayabilirsiniz. Ancak bugün olmasının temelinde bazı sebepler var. Onları da biraz sonra açıklamak istiyorum" diye konuştu.

Görevinin başbakan vekilliği olduğunu, yetkilerini, görevlerini ve sorumluluklarını bildiğini tekrarlayan Arınç, "Konuşmalarımızı da hükümetimizin bu konulardaki düşünceleri olarak sizlere aktarmak istiyorum" ifadesini kullandı. Devam eden ve farklı bir boyut kazanan gösteriler konusunda Cumhurbaşkanı Gül'ün düşüncelerini almak, neler yapılabileceği ve toplumun nasıl yatıştırılabileceğine ilişkin istişare etmek istediğini vurgulayan Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Meclis Başkanımız, Sayın Başbakanımız ve muhalefet partilerinin değerli genel başkanları, tansiyonun düşmesi, eylemlerin artık son bulması konusunda çeşitli vesilelerle yatıştırıcı açıklamalar yaptılar. Şu anda hepimizin ve toplumun ortak arzusu, sokaklara huzur ve güvenin, en önemlisi de sağduyunun hakim olması. Şunu memnuniyetle ifade etmekteyim ki, iki günden beri takip ettiğimiz kadarıyla şiddet ya da vandallık içeren gösteriler artık süratle ivme kaybetmeye başladı. Şiddet içermeyen, demokratik bir tepki olarak ortaya konan gösterileri saygı ve sağduyu içerisinde takip ettiğimizi söylemek isterim. Devletimiz, hükümetimiz, ilgili tüm birimlerimiz gelişmelere bütünüyle hakim durumdadır. Güvenlik ve istihbarat birimlerimiz bir yandan mevcut gösterilerin şiddet boyutunu engellemek için özveriyle çalışırken bir yandan da provokasyonları önlemek için hassasiyetle mücadele etmektedir.
     Polisimiz tarafından gösterilerin ilk zamanlarında ortaya konan aşırı tedbir haklı olarak tepki toplamıştır. Bununla ilgili incelemeler de idari yoldan başlatılmıştır. Ancak son 5 gündür polisin büyük bir fedakarlık içinde, vakar ve sağduyu içinde, bu milletin bir evladı olarak milletin kendi evlatlarına karşı son derece hassas bir konumdadır. Göstericiler arasındaki illegal örgütlerin kışkırtma ve şiddet eylemlerine karşı polisimiz, yasalar çerçevesinde üzerine düşen görevleri bihakkın yerine getirmiş ve bundan sonra da yerine getirmeye devam edecektir."
     -"Empatiyle bize oy vermeyenleri anlamaya çalıştık"
     Türkiye Cumhuriyeti'nin 29 Ekim 1923'te birlik içinde kurulduğunu, 76 milyonun her birinin cumhuriyetin sahibi olduğunu vurgulayan Arınç, 90 yıl boyunca cumhuriyetin, milletin istinasız her ferdinin emeği, alınteri ve çabasıyla büyüdüğünü, bugünlere ulaştığını bildirdi. Tüm toplumlarda olduğu gibi Türk toplumunda da tabii farklılıklar olduğunu, Meclis'in bu farklılıkları gözeterek açıldığını, cumhuriyetin bu farklılıkları kaynaştırarak kurulduğunu, Türkiye'nin bugünlere farklılıklarını zenginlik olarak değerlendirerek geldiğini belirten Arınç, "Türkiye'nin en büyük zenginliği farklılıkları hoşgörü içerisinde bir arada tutuyor olmasındadır" dedi. Türkiye'yi 90 yıl içinde bulunduğu seviyeye ulaştıranın hoşgörü ve birlikte yaşama kültürü olduğuna işaret eden Arınç, sözlerine şöyle devam etti: "Gerek partimiz gerek hükümetimiz olarak kurulduğumuz andan itibaren farklılıkların hepsine saygı duyduk, toplumun bütün kesimlerine eşit mesafede durduk. Her seçim sonrasında Sayın Başbakanımız kitlelerin karşısına çıkmış ve kendisine oy verenlerin değil Türkiye'nin başbakanı olacağının altını çizerek ifade etmiştir. Hükümetimiz, tüm icraatlarında, kararlarında, uygulama ve adımlarında müştereklerde buluşmayı ve ayrımcılıkları kaldırmayı dikkatle gözetmiştir. Şunu samimiyetle vurgulamak isterim, yaşam tarzları bizim için son derece değerlidir, önemlidir ve hassastır. Yaşam tarzlarımız nedeniyle ağır baskılar yaşamış bir kadro olarak kendi yaşadıklarımızı başkalarına yaşatmamak için büyük bir duyarlılık içinde olduk. Biz empati kurmak suretiyle bize oy vermeyen vatandaşlarımızı her zaman anlamaya çalıştık. Kendi yaşam tarzlarımızı, kendi hassasiyetlerimizi öne çıkarmak yerine ortak noktalarda buluşmayı, ortak yolu bulmayı her zaman öncelikli vazifemiz olarak gördük. Toplumla inatlaşacak bir anlayışın içerisinde olmadık, olamayız. Herkes bizi takdir etmek zorunda elbette değil ancak biz, bizi takdir etmeyenlerin de görüşlerine açığız. Herkes elbette bize oy vermek zorunda değil ama biz, bize oy vermeyenlerin de talep ve beklentilerine duyarlıyız.
     Her bir vatandaşımızın sorumluluğu bizim üzerimizdedir. Her bir vatandaşımızın en temel insani hakkı, özgürlüğü, yaşam tarzı bizim sorumluluğumuz altındadır. Demokratik bir kültür içerisinde ve yasalar çerçevesinde ifade edilen tüm tepkilere, bütün taleplere sonuna kadar açığız. Yeter ki şiddet olmasın. Yeter ki şiddet, öfke ve nefret bir ifade diline dönüşmesin. Karşılıklı saygı, hoşgörü, anlayış içerisinde her sorunu aşacağımıza, her meseleyi geride bırakacağımıza yürekten inanıyoruz."
     -"244'ü polis, 64'ü gösterici 300'ün üzerinde vatan evladı yaralandı"
     Başbakan Vekili Arınç, "İstanbul, Taksim Gezi Parkı'nda, bir yanlış bilgilendirme olsa da, vatandaşlarımız meşru, haklı ve makul tepkilerini ortaya koymuşlardır. Bu tepkileri saygıyla karşılıyoruz" diyerek, Gezi Parkı'nda şehri sahiplenme ve çevre duyarlılığıyla başlayan gösterilerin, bugün çok farklı boyutlara ulaştığını dile getirdi. Meşru tepkilerini ortaya koyan vatandaşlara seslenmek istediğine dikkati çeken Arınç, şöyle konuştu:
     "Vatandaşlarımızın masum, demokratik tepkileri marjinal, illegal bazı gruplar tarafından kullanılmakta ve insanımıza, şehirlerimize, özellikle de Türkiye ekonomisine, Türkiye'nin uluslararası itibarına zarar verir hale gelmektedir. Şu ana kadar 244'ü polis, 64'ü gösterici olmak üzere 300'ün üzerinde vatan evladı yaralanmıştır.
     Üzülerek ifade ediyorum, sadece yaralılarımızı sayarken bugün maalesef duyduğumuz bir haber hepimizi fevkalade üzmüştür. Bildiğiniz gibi, Hatay'daki gösteriler sırasında Abdullah Cömert isimli vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Fevkalade üzgünüz. Abdullah Cömert'e Allah'tan rahmet diliyorum, ailesine, bütün Hatay halkına, bütün milletimize başsağlığı diliyorum. Bu, arzu etmediğimiz bir olaydı. Bu gösterileri bu noktaya getirenlerin sonunda bu işi bir ölümle sonuçlandırmak istediklerini biliyorduk. Bunun için gerekli bütün hassasiyeti gösteriyor, ölüm olmaması için bütün dikkatimizi topluyorduk ama maalesef istenmeyen bir olay oldu. Bunun üzerine yine sosyal medyada veya başka yollarla olayı büyütmek, olayın üzerine yeni provokasyonlar inşa etmek gayreti olduğunu seziyorum."
     -"Gelinen nokta vicdan ve akıl sahibi her insanın düşünmesi gereken bir konu"
     Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı ve Hatay Valiliğinden gelen bilgi notlarından "Hayatını kaybeden Abdullah Cömert'in ilk yapılan otopsi işlemleri neticesinde ateşli silaha ait giriş-çıkış deliği ve beyin dokusunda traje oluşturmuş herhangi bir lezyon bulunmadığı tespit edilmiştir" ifadesini aktaran Arınç, ateşli silahla ölüme yol açmayan bir olay olduğunun anlaşıldığını belirtti.
     "Belki bir sert cisimle başı zedelenmiş ve ölüme sebebiyet vermiş olabilir" diyen Arınç, Hatay Cumhuriyet Başsavcılığının kesin ölüm sebebinin yapılacak araştırma ve inceleme sonucu, Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulunca düzenlenecek raporla anlaşılacağını belirttiğini kaydetti.
     Olayla ilgili soruşturmanın sürdüğünü vurgulayan Arınç, bir an evvel sonuca ulaşılmasını, Cömert'in ölümüne yol açan olayın fail veya faillerinin bulunmasını, yargıya teslim edilmesini, olaydan dolayı meydana gelebilecek infialin meşru yollarla ifade edilmesini istediklerini dile getirdi.
     Arınç, şöyle konuştu:
     "Abdullah Cömert'in cenaze töreni hepimizin üzüntülerini üzerinde taşıyacaktır ama bundan bir başka kötü olaya yol açabilecek girişimleri de tasvip etmediğimizi, bunları önlemek için de tüm tedbirleri aldığımızı ifade etmek istiyorum. Tekrar ailesine başsağlığı dilerim. Allah, başka, ikinci ölümden veya istenmeyen olaylardan ülkemizi muhafaza buyursun. Bu söylediğimiz sözleri, bu istenmeyen gelişmeler üzerine bina etmeye çalıştığımı da ifade etmek istiyorum.
     Çünkü Taksim Gezi Parkı'nın bir yeşil alan olarak kalması, ağaçların oradan sökülmemesi üzerine, vicdani bir çevre duyarlılığıyla ortaya çıkan olayların şimdi geldiği son noktayı görmek her vicdan ve akıl sahibi insanın düşünmesi gereken bir konudur. O olaylarda kendisinin yurtsever, çevreye duyarlı bir insan olarak elinden gelen tüm tepkileri meşru yollarla göstermeye çalışan insanlarımızın olayın sadece yaralama değil, ölümle sonuçlanabilecek kötü sonuçlara vardığını görerek bu işin bir an evvel bitmesini, bir an evvel bu olayların son bulmasını istediklerini de az çok tahmin edebiliyoruz."

Başbakan Yardımcısı ve Başbakan Vekili Bülent Arınç, "Biz, herkesin hükümetiyiz. Bugüne kadar sandıktan çıkan sonuçları doğru okumak için ne kadar büyük bir hassasiyet içinde olduysak, bu gösterileri de doğru okumak için o kadar büyük bir hassasiyet içindeyiz. Biz kendimizi hesaba çekeriz ve çekiyoruz.Öz eleştirimizi yaparız, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın" dedi.

Arınç, Başbakanlık Yeni Bina'da düzenlediği basın toplantısında, yaklaşık bir haftadır devam eden Taksim Gezi Parkı olaylarında şu ana kadar 110 polis aracının tahrip edildiğini, 207 sivil aracın yakıldığını, AK Parti'nin İzmir'deki Karşıyaka ve Çiğli ilçe binalarına saldırı olduğunu belirttti. Ambulansların taşlandığını, sivil vatandaşlara karşı aşırı tepkilerin gösterildiğini ifade eden Arınç, insan hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmaya çalışıldığını dile getirdi. Arınç, "Bir takım kamu binalarına karşı veya bir takım insanların kendi özel evlerine karşı aşırı tepkiler, haksız, gayri meşru, gayri kanuni bir takım olaylar meydana getirilmeye çalışılmaktadır" diye konuştu.

Duyarlılığı istismar etmeye çalışan bazı grupların, özellikle Ankara'da kaldırım taşlarını söktüğünü, belediye otobüslerini ve otobüs duraklarını kullanılmaz hale getirdiğini anlatan Arınç, "Havuzların fıskiyelerine varıncaya kadar kamu binalarına zarar vermek suretiyle ağır hasar meydana getirmişlerdir. Esnafımız, olaylardan etkilenmiş, bazı dükkanlara dışardan ve içerden zararlar verilmiştir" ifadesini kullandı.
     -"Türkiye'nin uluslararası güç ve itibarı da hedefe konulmuştur"-
     Arınç, bu olaylardan Türkiye ekonomisinin de zarar gördüğünü vurgulayarak, şöyle devam etti:
     "Özellikle altın yıl yaşama iddiasında bulunan ve olumlu gelişmelerle hepimizin beğenisini kazanan turizmin yara aldığının altını çizerek ifade etmek istiyorum. Uluslararası basının olağan dışı ilgisi ve abartılı yayınları nedeniyle, Türkiye'nin uluslararası güç ve itibarı da hedefe konulmuştur. Bakınız, zarar gören ya da zarar görmesi muhtemel olan varlıklar, AK Parti'nin ve hükümetimizin varlıkları değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının varlıklardır. 90 yılda çok zor şartlar altında, herkesin emeğiyle, alın teriyle oluşturulan varlıkların bu şekilde heba edilmek istenmesi, gerçekten acı vericidir.
     Çözüm sürecinde, silahlar susmuşken, şiddet ortadan kalkmışken, ekonominin önünde sınırsız bir ufuk açılmışken, kazanımlarımızın hedefe alınması oldukça düşündürücüdür. Biz herkesin, hükümetiyiz. Bugüne kadar sandıktan çıkan  sonuçları, doğru okumak için ne kadar büyük bir hassasiyet içinde olduysak, bu gösterileri de doğru okumak için o kadar büyük hassasiyetin içindeyiz. Biz, kendimizi hesaba çekeriz ve çekiyoruz. Öz eleştirimizi yaparız, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın."
MHP ve BDP'ye teşekkür
     "Türkiye'ye, Türkiye ekonomisine, birlik ve dayanışmaya yönelik tavır ve davranışlardan, herkesin özellikle sakınmasını rica ettiklerini" dile getiren Arınç, özellikle muhalefet partilerinin aklı selimi öne çıkararak yatıştırıcı tavır sergilemelerini arzu ettiklerini söyledi.
     Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
     "Bunun gerçekleştiğini görmekten de mutluyuz. MHP'nin olayın başından bu yana tutumunu takdir ediyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz. Barış ve Demokrasi Partisi'nin olayın ilk anından itibaren takındığı tavrı, takdir ediyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz.
     Şüphesiz CHP'nin Sayın Genel Başkanı'nın 'kamu malına zarar verilmesini tasvip etmediğini, bu olayların şahsında parti olarak değil bireysel olarak bulunduğunu ve Taksim'e bu amaçla gittiğini' ifade eden cümleleri için teşekkür ederiz. Ama maalesef, Türkiye'de yaşanan pek çok olayda CHP'li milletvekillerinin, il ve ilçe teşkilatlarının hem kışkırtıcı hem de olayların bizzat dışarısında olmak gibi bir konumları vardır. Sayın Kılıçdaroğlu'nun dün Sayın Cumhurbaşkanımızla yaptığı toplantı ve takındığı tavır itibarıyla, güçlü bir genel başkan olarak olayların vardığı bu boyutu hiçbir şekilde tasvip etmediğini, CHP'nin hem hükmi şahsiyeti olarak hem de tüm teşkilatlarıyla ve birimleriyle olayların vardığı bu noktada hiçbir zaman bulunmayacaklarını, olayların yatışması konusunda olumlu bir dil kullanacağını bekliyor ve ümit ediyoruz. Türkiye'nin ana muhalefet partisi, böylesine zor durumlarda mutlaka kendisine düşen görevi, fazlasıyla yapacaktır."
     -Sabır ve sağduyu çağrısı-
     Vatandaşların da  sağ duyulu davranmasını istediklerinin altını çizerek, 76 milyonun her bir ferdini, bu gösterilere karşı çok daha dikkatli ve duyarlı olmaya davet ettiklerini vurguladı. Arınç, "Bugüne kadar gösterileri sabırla izleyen vatanşlarımızdan, daha fazla sabır ve sağduyu bekliyoruz" şeklinde konuştu.
     Medyaya da "sağduyu" çağrısı yapan Arınç, şöyle konuştu:
     "Medyadamızdan da sabır ve sağduyu bekliyoruz. Bunun dışında anne babalardan, çocuklarını bu kaotik ortama itmek isteyenlere karşı, liseleriyle, ilköğretim okullarıyla, üniversite gençliğimizi o kaotik ortamın günah aktörü haline getirmek isteyenlere karşı, üniversite rektörlerimizi, gençlerimizi ve anne babalarını, Türkiye'de yaşayan herkesin olayların asıl varmak istediği noktada, karışık, kaotik ve Türkiye'nin zarar göreceği bir noktaya getirmemeleri konusunda sağduyu, ilgi ve fedakarlık bekliyoruz.
     Talep ve arzularını ifade eden vatandaşlarımızın, şiddet içeren eylem ve eylemcilerle, aralarına mesafe koymalarını istiyoruz. Bugüne kadar gösterileri, sabırla izleyen, ama üzülen vatandaşlarımızdan daha fazla sabır ve sağduyu bekliyoruz. Onlara bu olumlu tutumlarından dolayı, elbette teşekkür ediyoruz"
     Başta sendikalar olmak üzere, sivil toplum örgütlerinin gerginliği artıracak değil düşürecek tavır içerisinde olmalarını isteyen Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
     "Özellikle, dünden bugüne KESK ve DİSK gibi güçlü sendikalarımızın bu olaylar karşısındaki tutumlarının, Türkiye'nin iç barışını, toplumsal barışını bozmayacak noktada olacağını, ben şahsen ümit ediyorum. Elbette, düşünceler açıklanabilir, kanun içerisinde gösteriler yapılabilir ve birtakım eylemler olabilir. Ama, illegal örgütlerin ekmeğine yağ sürecek ve ateşi büyütecek davranışlardan ısrarla kaçınmalarını kendilerinden ısrarla rica ediyorum.
     Türkiye, bütün bu senaryoları boşa çıkaracak güce fazlasıyla sahiptir. Şu anda Türkiye'de herşey devletimizin, kontrolü altındadır. Vatandaşlarımıızn da katkısı, sağduyu ve sabrıyla, huzur ve güven ortamı çok daha iyi tesir edilmiş olacaktır.
     Son olarak, haklı taleplerini, tepkilerini ifade eden vatandaşlarımıza tekrar teşekkür ediyorum. Gelişmeleri tam bir sabır ve metanet içinde, aklı selimle takip eden vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum. Özveriyle çalışan, günlerdir uykusuz, yorgun ama görevinin başında bulunan güvenlik güçlerimize teşekkür ediyor ve Türkiyemizin en kısa zamanda huzurlu günlere kavuşacağını ümit ediyorum."
Başbakan Yardımcısı ve Başbakan Vekili Bülent Arınç, demokrasi içerisinde yöneten insanların üsluplarının çok daha yapıcı, olgun, kuşatıcı ve kucaklayıcı olması gerektiğini belirterek,  "Bu olayların bize hatırlattığı bir gerçek varsa herhalde bunun hepsinden ayrı ayrı istifade edeceğiz. Ama ona takılarak, bugün geldiğimiz noktayı meşru göstermek herhalde mümkün değil" dedi.
     Arınç, düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtladı.
     Taksim Gezi Parkı'daki olaylarla ilgili gözaltılar konusundaki bir soru üzerine Arınç, gözaltında çok sayıda insanın bulunmadığını, gözaltına alınan kişilerin bir saat sonra serbest bırakıldıklarını, sadece olay yerinden uzaklaştırmak amacıyla gözaltına alındıklarını söyledi.
     Arınç, "Burada kolluk güçlerimiz çok itinalı davranıyor. Hiçbir vatandaşımızın gözaltında uzun süre kalmasını istemiyoruz. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun verdiği yetkileri de yargı kendisine tanınan imkanlar içerisinde minimize etmiş durumda. Bu bizce doğru bir davranıştır. Ama olayları sürükleyen, tahrik eden veya gösterilerin içerisinde yasa dışı bir takım faaliyetlerde bulunduğu tespit edilenler veya araçları yakarken, fiili saldırılarda bulunurken gözaltına alınan, olay yerinden uzaklaştırılan insan vardır. Bunların bir kısmı süratle bırakılmaktadır. Belki çok az bir kısmının da içeride halen tutulduğunu biliyorum. Yargısal sürecin içerisindedirler" diye konuştu.
     Önümüzdeki günlerde Meclis Genel Kurulu'na gelmesi beklenen Tabiat Kanunu Tasarısı'nı yeniden ele almayı düşünüp düşünmedikleri şeklindeki başka bir soru üzerine ise Arınç, olayların başlangıcında Taksim'de bir yayalaştırma çalışması yapıldığını, buna da hiç kimsenin tepkisi olmadığını anımsatarak, ancak Topçu Kışlası diye bilinen yerde bir betonlaşma olacağı, burada alışveriş merkezi olacağı veya başka ticari amaçlarla bir yapılaşma olacağı bilgisini edinen yurttaşların, iş makinalarıyla 3-4 ağacın yerinden sökülmesi ve birkaçının da tahrip edilmesi karşısında, yurtseverliğin gereği olarak ve içlerinde çok iyi tanıdıkları, tek ortak paydaları insan ve çevre olan insanların bir eylem başlattığını belirtti.
     "Bu eylemler meşrudur, haklıdır ve doğrudur" ifadesini kullanan Arınç, içlerinde milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in de bulunduğu kişilerin, bu konudaki tepkilerini ortaya koyduklarını dile getirdi.
     "Fakat maalesef orada gösterilen bu haklı taleplere karşı, şu veya bu sebeple bu inceleniyor ve araştırılıyor, emniyet güçlerimizin gaz kullanmaya başlaması olayları çığırından çıkarmıştır" değerlendirmesinde bulunan Arınç,  İdare Mahkemesince, bölgeye yapılacak inşaatla ilgili yürütmeyi durdurma kararını olumlu karşıladığını ifade ettiğini anımsattı.
     Arınç, sözlerine şöyle devam etti:
     "Bu karar karşısında, bütün mahkeme kararlarına idare uymak zorunda olduğuna göre, ne yapılıp yapılmadığını, nerede bir eksiklik olduğunu, en azından mahkeme sonucunda bilmemiz gerektiğini düşündüm. Şu anda da aynı kanaatteyim. Çünkü yapılan bazı açıklamalar kafaları iyice de karıştırmaktadır. AVM olacak mı olmayacak mı, betonlaşma olacak mı olmayacak mı, Taksim'deki gezi parkındaki yeşil alanlar tamamen ortadan kalkacak mı kalkmayacak mı? Aksini söyleyenler de var. Bundan daha fazlasını elbette dikeceğiz. Biz çevreye duyarlıyız. Orman demek bizim işimizdir diyen Bakanlarımız var, belediye başkanlarımız var. Ama halkımızın kafa karışıklığını gidermek üzere bu konuda iyi bir bilgilendirmeye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bu konuda dava açan ve yürütmeyi durdurma kararını istihsal eden dernek ve dernek yetkilileriyle de bugün veya yarın görüşeceğim. Onların taleplerini ve düşüncelerini de alacağım. Yine bu konuda ilk eylemleri başlatan arkadaşlarımızdan talep olursa onların da olaylara hangi gözle baktıklarını dinleme imkanı bulacağım. Şimdi o ayrı bir meseledir. Yani oraya ne yapılacağı konusunda, ağaçların kesilip kesilmeyeceği veya çevre duyarlılığının ihlal edilip edilmeyeceği konusunda bir itiraz, bir şikayet, bir endişe var. Bu endişeleri gidermek zorundayız. Bu dikkate alacağız."
     Meclis'e gelen kanun tasarılarının, önce komisyonda görüşüldüğünü, daha sonra Genel Kurul'a geldiğini, buradan da geçerse Cumhurbaşkanı'nın onayına sunulduğunu, bir taraftan da Anayasa Mahkemesi'nin yargısal denetiminin söz konusu olduğunu anımsatan Arınç, "Ama Taksim'deki gezi parkıyla ve oradaki şikayetlerle ilgili yeni gelecek kanun içerisinde bazı maddeler var veya aynı kapsamda ise buna kesinlikle rıza göstermeyeceğimizi bilmenizi isterim. Peşinen kategorik olarak karşı çıkmayalım. Ama bize düşen bu kanun ne getiriyor, ne getirmiyor, sadece Meclis'i değil, kamuoyunu da aydınlatma görevidir. Dolayısıyla çevrecilerin her konuda, hayvan hakları savunucularının, çevreye duyarlı olan insanlarımızın sade yurttaşlarımızın, bizim gibi, bu konudaki taleplerini külliyen reddetmek yerine, inkar etmek yerine, 'gel bakalım ne diyorsun, beni de bir dinle, ben de seni bir dinleyeyim' noktasına geleceğimizi ifade etmek istiyorum" dedi.
     Şehirlerin herkesin gözdesi olduğunu, buralarla ilgili herkesin bir şeyler söyleyebileceğini belirten Arınç, ama bir kentte yapılacak inşaat veya faaliyetler hakkında yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının çok daha söz söyleme hakları bulunduğuna dikkati çekti.
     Tabiat kurulları ile Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı kurulların itirazlarının dikkate alınması gerektiğini ifade eden Arınç, "Bu olaylar bize şunu hatırlattı. Bu konularda çok daha hassas ve dikkatli olmalıyız ve kamuoyunun duyarlılıklarını peşin hükümle değil, doğru, makul, haklı bularak tartışmalı ve görüşmeliyiz" diye konuştu.
   Â
     -"Olayın üzerine doğru bir perspektifle bakmamız gerekir"-
   Â
     "Günlerdir devam eden bu olaylar sonucunda siz Hükümet olarak nasıl bir özeleştiri yaparsınız?" sorusunu ise Arınç, şöyle yanıtladı:
     "Hükümet ülkeyi yönetiyor. Bu dünyanın bütün demokratik ülkelerinde böyledir. Hükümetimizde ortak sorumluluk esastır. Biz ülkeyi yönetirken yanlış da yapabiliriz, fazla da yapabiliriz, eksik de yapabiliriz. Bizim yaptığımız herşeyin bir yargısal denetimi vardır. Eğer istenmeyen olaylar olursa veya yanlış işlerimizin karşılığını düşünmek gerekirse buna idari yargıda hizmet kusuru derler, hizmet kusuru da işlemiş bulunabiliriz. Bunu bize hatırlatacak olan insanlara peşin ret gözüyle de bakmayız. Benim demokrasi anlayışım bu. Dolayısıyla yargısal denetimle, kamuoyunun denetimiyle ayakta durmaya çalışan bir hükümetin yapacağı şey olaylara soğukkanlılıkla bakmak, kamuoyunun duyarlılıklarını paylaşmak ve demokrasinin iki önemli koşulu var, çoğulculuk ve katılımcılık, bu ikisini de inkar etmeden, herkesin, 76 milyonun, karar alma mekanizmalarındaki konumunu, söyledikleri sözlerin özgül ağırlığını bilerek hareket etmek mecburiyetindeyiz.
     Şimdi olaylar başladığında meseleye çok daha net bakabilseydik, bunu bir çevre duyarlılığı olarak görmek ve kabul etmek durumunda kalırdık. Ama o sırada belki bir aşırı güç gösterimiyle olaylar çizgisinden taşmış ve bugün maalesef hiçbirimizin tasvip etmediği bir noktaya gelmiştir."
     Bugün çözüm süreci içerisinde devasa bir mesele ile karşı karşıya bulunduklarını ve bunun başarı ile devam ettiğini vurgulayan Arınç, "Eğer bu sonuç olarak, 30-35 yıldır karşımızda her şeyimizi mahveden bir terör sorununu çözebilecek ve sona erdirecekse bundan daha büyük bir başarı düşünülemez. Türkiye ekonomide en büyük göstergelere kavuşmuşsa ülkemiz zenginleşiyorsa, temel hedefimiz 2023'te bunu daha da büyütmekse bizim bunların üzerinde odaklanmamız lazım. Yani temel mesele olarak 10 tane şey sayabiliriz. Ama bu 10 tane şeyi gölgeleyecek, bu 10 tane şeyin üstünü örtecek ve Türkiye'nin itibarını özellikle dışarıda fevkalade yaralayacak bir konuyu gözardı etmememiz ve bu olayın üzerinde doğru bir perspektifle bakmamız gerekir diye düşünüyorum" dedi.
     "Elbette burada kamu görevlilerinin kademe kademe veya farklı farklı yanlış anlamaları, yanlış hareket etmeleri söz konusu olabilir" diyen Arınç, "Bunu Hükümetimiz içerisinde ilgili bakanlarımızla görüşürüz. Bürokratlar içerisinde de görevli olanların yaptıkları görevde sınırı aşıp aşmadığı konusunda da elbette sadece eleştiri değil, bir soruşturma da başlatabiliriz. Yani bir hükümetin, kendini bir olaydan dolayı sorumlu tutması olağan değildir. Bu hükümetin zaafiyetini gösterir. Ama açık yüreklilikle söylüyorum. Sadece bu olayda değil, başka olaylarla da yanlışlıklar yapabiliriz, yapmış olabiliriz, bundan sonra da  yapacak olabiliriz. Bize düşen görev, Hükümetimizin ülkemizi en iyi şekliyle yönetmesi ve hepimizin arzu ettiği son gelişmiş noktalara ulaşmasıdır" değerlendirmesinde bulundu.
   Â
     -"Yöneten insanların üslupları çok daha yapıcı, olgun, kuşatıcı ve kucaklayıcı olmalı"-
   Â
     "Tüm bu olayların bu noktaya gelmesinde üslupla ilgili bir sorun da olduğunu düşünüyor musunuz?" sorusu üzerine Arınç, "Üslup şüphesiz önemli. Her birimizin kendi üslubu bence kendisi için de toplumda kazandığı değer itibarıyla da fevkalade önemli. Siyasetçiler için de iş adamları için de çok önemli" ifadesini kullandı.
     Eskilerin, "Üslubu beyan, aynıyla insan" dediğini anımsatan Arınç, bir insanın ne olduğunu anlamak için üslübuna bakmak gerektiğini belirtti.
     Bu konularda belli hedefleri veya belli şahısları ortaya koyma çabalarını doğru karşılamadığını kaydeden Arınç, şöyle devam etti:
     "Hepimiz yanlış yapabiliriz. Hepimiz üslubumuzda sert ve kırıcı olabiliriz. Hatta bunu bir siyaset tarzı olarak benimseyenler de olabilir. Öfkeyi de bunun içerisine koymak mümkün olabilir. Ama doğru olan elbette demokrasi içerisinde yöneten insanların üsluplarının çok daha yapıcı, çok daha olgun, çok daha kuşatıcı ve kucaklayıcı olmasıdır. Ben bunda ne kadar başarılıyım bilmem. Ama hepimizin bu konulardaki dikkatine elbette önem verdiğimizi ifade etmek istiyorum. Elbette olaylar ilk başladığında bunun çığrından çıkabileceğini, illegal örgütlerin işin içerisine karışabileceğini düşünmüş olabilirler. Buna dikkat çekmek için veya kendi siyasi çevremize bu konu etrafında uyarmak amacıyla farklı bir üslup kullanılmış olabilir. Ama Türkiye'ye, 76 milyon insana karşı kullanacağımız üslubun herkesin kuşatıcı, ayrıştırıcı olmayan, ötekileştirici olmayan, birilerini diğerlerinden daha aşağıda daha yukarıda görmeyen, kimsenin özel hayat tarzına veya yaşam biçimine saldırı mahiyetinde olmayan bir üslup içinde olmamız lazım. Bu olayların bize hatırlattığı bir gerçek varsa herhalde bunun hepsinden ayrı ayrı istifade edeceğiz. Ama ona takılarak, bugün geldiğimiz noktayı meşru göstermek herhalde mümkün değil. Çünkü bu çevre duyarlılığı olmaktan çıktı, ambulansın içinde polis var mı diyerek, ambulansı yakmaya kadar vardı. Hiçbir çevre duyarlılığı olan insanın bu vahşeti, bu barbarlığı onaylayacağını düşünmüyorum. Dolayısıyla biraz önce işaret ettiğim hususlar içerisinde  herkes eksikler fazlalar ne ise bunu bulabilir. Ama ben şu anda Hükümetin Başbakanına vekalet eden bir kişi olarak kendi sorumluluğum içerisinde kendi üslubumu kullanmak durumundayım."
 Başbakan Yardımcısı ve Başbakan Vekili Bülent Arınç,  "O ilk olayda, çevre duyarlılığıyla hareket edenlere karşı yapılan aşırı şiddet gösterisi yanlıştır, haksızdır. O yurttaşlarımdan özür diliyorum. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim ama sokaklarda tahribat yapanlar, sokaklarda insanların özgürlüklerine engel olmaya çalışanlara bir özür borcumuz olduğunu düşünmüyorum" dedi.
     Arınç, Başbakanlık Yeni Bina'da düzenlediği basın toplantısının ardından, soruları yanıtladı.
     "Genelkurmay Başkanlığı 'Şırnak'ta bir grup terörist tarafından taciz ateşi açıldığı, bir askerin yaralandığı' açıklamasını yaptı. Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz, bu saldırı çözüm sürecini tehlikeye atıyor mu" sorusu üzerine Arınç, çözüm sürecinin sağlıkla gittiğini, bundan kimsenin şikayeti olmadığını söyledi.
     Genelkurmay Başkanlığının görevi gereği zaman zaman böyle açıklamalar yaptığını anlatan Arınç, "Yani çözüm süreci başladı diye Türkiye'de kurumlar işlerini tatil  etmiş durumda değil. Sürecin devam etmesi ve başarılı bir şekilde devam etmesi, en azından 5-6 aydır Türkiye'de terör eylemlerinin olmaması, silahların bırakılması ve ülke dışına çıkılması, bunlar Türkiye'de herkesin beklediği, özlediği bir noktaydı. Bu konu ayrı bir konu. Ama şüpesiz silahlı eylem yapmak isteyen gruplar olursa, giriş-çıkışlar olursa veya Türkiye'nin güvenliğine zarar verebilecek bir takım hazırlıklar olursa sadece Genelkurmay Başkanlığımız değil bütün kolluk güçlerimiz kendi görevinin bilincindedir" diye konuştu.
     "Polisin havaya ateş açması sonucu yaralanan Ethem Sarısülük'ün durumu nedir? O sırada havaya ateş açan polis hakkında işlem yapıldı mı" sorusu üzerine Arınç, kendisine Sarısülük'ün durumuyla ilgili not ulaştırılmasını isteyerek, "Bu ismi biliyorum, ilk olaylarda yaralanan bir arkadaşımız. Ben henüz hastanede olduğunu, tedavi altında olduğunu biliyorum. Polisle ilgili ne işlem yapıldığını, onu müsaade ederseniz arkadaşlarım bana bir not olarak ifade etsinler" dedi.
     Arınç, "Dün akşam ilgili bütün bakanlar, MİT Müsteşarımız, Emniyet Genel Müdürü ile saat 7.00'den 12.00'ye kadar devam eden bir toplantıda, olayları tahlil etmeleri, analiz yapmaları ve şu andaki durumun ne olduğu, bu olayların bitmesi noktasında hangi tedbirleri aldığımızı kendileriyle görüştüm" şeklinde konuştu.
     "Polisler bu ülkenin yabancısı değil, polisler güvenlik güçlerimiz. Şehit olduğu zaman üzüldüğümüz, gazi olduğu zaman üzüldüğümüz insanlar" diyen Arınç, şunları kaydetti:
     "Ne kadar asker şehidimiz varsa bir o kadar da polis şehidimiz var. Terörle mücadelede veya güvenlik görevlerini yaparken maruz kaldıkları olaylar sebebiyle üzüldüğümüz, kendilerini kucakladığımız bu memleketin evlatları. Bunlar,  ağır bir görev yapıyorlar. Bu görevlerini ifa ederken, 'olağan dışı hatta orantısız güç kullanmak' diyoruz, aşırı şiddet de kullanabiliyorlar. Ancak şu karara vardık. Bu karar, eylemlerin o tasvip etmediğimiz noktasından sonra, şu şekilde cereyan ediyor. Pasif durumdalar yani karşı taraftan birşey gelmedikçe oldukları yerde bekliyorlar, saatlerce ve sabırla. Bir fiili saldırı anında sadece kalkanlarını kullanıyorlar, o yetmezse su sıkıyorlar ama kendi canları hayat bahis mevzu olunca, ancak o zaman gaz kullanıyorlar. Kendilerine gaz kullanmamaları, meşru müdaafa durumunda kalmadıkça gaz kullanmamaları talimatı verilmiştir. Ama bunu fırsat bularak, bazı fotoğraflarda ve kamera kayıtlarında da görüyoruz ki polislerimize ağır hakaretler yapılmakta, ölmeleri istenmekte, fiili saldırılar olmaktadır. Yaralananların sayısına baktığınız zaman, işte 244 civarında zannediyorum isim verdim, neredeyse üç misli polis memuru bulunmaktadır. Bu insanlar 5 günden beri uyumadan güvenlik görevi içerisindedirler. Lütfen onlara karşı da anlayışlı olalım. Bu milletin çocukları, bu memleketin çocukları ağır bir görev yapıyorlar ve hiçbir kamu görevlisinin yapmadığı fedakarlığı ve feragatı gösteriyorlar. Ama İçişleri Bakanımızın, başta Başbakanımızın ve bizim, Emniyet Genel Müdürlüğümüzün talimatı harfiyen uygulanıyor. 'Kendinize yönelik bir meşru müdafa durumunda kalmadıkça gaz kullanmayacaksınız.' Bu son zamanlarda da uygulanan bir sistem oldu."
     -"Devletin gücü karşısında hepiniz ezilirsiniz"
     "Göstericilerin özür talebi hakkındaki düşünceleriniz nedir. Eğer bu olayları dindirecekse Sayın Arınç özür diler mi" şeklindeki soruyu yanıtlayan Arınç, özür dilenmesinin, çok haklı gerekçeler varsa erdem olduğunu söyledi.
     Başbakan Vekili Arınç, şöyle devam etti:
     "Ama bu kelimeleri Hükümete söyleterek, Başbakan Vekili'ne söyleterek bundan farklı anlamlar çıkmasın. Ben sözünün eri bir insanım. Bursa'da yaptığım basın toplantısında şunu ifade ettim: Bu göstericiler Gezi Parkı'nda başlayan olaylarda bir çevre duyarlılığıyla, bir yurttaş bilinciyle hareket etmişlerse ki buna inanıyorum, bu insanlara karşı şiddet kullanılmasını asla tasvip etmiyorum. Bunların içerisinde Türkiye'nin çok sevdiği insanlar var. Eşiyle birlikte gelmiş, çocuğuyla birlikte gelmiş, doktor, profesör, sanatçı, yazar, iletişim uzmanı... Birbirlerine haber vermişler ağaçlarımıza sahip çıkalım diye. Oradaki gösteriler, kanunsuz da olabilir ama tek amaçları var, bu ağaçları yıkmayın ve kesmeyin. Bu insanlara gaz sıkmak yerine, 'Kardeşim senin dediğin gibi değil, ben burada şunu yapmak istiyorum. Bak aldığımız karar bu, Büyükşehir Belediye Meclisi'nden geçmiş, altında CHP'nin de imzası var. Oybirliğiyle geçmiş. Ben burada yeşili katletmeyeceğim' diyebilecek adam lazım. O insanlara bir maket üzerinde, bir proje üzerinde 'Hayır, bu ağaçlar şuraya gidiyor, oraya dikilecek ama yerine şunlar gelecek. Biz böylesine bir yeşil alanı hiçbir zaman gözden çıkarmayız' diyecek otorite lazım. Bu Büyükşehir Belediye Başkanı mı olabilir, Vali mi olabilir, Bakanımız mı olabilir orasını bilmiyorum. 'Ama hayır, biz size bunları kesinlikle yaptırtmayız', üzerine şiddetle gidildiği zaman o insanlar tepki olarak daha büyük bir azimle oraya geldiler. Onların maruz kaldığı şiddeti görenler de onlara destek olmak amacıyla sokaklara çıktı."
     "Demokratik bütün tepkilere biz varız ama demokratik tepkilerin demokratik yöntemlerle olması asıldır" görüşünü bildiren Arınç, yasa dışı yollarla demokratik taleplerde bulunmanın doğru olmadığını vurguladı.
     İnsanların iki dili olduğunu belirten Arınç, şunları söyledi:
     "Ya siyaset dilini kullanırsınız ya şiddetin dilini kullanırsınız. Şiddetin dilini kullanırsanız, kimse sizin taleplerinizin ne olduğuna bakmaz. Terörle bunu ayırt etmeye çalışırken kullandığımız bir sistemdir bu. O yüzden Terörle Mücadele Kanunu'ndaki propaganda maddesini değiştirdik, şiddete yöneltmeyi suç kabul ettik. Bu bütün hukuk sistemlerinde de vardır. Yani burada şunu söylemek istiyorum: Şiddetle bir yere varamazsınız, şiddet daha büyük şiddeti celbeder ve devletin gücü karşısında hepiniz ezilirsiniz. Ama demokratik yöntemlerle bu düşüncelerinizi anlatabilirsiniz. Gösteri yapabilirsiniz, bağırıp çağırabilirsiniz. Bütün bunlara tahammül edecek bir Hükümetiz biz. Çünkü kendi özel hayatımızda da geçmiş siyasi hayatımızda da bütün bunların hepsini yaşadık. Ben 40 yıldır siyasetin içindeyim. Terk edilmiş, itilmiş, kakılmışlık duygusunu yaşayan bir insanım. Eşimle kendimle, hayat tarzımla düşüncemle reddedilmiş, gözardı edilmiş bir insanım. Ama bugüne kadar biz hiç kavga etmeyi düşünmedik. Refah Partisi kapandı, isyan etmedik. Fazilet Partisi kapandı, dağa çıkmadık. Demokrasi içerisinde çare ve çözüm aradık. Milletimiz demokrasiyle de bize bütün bu hakları verdi. Şimdi bizim geçmişte yaşadığımız tüm sıkıntıları birileri paylaşmak istiyorsa ben onu anlarım, onun dilinden anlarım. Ama herbirimizin özgürlüğü, bir başka arkadaşımızın özgürlüğüyle sınırlı. 'Ben istediğimi yaparım, sen bana karışamazsın' mantığı hiçbir demokraside yok."
     -"Her türlü demokratik protestoyu yap, dinlerim"
     Pazar günü İstanbul'da Yeniköy'de bir dostunun nikahına gittiğini anlatan Arınç, şunları kaydetti:
     "Nikah şahidiyim, erkek tarafından. Manisalı bir arkadaşımız. Kız tarafı da İstanbul'un en tanınmış ailesi. Şimdi eşimle beraber arabayla girerken, yoldan geçen, Yeniköy'den bahsediyorum, işte tencerelerine vura vura gösteri yapan insanlarımız bizi gördüler. Biz de onları gördük. Biz içeri girdik. Nikah kıyılacak, dışarda gürültüler arttı. Nikah kıyılıyor, dışarda toplanma arttı. Ben kendi adıma bir şeyden korkmam, sadece üzülürüm. Ama düşünün ki düğün sahiplerini, İstanbul'un en saygın iki ailesi. Düşünün ki düğünün davetlilerini, çok seçkin insanlar. Onların gecelerini heba etmeye kimin hakkı var, onları gecelerinde mutsuz etmeye kimin hakkı var?  Beni protesto edebilirsin, beni buldun bir yerde bunu yap. Ben buna karşı değilim, yeter ki fiili saldırı olmasın. Her şeyi söyle dinlerim, her türlü demokratik protestoyu yap, dinlerim. Ama içeride bin kişi var, gecelerini zehir etmeye hakkın var mı senin? 50 kişi olan grup sonra bin kişiye çıktı, biraz daha arttı ve bütün düğün boyunca bu gürültü, bu kavga maalesef devam etti. En basitini size söylüyorum."
     -"O yurttaşlarımdan özür diliyorum"
     "Arabalarından çekilip çıkarılan insanlara kendi sloganlarını söyleten, üstlerine, başlarına saldırıda bulunan insanlar, Taksim Gezi Parkı'nda ağaçlar kesiliyor diye feryat edenler değil onlar böyle bir şeyi hiçbir zaman düşünmediler" ifadesini kullanan Arınç, ama o açılan kapıdan, illegal örgütlerin, anarşist duygularının tatmin edilmesi noktasına gelindiğini söyledi.
     İlk olayda, çevre duyarlılığıyla hareket edenlere karşı yapılan aşırı şiddet gösterisinin yanlış ve haksız olduğunu belirten Arınç,  "O yurttaşlarımdan özür diliyorum. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim ama sokaklarda tahribat yapanlar, sokaklarda insanların özgürlüklerine engel olmaya çalışanlara bir özür borcumuz olduğunu düşünmüyorum. Toplum bunları tasfiye edecek noktadır. Toplumun bütün katmanlarının elini bu sokaktan çektikçe, ortada sadece 5-10 kişilik bir kalabalık kalacaktır. Biz de onları teşhir etmiş olacağız" diye konuştu.
     -"Türkiye'ye karşı bence hasmane bir tutumdur"
     Arınç, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin açıklamalarının sorulması üzerine de dış basında fevkalade dezenformasyon olduğunu ifade etti.
     Türk basınının gösterdiği duyarlılığı dışarda bir takım uluslararası televizyon ve kanalların aynı şekilde göstermediğini dile getiren Arınç, "Bu Türkiye'ye karşı bence hasmane bir tutumdur" dedi.
     Basının özgür olduğuna işaret eden Arınç, bu konuda yazacaklarını, çizeceklerini kendilerinin tayin etmesinin veya bunu belli bir çerçeveye oturtmalarının mümkün olmadığını belirtti.
     Arınç, bu arada Ethem Sarısülük ile ilgili istediği notun gelmesi üzerine, "Bir arkadaşımız biraz önce sormuştu. Numune Hastanesi'nde yatan Ethem Sarısülük kafasından cisimle yaralanmış, şu anda yoğun bakımda tedavisi devam ediyormuş" bilgisini verdi.
     Polisle ilgili de Arınç, "Onu Emniyet Genel Müdürüyle veya Bakanla görüşmem lazım. Şu anda o bilgiye sahip değilim" şeklinde konuştu.
     Yurt dışındaki televizyon kanallarının yanlı neşriyat yaptıklarına dikkati çeken Arınç, şunları kaydetti:
     "Sayın Kerry'nin açıklamaları, Sayın Dışişleri Bakanımız kendisini arayıp görüşmüştür. Önce şuna bakmamız lazım, Türkiye'de yaşanan bu olayları bazı gaflet içindeki insanlar, çünkü iyi niyetli olduklarını düşünmüyorum, bir Arap Baharı'na benzetme gayreti içerisinde. Ne kadar uğraşsanız, böyle birşey mümkün değil, doğru da değil. Türkiye'nin şartları itibarıyla birtakım ülkelerde yaşanmış, adını biz koymadık ama bir bahardan bahsediliyorsa Türkiye'nin şartlarında böyle bir şeyi düşünmek bile herhalde çok yanlış olur. Mesela Türkiye'de yaşanan olayları Wall Street'in işgaline niçin benzetmiyorsunuz? Wall Street'in işgali eylemlerinde Amerikan polisinin takındığı tavrı, mesela o televizyonlar bugün gündeme getirebilir. Getirmezse bizim televizyonlarımızın getirmesi lazım. O zamanki Amerika yetkililerinin yaptığı açıklamaları, bugün Kerry'nin açıklamasıyla yan yana getirdiğiniz zaman 'Kendi ülkenizde olup bitenlere öyle de Türkiye'de olup bitenlere niçin böyle bakıyorsunuz' deme hakkımız olabilir mi?
     Şimdi Türkiye'de yaşanan bu olay İngiltere'de olmuyor mu, oluyor, İspanya'da olmuyor mu, oluyor, İtalya'da olmuyor mu, oluyor, Yunanistan da olmuyor mu oluyor. İster bir sosyal bir tepki deyin, ister sosyolojik bir olay deyin, isterseniz iktidara tümden bir tepki deyin, analiz yapıyoruz. Bu tepkileri ortaya koyanların temel amacı AK Parti iktidarına karşı duydukları sevgisizliktir. Çok haksız da değiller. Muhalefeti düşünüyorlarsa AK Parti'yi beğenmelerini onlardan istemek de abestir. İktidara düşen görev, görevini iyi yapmaktır, başarılı olmaktır, sandığa gittiği zaman da ne kadar güven duyuluyorsa o kadar iktidar olmak veya oy almaktır."
     -"Biz sokaktakilerle başederiz"
     "Kerry veya diğerleri, kim olursa olsun, Türkiye'de yaşanan olayların onlarcası kendi ülkelerinde oluyor. Kendi ülkelerinde buna nasıl teşhis koyuyorlar ve nasıl tepki veriyorsa biz aynısını da onlardan bekleriz" diyen Arınç, Hükümet'in ve devletin güçlü olduğunu, sokak olaylarına pabuç bırakacak noktada bulunmadıklarını bildirdi.
     Arınç, "76 milyon büyük bir sükunetle ama üzülerek olayları takip ediyor. Sükunetle takip edenlere minnet borcumuz var. Biz sokaktakilerle başederiz. Dolayısıyla Kerry'nin veya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsünün bir şekilde olaylara bakış tarzı, belli bazı basın organlarındaki tavırla eşit durumdadır. Onların maksatları farklı olabilir. Türkiye'nin dış itibarını azaltmaya yönelik bir çaba içerisinde olabilirler. Ekonomideki gücümüzü kıskanarak takip eden bazı ülkeler, ekonomik kayıplara uğramamızdan memnun olabilirler. Daha fazlasını söylemeyeceğim ama Türkiye'de yaşayan herkes Türkiye'deki olayların ana sebebini bilme noktasında çok rahattır" ifadelerini kullandı.
     İktidara bir tepki varsa bunun doğal olduğunu ifade eden Arınç, "İktidarlar bu tepkileri doğal karşılayarak gereğini yapmalıdır. Bağırmak, bastırmaya kalkmak, yok saymak, görmezden gelmek, güçlü bir iktidarın yapacağı şey değildir. Doğrusu biz de onu yapıyoruz" dedi.
   

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!