‘Seni seviyorum’ diyebilmek

Güncelleme Tarihi:

‘Seni seviyorum’ diyebilmek
Oluşturulma Tarihi: Ağustos 18, 2011 00:00

“Sevgi, acıyı tatlıya, toprağı altına, hastalığı şifaya, zindanı saraya, belayı nimete, kahrı rahmete dönüştürür. Demiri yumuşatan, taşı eriten hep sevgidir.” (MEVLÂNÂ)

Haberin Devamı

Dr. Ömer MENEKŞE
DİB. Bilgi Yönetimi ve İletişim Daire Başkanı

SEVGi evrenseldir. Hiç kimse altın yığınları gibi kasasına kilitleyemez onu. Sevginin yeri kalplerdedir. Bir annenin kalbindedir yeri, çocuğuna verebilmek için... Bir bahçıvanın ellerindedir, sevgi tohumları saçabilmek için. Evet sevgi her yerdedir. Yeter ki, onu bulmak isteyelim... Sevgiyi bulmak kolay, zor olan onu elde tutabilmektir. Sevgi emek ister. Dikenleri olsa da gül yeşertmekten, gül bahçesine girmekten korkmaz seven. Bazen o dikenler eli ve gönlü kanatsa da sevgi emek ve yürek ister. Sevgi ayıdır ramazan. Sevgiyle dolu yüreklere rahmet müjdesinin sunulduğu aydır. Sevmeyi unutanlara sevgiyi hatırlatan, dargın olanlara muhabbeti anlatan... Biz orucu tutarken aslında en çok oruç bizi tutar. Dilimizi tutar, kötü söz söylemekten. Nefsimizi tutar, günaha meyletmekten. Yüreğimizi tutar, yanlışı sevmekten... Ramazan sevmektir. Sabrı sevmek, komşuyu sevmek, yetimi sevmek, iyiyi ve güzeli sevmek... Severken çoğaldığını, severken arındığını bilmek...
Sevgi sonsuza akar
Sevgi, paylaşmaktır, hayatı acısı tatlısıyla... Sevgi paylaşıldıkça büyür ve daha güçlü bir sermaye olarak tekrar bizlere döner. Biz onu başkalarına dağıttıkça, o da içimizde büyür. Bu yüzden sevgiyi başkalarıyla paylaşmaktan hiçbir zaman korkmamak, aksine bu hususta cömert davranmak gerekir. Paylaştıkça artan tek şey, onu yaşayanların kalbinde çoğalır... Sevgi sonsuza akar... Evreni sever insan... Taşı, toprağı, havayı, suyu, ağacı ve çiçeği sever... Sevdikçe sever insan... Unutmayalım ki, sevgiyi duyabilmekle de iş bitmiyor. Sevgiyi göstermek de gerek. Hayat çok kısa... Bugün olan yarın yok olabilecektir. Sevgiyi göstermek beklemeye gelmez, yarın çok geç olabilir. Eldekini kaybetmeden kıymetini bilmek gerek.
Seni seviyorum diyene ne denir? “Ben de!” demek sıradan bir cevap. Sıra üstünü Sevgililer Sevgilisi Efendimiz (s.a.s.)’den öğreniyoruz. Peygamberimizin huzurunda bulunan bir sahâbî, kendilerine uğrayan ve sonra da oradan ayrılan diğer bir sahâbînin arkasından:
Seni Allah için seviyorum
– Ey Allah’ın Resûlü! Ben bu kişiyi gerçekten seviyorum, dedi. Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz:
– “Peki, sevdiğini ona bildirdin mi?” buyurdu. Adam:
– Hayır, deyince, Hz. Peygamber:
– “Sevgini ona bildir”, buyurdu.
Adam derhal kalkıp o şahsın arkasından yetişti ve:
– Ben seni Allah için seviyorum, dedi. O da:
– Beni kendisi için sevdiğin Allah da seni sevsin, karşılığını verdi. (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 113)
Sevmek, sevdiğini Allah için sevmek...
“Seni seviyorum” diyene “Beni kendisinden ötürü sevdiğin Allah da seni sevsin” diye mukabelede bulunmak... Bize “Seni seviyorum” diyen bir kalbe “Ben de seni seviyorum” şeklinde bir karşılıkta bulunmak “bire bir” bir mukabele. “Beni kendisi için sevdiğin Allah da seni sevsin” demek ise, “bire sonsuz” bir mukabele...
Bir daha fırsatımız olmayabilir
“Seni seviyorum” sözündeki gönül alıcı, duyguları okşayan, kalbi cezbeden, ruhu celbeden hakikat cevheri; insanlığın sevgi tarihinde emsali bulunamamış pırlantadır, elmastır, zümrüttür, altındır, yakuttur; paha biçilemez pırlantadır. “Seni seviyorum” sözünü bir kerecik duymaya canını, kanını, malını, varlığını adayan ve armağan eden niceleri olmuştur. Kimileri o sözü bir faninin ağzından duymak, kimileri de ol Baki’den duymak için yaşamışlardır. Çatlayan dudaklara sunulan bir pınardır sevgi... Gönül bahçesinde açan çiçeklerin çiğ tanesidir.
Öyle ise, hiç söyleme şansımız olmayabilir... Ardımızda kim kalmışsa güzel hatıralar bırakan, arayalım ve sevdiğimizi söyleyelim ... “Seni seviyorum” diyelim... Kaybettiğimizde yerini dolduramayacağımız herkesi arayıp sevgiyi, paylaşmanın sonsuz hazzını yaşayalım onlarla... Allah’ın “Çok seven” anlamına gelen “Vedud” ism-i şerifinden tecelliler niyaz ederek... “... Allahım, bana seni sevmeyi, seni sevenleri sevmeyi, senin sevgine yaklaştıran şeyleri sevenleri sevmeyi nasib et!..” (Tirmizî, “Daavât” 73, “Tefsîrü’l-Kur’ân”, 39)

Haberin Devamı

Konulu Hadis Projesi

Haberin Devamı

Şeytan, insanoğlunun içinde kanın dolaştığı gibi dolaşır

EFENDİMİZİN (sav) itikâfta olduğu bir Ramazan gecesinde hanımı Hz. Safiyye kendisini ziyaret eder. Safiyye, biraz sohbet ettikten sonra eve dönmek üzere kalkar. Rasulullah (s.a.) da onu kapıya kadar uğurlar. O esnada oradan geçmekte olan iki sahabî Hz. Peygamberi görünce fark edilmeden hızlıca oradan uzaklaşmak isterler. Sahabilerin bu telaşını fark eden Allah’ın Elçisi “Durun! Bu, Safiyye bnt. Huyeyy’dir” der. Rasulullah’ın (sav) bir açıklama ihtiyacı hissetmesinden mahcup olan sahabîler: “Subhanallah Ey Allah’ın Elçisi!” diyerek kendisi hakkında herhangi bir olumsuz düşünceye kapılmalarının söz konusu olmadığını söylerler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurur:  “Şeytan, insanoğlunun içinde kanın dolaştığı gibi dolaşır. Doğrusu, şeytanın kalplerinize yanlış düşünceler getirmesinden endişe ettim.” (B3281, Buhari, Bed’ü’l-Halk, 11)

Haberin Devamı

Din İşleri Yüksek Kurulu kararlarından

ORGAN Nakli: Aşağıdaki şartlara uyularak yapılacak organ ve doku nakli caizdir:
Zaruret halinin bulunması, yani hastanın hayatını veya hayatî bir uzvunu kurtarmak için, bundan başka çaresi olmadığının, meslekî ehliyet ve dürüstlüğüne güvenilen bir tabip tarafından tespit edilmesi,
Hastalığın bu yoldan tedavi edilebileceğine tabibin zann-ı galibinin bulunması, Organ veya dokusu alınan kişinin, bu işlemin yapıldığı esnada ölmüş olması, toplumun huzur ve düzeninin bozulmaması bakımından organ veya dokusu alınacak kişinin sağlığında (ölmeden önce) buna izin vermiş olması veya hayatta iken aksine bir beyanı olmamak şartıyla yakınlarının rızasının sağlanması, alınacak organ veya doku karşılığında hiçbir şekilde ücret alınmaması, tedavisi yapılacak hastanın da kendisine yapılacak bu nakle razı olması gerekir.

Haberin Devamı

Ramazan sözlüğü

HAVAİC-İ asliye (asli ihtiyaçlar): Havaic-i asliyye, temel ihtiyaçlar demektir. İnsanın temel ihtiyaçlarını karşılayan, bu yüzden de zekâta tabi olmayan maddi varlıklar fıkıhta havaic-i asliye olarak ifade edilir. Zekât ve sadaka-i fıtr ile yükümlü olmak için, kişinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile bireylerinin temel ihtiyaçlarından fazla olarak nisap miktarı mala sahip olması gerekir. Temel ihtiyaç maddeleri insanın hayat ve hürriyetini korumak için muhtaç olduğu şeylerdir. Bunlar, genel olarak, nafaka, oturulan ev, ev eşyası, ihtiyaç duyulan elbise, borç karşılığı mal, sanat ve mesleğe ait alet ve makineler, binek taşıtları, ilim için edinilen kitaplar gibi eşyadır.
Hatim: Sözlükte bir şeyi mühürlemek, tamamlamak ve sonuçlandırmak gibi anlamlara gelen hatim, Kur’an-ı Kerim’i başından sonuna kadar okuyup bitirmek için kullanılan dini bir terimdir. Kur’an-ı Kerim’i okumak ayet ve hadislerle teşvik edilmiş bir ibadettir. Hz. Peygamber (s.a.v.) kendisine: “Allah’ın en çok sevdiği amel hangisidir?” şeklinde sorulan soruya, Kur’an’ı başından sonuna kadar okumak, bitirince de hemen tekrar başlamak şeklinde cevap vermiştir (Timizi, Kıraat, 13).

ESMA-İ HÜSNA

Haberin Devamı

el-HÂLİK: “De ki; Allah, her şeyin yaratıcısıdır.” (Ra’d, 13/16) Sözlükte yaratıcı anlamına gelen “hâlik” kelimesi Allah’ın sıfatı olarak; varlıkları örneği olmadan icat eden, yaratan, var eden, bir şeyden başka bir şeyi icat eden demektir. Kur’ân-ı kerim’de devamlı yaratan, mükemmel bir şekilde yaratan anlamında “el-hallâk”, yaratanların, takdir ve tasvir edenlerin en güzeli ve en iyisi anlamında “ahsenü’l-hâlikîn” isimleri; Allah’ın yaratıcı olduğunu ifade eder. İnsanları, yeryüzünü, gökleri ve ikisi arasında bulunan bütün varlıkları yaratan yüce Allah’tır. Allah yegâne yaratıcıdır,  O’ndan başka yaratıcı yoktur. ?” (Fatır, 35/3) O, takdir ve tasvir edenlerin en güzeli ve en iyisidir. Yüce Allah bütün varlıkları biz insanlar için yaratmış, bizim hizmetimize sunmuş ve sunmaya devam etmektedir. Bu itibarla bizim tek yaratıcı olarak O’nu tanımamız, sadece O’na kulluk etmemiz, yaratılanları Yaratandan ötürü sevmeli ve haklarına saygılı olmalıyız.

Dr. Ülfet GÖRGÜLÜ: İlahi rahmet

“O merhameti kendine ilke edindi.” (En’am, 6/12, 54)
Rahman ve Rahim olanın adıyla başladı Kur’an. “Bismillahir-rahmanirrahim.” Rahman ve Rahim’e hamdeyledi insan. “Elhamdülillahi Rabbilalemin. Errahmanirrahim.” İnsanı rahmetiyle kuşattı Rahman. Ona öğretildi kitap, hikmet ve beyan. “Errahman. Allemel Kur’an. Halakalinsan. Allemehulbeyan.”
Kainat rahmetle yaratıldı. Varlık rahmetle kuşatıldı. O rahmetle dünya döner, güneş doğar, rüzgar eser, bulut ağlar. O rahmetle devran eder kış, yaz ve bahar. Toprak canlanır, çiçek açar, meyve verir kuru ağaçlar. Yırtıcı hayvanlar bile yavrularına o rahmetle bakar. “Allah merhametini yüz parçaya ayırdı. Doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu. Bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle yaratıklar birbirine merhamet eder.” (Buhari, Edeb, 19)
Merhamet, Yüce Kudretin yarattıklarına bir lütfudur. Rızık verişi, sayısız nimetleri hizmetimize sunuşu hep O’nun merhametinin eserleridir. Bizler rahmeti sonsuz Mevlamızın merhametiyle önce ana rahminde tanıştık. Merhametle yaratıldık, sevgi ve ilgiyle büyütüldük (Alak, 96/2). İlahi nefha ile diriltildik (Hicr, 15/29). Ana rahminden sonra ana kucağı oldu merhamet beşiğimiz. Besmele ve ezanlar okundu kulağımıza, dualarla konuldu ismimiz. Sonra melek gibi yavru büyüdü, gelişti gün geldi insan bir zalim, bir canavar oldu. “Bakarken bıçakladı gözler, dinlerken zehirledi kulaklar.” (Necip Fazıl) Diken gibi battı diller. Taşlardan katı oldu kalpler.
“Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı, taş gibi hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.” (Bakara, 2/74)
Ve “Rahmetim her şeyi kapsamıştır.” (A’raf, 7/156) buyuran Erhamurrahiminin rahmeti yetişti yeniden imdadımıza nefsimizin kuyularında. “Sımsıkı sarılın” diyerek bir ip uzattı elimize (Al-i İmran, 3/103). “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Zümer, 39/53) buyurarak su serpti yanan yüreklerimize. Günahımız ne kadar büyük olsa da affının daha büyük olduğunu hatırlatarak tövbe kapısını ardına kadar açtı hepimize. Tövbeleri çokça kabul ettiğini ve çok merhametli olduğunu bildirdi bize (Bakara, 2/ 54). Kabul edeceği duaları talim etti dilimize: “Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme. Bizi affet. Bizi bağışla. Bize merhamet et. Sen bizim Mevlamızsın. İnkarcılara karşı bize yardım et.” (Bakara, 2/286)
Rabbimiz öyle merhametlidir ki, onca günah ve isyanına rağmen kullarını hemen cezalandırmamakta,  inanan-inanmayan ayırımı yapmaksızın herkese nimetlerini bolca ikram etmektedir. Hz. Ömer’in bize aktardığı şu anekdotta Allah’ın rahmeti Nebinin lisanından ne güzel dile getirilmiştir: Resûlullahın huzuruna bir grup esir getirilmişti. İçlerinde bir kadın vardı. Bu kadın (sağa sola) koşuyor, esirler arasında kaybettiği çocuğunu arıyordu. Nihayet onu bulunca şefkatle bağrına bastı. (Dikkatleri çeken bu manzara karşısında) Hz. Peygamber: “Bu kadının, çocuğunu ateşe atacağına kanaatiniz olur mu?” dedi. Bizler: “Hayır!” diye cevap verince: “(Bilin ki), Allah’ın kullarına olan rahmeti, bu kadının çocuğuna olan şefkatinden fazladır.” buyurdu (Buhari, Edeb, 18).
Kirlenen yüreklerimizi temizlesin, paslanan kalplerimizi cilalasın, kitabı, hikmeti ve varoluş gayemizi öğretsin diye lütfeyledi Allah, içimizden elçi gönderdi bizlere (Bakara, 2/151; Al-i İmran, 3/164). Çileyi ümmeti çekmeden onun adına çeken, derdiyle dertlenen bir Nebiydi bu gelen. “Andolsun size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O size karşı çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe, 9/128) Bizi bizden çok düşündüğünü şu veciz ifadesiyle dile getiriyordu: “Ben müminlere kendilerinden daha yakınım. Kim bir mal bırakırsa o akrabalarınındır. Kim bir borç ya da bakıma muhtaç kimse bırakırsa o borcun ödenmesi ve onların bakımı bana aittir. Onun velisi ve koruyucusu benim.” (Buhari, Tefsir, 33)
Eğer merhamet etmese, tatlı dil ve güler yüz göstermese yürekleri fethedebilir miydi? İşte bu hakikati ilan ederken Yüce Rabbimiz: “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile.” (Al-i İmran, 3/159) buyuruyordu. Evet, yeryüzünde tecelli eyledi ilahi rahmet: Adı “Muhammed(s.a.s.)” “Benim ve sizin misaliniz, ateş yakan bir adamın misali gibidir ki hemen pervaneler, kelebekler o ateşin içine düşmeye başlarlar. O bunları kovalar. Ben de sizi ateşten korumak için eteğinizden tutuyorum. Halbuki siz elimden kaçıyorsunuz.” (Buhârî, Rikak 26; Müslim, Fezâil 19)

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!