‘Ich bin schwul’ ve bu çok güzel

AŞAĞIDA anlatacağım olay, 2001 yılında, Almanya’nın Berlin şehrinde geçti.

Haberin Devamı

O gün, 40’lı yaşlarındaki bir adam, ağzına kadar dolu salonda dinamik adımlarla kürsüye doğru yürüdü.
Sonra mükemmel bir konuşma yaptı.
Şehircilik, kültür, ekonomi, yakın ve orta gelecek, kozmopolit bir birlikte yaşama kültürü ve birçok konuda görüşlerini anlattı.
Konuşması sık sık alkışlarla kesildi.
Almanya’da az rastlanan bir vizyon çiziyordu.
Konuşmasını şu cümleyle bitirdi:
“Ben partimizin Berlin belediye başkan adayıyım...”
*   *   *
Salon alkıştan yıkılıyordu.
Genç adam kürsüden indi, yerine oturmak için üç adım attı...
Sonra geri dönüp yine kürsüye çıktı.
Mikrofonu düzeltti.
İki elini dua eder gibi birleştirip, ağzının üstüne getirdi.
Bir süre öyle durdu ve “Benimle ilgili bilmeniz gereken bir şey daha var” dedi.
Salon pür dikkat ona bakıyordu.
Genç adamın ağzından tek cümle çıktı:
“Ich bin schwul, und das ist auch gut so...”
*   *   *
Salona derin bir sessizlik çöktü.
Çıt çıkmıyordu.
Sessizlik 10-15 saniye kadar sürdü.
Ardından büyük bir alkış koptu.
Bütün salon ayakta bu parlak siyasetçiyi alkışlıyordu.
1953 doğumluydu.
Babasız büyümüştü. Onu, ağabeyi çalışarak okutmuştu.
Fedakâr ağabey daha sonra trafik kazası geçirmiş ve felç olmuştu.
O konuşmayı yaptığı günlerde annesi kanserdi.
Ve Alman siyasetinin bu parlak adamı, o gün SPD’li delegelerin önünde şunu söylemişti:
“Ben gay’im ve bu güzel bir şey...”
*   *   *
Klaus Wowereit, 2001 yılında Alman Sosyal Demokrat Partisi’nden, bu sözlerle belediye başkan adayı oldu ve seçildi.
Geçen yıl üçüncü defa aynı göreve seçildi.
Almanya’nın “gay” kimliğini açıklayarak seçime giren ve seçilen ilk siyasetçisiydi. Şimdi onun Almanya’nın ilk gay başbakanı olacağını söyleyenler var.
Wowereit’i hatırlamamın nedeni, Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’nin bu hafta Türkiye’ye yaptığı resmi ziyaretti.
Westerwelle de gay olduğunu saklamayan bir siyasetçi.
Bu ziyaret boyunca gazetelerde ve televizyonlarda yayınlanan haberlere baktım.
Onun gay kimliğini öne çıkaran fazla haber yoktu.
Bundan çok değil, 10 yıl önce olsaydı, bu özelliğinin çok daha belirgin şekilde vurgulandığını görürdük.
Acaba neden?
Gazetecilik anlayışımız mı değişiyor?
Yoksa, eşcinsellik artık kafamızda “normalleşiyor mu”?
Belki de ikisi birden...
“Zamanın ruhu” toplumun tamamını olmasa bile, gazetecilik mesleğini yapanların paradigmalarını değiştiriyor.
Anlayacağınız...
“Artık daha medeniyiz ve bu
güzel bir şey...”

Haberin Devamı

Türkiye, lezbiyen bir cumhurbaşkanına hazır mı

Haberin Devamı

GEÇEN hafta yayınlanan yeni kitabım “Yedi Büyük Günah”ta önümüzdeki 12 yılda Türkiye’de meydana gelebilecek 7 senaryo yazdım.
Ve demokrasiyi, bu 7 senaryo üzerinden tartıştım.
Senaryolardan biri de şu:
“2024 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimine katılan 2 adaydan biri kadın”.
Bunda yadırganacak
hiçbir şey yok.
Daha önce kadın başbakanımız oldu.
Cumhurbaşkanı bir kadın da gayet normal.
Üstelik, Kemal Tahir kafamızdaki erkek devlet anlayışının cinsiyetini “Devlet Ana”  kavramıyla kadına çevirdiğine
göre, Çankaya’da daha şefkatli bir fotoğraf ortaya çıkar.
Ancak...
Benim senaryomda başka bir şey daha var.
Cumhurbaşkanlığına aday olan kadın bir lezbiyen...
*   *   *
Adı Nesrin Serpil.
Babası, Almanya’ya giden ilk Türklerden.
O, Berlin’de okumuş.
Siyasete Alman Sosyal Demokrat Parti’de, Wowereit’ın yanında başlamış.
Alman bir kadınla birlikte.
Türkiye’ye dönüyor, üstelik muhafazakâr bir partide siyasete başlıyor.
İşte bu hayali kadın üzerinden bir senaryo yazdım.
Bu senaryodan sonra, demokrasinin 2020’li yıllardaki zihniyet meselelerini tartıştım.
Sorduğum soru şuydu:
“Bir lezbiyeni, cumhurbaşkanı olarak kabul etmeye hazır mıyız?”
*   *   *
Belki çoğunuz, “Nereden çıktı şimdi durup dururken böyle bir şey” diye düşündünüz.
Zaten ben de sırf bu yüzden kitabın altbaşlığını “Bir yırtık don projesi” olarak koydum.
Çünkü, bugün “ileri
demokrasi” dediğimiz şeyi, öylesine geri kavramlarla tartışıyoruz ki, bu beni büyük bir umutsuzluğa sevk ediyor.
O yüzden yırtık dondan fırlar gibi, bu soruyu soruyorum.
Türkiye kabul eder mi bilmiyorum.
Ama kitap geçen hafta “D&R’ın”, en çok satanlar listesinde ilk 10’a girdi.
Diyorum... Zamanın ruhu, kendi kanunlarını yürürlüğe koyuyor.

Yazarın Tüm Yazıları