Demlenme dönemindeyim

Güncelleme Tarihi:

Demlenme dönemindeyim
Oluşturulma Tarihi: Aralık 31, 2012 05:00

Selçuk Yöntem, “Büyük Risk” yarışmasıyla hafta içi her gün Star TV’de seyirci karşısına çıkıyor. Dizi ve tiyatro oyunlarına mola veren Yöntem, ‘demlenme dönemi’nde olduğunu söylüyor. Usta oyuncuyla hem ilgiyle izlenen yarışma programını, hem hayatının bu sakin dönemini hem de 2012’ye damgasını vuran 49. Antalya Altın Portakal Film Festivali’ni konuştuk.

Haberin Devamı

* Selçuk Bey, bir süredir “Büyük Risk”i sunuyorsunuz. Bu yarışmayı diğerlerinden ayıran en önemli özellik ne sizce?

- Çağımız, sürat çağı. 2012 dünyasında kimsenin beklemeye tahammülü yok. Bizim yarışmanın da diğerlerine göre çok daha seri, çok daha sade bir formatı var.

* Ünlü isimlerin yer aldığı video sorular, sadece sizde var değil mi?    
   
- Evet, onun buluşu bize ait. 

* Fikir babası siz misiniz?      

- Fikir babası, konsepti buraya getirenler. Amerika’da, ünlü isimlerden soru almamızı çok beğenmişler, onlar da kendi içlerinde bir yenilik yapmak için çaba gösteriyorlar. Ana formattan kopmadan tabii. Bizim de başlangıcımız öyle oldu.

SEYİRCİNİN İLGİSİ MUHTEŞEM

* Seyircinin ilgisi nasıl peki?

- Muhteşem. 90’lı yıllarda TRT’de “Riziko” adıyla yapılmış bu program. Hayal meyal hatırlıyorum ben. O zaman da çok izleniyormuş. Şimdi de seyircinin reaksiyonu hakikaten çok iyi. Takip edenler “Biz de ekran başında kendimizi sınıyoruz, bilgimizi tazeliyoruz, aramızda yarışıyoruz” diyor.

* Yarışmacılara yardımcı oluyor musunuz?

- Elimden gelen yardımı yapıyorum. Zaten ben yarışmacılardan yanayım, bunu açıkça söylüyorum. Yardımın da bir ölçüsü var tabii ki ama gönlüm hep onların kazanmasından yana. Yani “Aman para kaybetsinler” gibi bir yaklaşımım asla yok.

* Yapımcılar sizin bu yardım çabalarınıza ne diyor?

- Valla bir şey demiyorlar. Zaten o yardımın oranını güzel ayarlıyoruz, iyi anlaşıyoruz.

BİLGİ YARIŞMASI SUNACAĞIM HİÇ AKLIMA GELMEZDİ

* Bilgi yarışmalarıyla daha önce ilgilenir miydiniz?

- Hiç ilgili değildim açıkçası. Hiç de aklıma gelmezdi bir bilgi yarışması sunacağım ama bu programdan teklif alınca çok mutlu oldum. İşin içine girdiğim zaman da sunuculuğun, oyunculuğun başka bir formatı olduğunu gördüm.

* Programda en sevdiğiniz, en çok ilginizi çeken kategoriler hangileriydi?

- “Şarkıları Tamamla” diye bir kategori var, onu çok seviyorum. Bir de yapım ekibimiz gerçekten çok güzel konu başlıkları ve çok orijinal sorular buluyor. Bugüne kadar tam 10 bin tane soru sordum.

* Siz bu 10 bini sorunun tamamının cevabını biliyor musunuz şu an?

- Asla. Şimdi sorsanız, çok soruda çuvallayabilirim. Ben de yeniyim bu işte. Yeni şeyler öğreniyoruz programda.

YARIŞMAYA BENİMLE TANIŞMAK İÇİN KATILANLAR DA VAR

* Türk seyircilerini yarışma programı konusunda nasıl buluyorsunuz? Nelere çok takılıyorlar mesela?

- Çoğu kişi “Ben ekran karşısında soruların çoğunu biliyorum” diyor. Ben de “O zaman gelin katılın” diyorum ama o kürsünün arkasına geçince her şey değişiyor. İşin içine heyecan faktörü girince, her şey çok daha farklı oluyor.

* Yarışmacılar neden bu programı tercih ediyor sizce?

- Genelde ne kadar bilgili olduklarını sınamak isteyenler geliyor. Formatın çok hızlı olmasının hoşlarına gittiğini söylüyorlar. Bir kısmı da benimle tanışmak için geldiğini söylüyor.

* Sırf sizinle tanışmaya gelenlerin akıbeti ne oluyor peki?

- İlk yarışmada elenen de oluyor, ikinci, üçüncü programa çıkan da. Bu yarışmada şans faktörü de çok önemli. Bilgili olabilirsiniz ama yanınızdaki kişinin düğmeye sizden daha erken basması, onu öne çıkarabiliyor. Ayrıca soruyu bilmesine rağmen riski az tuttuğu için kaybeden de çok oldu. Yarışmanın adı “Büyük Risk”, riske gireceksiniz ki kazanasınız...

DİZİ SEKTÖRÜNDE KAYGILAR ÜST NOKTADA

* Şu anda dizilerden uzak bir dönem geçiriyorsunuz. Merak ediyorum, bu dönem tatil gibi mi geliyor size?

- Kesinlikle. Dinlenme denen duyguyu şimdi tatmaya başladım. Dizi çekmek çok, çok yorucuydu. Şimdi daha keyifli, daha tadını çıkara çıkara çalışıyorum.

* Bu sezon yayına giren birçok dizi, beklenen ilgiyi görmeyince ekrana veda etti. Sektördeki bu kaygan zemin hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Bu bir oyun. Reklam pastasına göre değerlendirilen bir oyun. Oyunu kurallarına göre oynadığınız zaman, reytinglere bakmak zorunda kalıyorsunuz.

* Bir oyuncunun reytinglerle ilgilenmesi problem değil mi?

- Tabii ki problem... Hiçbir güvenceniz yok, bir diziye başlıyorsunuz, “İki yıl devam eder” diye düşünüyorsunuz ama 15 gün sonra yayından kaldırılıyor... Dizi sektöründe bu kaygılar çok üst noktada. Yarışma programlarında ise böyle bir sıkıntı yok.

* Sizin yarışmanın reytingleri nasıl?

- Gayet iyi sonuçlar alıyoruz. Önemli reytingler alan programların çoğu 2-2,5 saat sürüyor. Bizim program ise 27-28 dakika. Bu orantıda düşündüğümüz zaman, çok başarılı reytingler alıyoruz.

DİZİ VE TİYATRO OYUNU YOK GEMİ BÖYLE GÜZEL GİDİYOR

* “Bir süre daha oyunculuktan uzak kalayım” diyor musunuz?

- Ben çok şanslıydım, hem tiyatroda hem de dizilerde çok severek oynadığım konseptlerde bulundum. Bundan sonra yer alacağım işin beni gerçekten çok heyecanlandırması lazım. Her noktasıyla; kanalıyla, senaryosuyla, oyuncu kadrosuyla... “Aşk-ı Memnu” gibi mesela. Oyunculuğu hiçbir zaman ikinci plana atamam ama olması gereken şartlarda olacak, beni çok heyecanlandıracak.

* Tiyatroya ne zaman dönmeyi düşünüyorsunuz?

- Onun da zamanının geleceğini hissediyorum. Geldiği zaman gerçekleşecek ama şu anda gemi böyle gidiyor, güzel güzel de gidiyor, bırakalım gitsin azıcık.

* Peki bir şiir albümü daha gelmeyecek mi artık sizden?

- Bunu herkes soruyor, doğrusu ben de istiyorum ama bir daha olması için o şartları tekrar oluşturabilecek enerji lazım. Şimdi yarışma üzerinde o kadar yoğun çalışıyoruz ki, ona zaman yok.

BANA NİYE GÖNÜLLÜ TRAFİK MÜFETTİŞİ DEDİLER BİLMİYORUM

* Hayatınızın nasıl bir dönemindesiniz şu an?

- Demlenme dönemindeyim. Benim hayatımda her şey çok ağır ağır ama sağlam gelişmiştir, hiçbir şey acele olmamıştır. Şimdi de demli, huzurlu bir dönemde olduğumu hissediyorum.

* Sizi en çok ne mutlu ediyor hayatta?

- Huzur... Huzurlu bir ortamda paylaşarak üretmek beni çok mutlu eder.

* Şu an o ortamı bulabiliyor musunuz?

- Valla buluyorum. Her şey gayet iyi gidiyor.

* Geçenlerde gönüllü trafik müfettişi olduğunuz yazıldı, doğru muydu o haber?

- Hayır. Niye öyle bir şey dediler, bilmiyorum. Beni bu konuda çok ciddi ve disiplinli görüyorlar herhalde.

ALTIN PORTAKAL POLEMİKLERİ ÇOK ÇİRKİNDİ

* Bu sene Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde pek çok polemik yaşandı. Jüride siz de vardınız. Festival boyunca huzurlu ve mutlu muydunuz?

- Çok mutluydum. Öyle bir karmaydı ki jüri, bu kadar güzeli olamazdı. Tartışmalarımız çok dengeli, çok medeni ve samimiydi. Festival öncesi yapılan polemiklerin de hiçbirine katılmıyorum, onların hepsini çok çirkin buluyorum.

* Hülya Avşar’ın jüri başkanı olmasına yönelik eleştirileri mi kastediyorsunuz?

- Evet, biri o. Ve bunlar neden, niçin yapılıyor, anlamış değilim. Meseleye kültürel, samimi ve festival bazında bakmak gerekiyor ama bir şeyi abartmakta üstümüze yok. Değerlendirmemiz çok başka bir noktaya geliyor, birbirimizi küçümsüyoruz. Orada sonuçlara hep birlikte tartışarak, demokratik oylamayla karar verdik. Antalya benim unutulmazlarım arasındadır. Orada hayatımın en güzel 10 gününü geçirdim diyebilirim.

* Jüride de büyük tartışmalar yaşandığı öne sürülmüştü ama son kararların alındığı gecenin fotoğrafları ortaya çıkınca gördük ki söylenenler doğru değilmiş...

- O gece o kadar eğlendik ki, hatta birbirimizi gırtlaklarken fotoğraf çektirdik! (Gülüyor) Çok keyif aldık bir arada olmaktan, hatta ilişkilerimiz hâlâ devam ediyor.

* Peki o spekülasyonları neye bağlıyorsunuz? Jüri başkanının magazin basınıyla olan iyi ilişkilerine mi, yoksa öncesinde çıkan polemiklere mi?

- Canım magazin ilişkisinden kime ne? Önceki polemiklerinden kime ne? “Jüri çok güzel olmuş, başarılar dileriz, inşallah Türk sineması için doğru kararlar verirler” demek çok başka bir erdemdir ama “O kişi başkansa jüride ben olmam, ben onu tanımıyorum, o nasıl jüri başkanı olur” dediğiniz zaman sizi de “Siz kimsiniz?” diye sorgularlar. Bunlar çok yanlış şeyler.

FESTİVALLERDE TÜRK YAPISINA HAS DEĞERLENDİRMELER YAPIYORUZ

* Bazı festivallerdeki “başka festivale katılmama şartı”nı nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Onaylamıyorum tabii. Her festivale katılabilmeli filmler. Bir de biz Türk yapısına has değerlendirmeler yapıyoruz, bu da bizi hiçbir zaman ileri götürmüyor. Öyle dengeler peşinde koşuyoruz ki, “Bu film bir ödül aldıysa, diğer ödülü başkası alsın” diye düşünüyoruz. Halbuki bir film iyiyse, yönetmeni, senaryosu, oyuncuları da iyidir. Ama iyi film ve iyi yönetmen ödüllerini alan filme iyi oyuncu ödülü verilmiyor. Hayaletler mi oynuyor orada? Ya da bir filmin oyuncusu en iyi oyuncu ödülünü alıyor, senaryosu en iyi senaryo ödülünü alıyor, yönetmeni ödül almıyor. Kim çekti bu filmi? Oyuncular kendi aralarında mı çektiler? Oscar’a bakın; bir filmin balansı iyiyse, yedi-sekiz Oscar birden alır. Kimse de bunu tartışmaz.

* Altın Portakal’da en iyi erkek oyuncu ödülünün 13 yaşındaki Abdülkadir Tuncer’e verilmesi de çok tartışıldı...

- Oyuncunun çocuğu, büyüğü, küçüğü isim olarak olur. Çocuk başrol oynamış ama iyi oynamış, ne yapalım? Çocuk oynuyor diye ona vermeyecek miyiz? Oscar’ın kırmızı halısını taklit etmeyi biliyoruz da niye onlar çocuğa Oscar verirken biz buna karşı çıkıyoruz? Zaman gerekiyor diyoruz ama gittikçe umudu köreliyor insanın...

Haberin Devamı

DEVLETLERİN YAPAMADIĞINI DİZİLER YAPIYOR

* Arap ülkelerinde Türk dizileri izlenme rekorları kırıyor. “Aşk-ı Memnu” da en sevilen diziler arasında. Sizin hiç yakın zamanda o coğrafyaya gitme fırsatınız oldu mu?

- Çok. Budapeşte’ye gittim 10 gün kadar önce. Orada da “Aşk-ı Memnu” gösteriliyor. Oradaki insanlarla bayağı haşır neşir olduk. Yunanistan’da, Almanya’da da öyle durum. Türk dizilerinin gösterildiği bütün ülkelerde müthiş bir yaklaşım var. Devletlerin, hükümetlerin yapamadığını diziler yapıyor. Sanat, insanlar üzerinde o kadar birleştirici bir nokta yaratmış ki, onlar bizi seviyor, biz de onları.

* Rolünüzden ötürü yargılayanlar oluyor mu?

- Katiyen, hayır. Çünkü onlar işe bir dizi olarak bakıyorlar.

Haberin Devamı

“SUNUCULUK MESLEĞİ” DİYE BİR ŞEY YOK

* Neden dizide, tiyatroda değil de bir yarışma programında olmak istediniz?

- Bunu da aktörlüğün bir parçası olarak görüyorum. Tıpkı tiyatro oyunu gibi.

* Sunuculuk, oyunculuktan çok yönetmenlik gibi geliyor bana...

- Aktörlüğün bir parçası derken, bunu karakter yaratmak anlamında söylemiyorum tabii. Kastettiğim şey, sunucuyu oynamak. Bir de sunuculuk yaparken koordinasyonun çok yönlü olması gerekiyor. Hem konuyu takip etmek, hem yarışmacıları diri tutmak, hem de o enerjiyi seyirciye geçirmek, gerçekten çok yorucu bir iş.

* Sunucular genellikle “Herkes sunuculuğa soyunuyor ama bu ayrı bir meslektir” der. Katılıyor musunuz bu görüşe?

- Yok “Sunuculuk mesleği” diye bir şey... Dünyanın hiçbir yerinde “sunuculuk okulu” diye bir okul yok. Bu iş zaten oyuncunun yapacağı bir iştir, çünkü oyuncunun eğitiminde konsantrasyon ve koordine vardır.

Haberin Devamı

SAYILARLA BÜYÜK RİSK

“Büyük Risk”te şimdiye kadar 140 bölüm çektik. 10 bin 4 tane soru sorduk. Konu başlığı 1640, katılan yarışmacı sayısı 415, fotoğraflı soru sayısı 790. Video soru miktarı ise 1400. Soru soran ünlü sayısı 290, süper şampiyon olan yarışmacı sayısı 3, en büyük para ödülü 62 bin TL. En düşük para ödülü de 200 lira.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!