GeriSeyahat Salsayı seven Karayip adası PORTO RIKO
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Salsayı seven Karayip adası PORTO RIKO

Salsayı seven Karayip adası PORTO RIKO

Küba’nın güney doğusunda, yüzölçümü yaklaşık Elazığ iline eşit tropik bir ada Porto Riko.

Adanın doğası, sömürge döneminin İspanyol mimarisi özenle korunmuş. Bilkent İlköğretim Okulu 8’inci sınıf öğrencisi Ömer Ekmekçioğlu geçen yıl mart ayında kruvaziyer turunda adaya uğramıştı. Yerel müzikleri, egzotik meyveleri, tropik ormanları unutamadı. “Gemimizin bizi götüreceği pek çok ada vardı ama aklım ve kalbim orada kaldı” diyor.

Kuvvetli bir yağmur sonrasında hava, yerini güneşli ve açık bir güne bıraktı. Yolculuğumuz Türkiye’nin 16 bin kilometre uzağında farklı bir coğrafyada, Büyük Antiller’de sürüyor.

Martta Orta Amerika’ya yaptığımız gemi yolculuğunda, bir başka limana, değişik kültürleri ve insanları tanımak ümidiyle yelken açıyoruz. Atlas Okyanusu’yla, Karayip Denizi’nin arasındaki rotada iki gün boyunca tek bir ada bile görmeden, göz alabildiğince lacivert sularda yol aldıktan sonra, Büyük Antiller’in cennet ülkesi maceraperest gezginler için keşfedilmeye değer bir doğal hazineye, Porto Riko’ya yaklaşıyoruz. Hava henüz ağardı derken, tüm ihtişamı ile başkent San Juan hayal gibi karşımıza çıkıveriyor.

/images/100/0x0/55eb1430f018fbb8f8a9a5eb
Hafif rüzgârların eşliğinde San Juan (San Huan) limanına doğru süzülüyoruz. Adanın rengârenk yüzüyle birleşen denizin usul usul gelen sesi huzurun davetçisi sanki. Bu adalarda hayat, sabahın ilk saatlerinde başlıyor. Limana yanaşır yanaşmaz karaya ayak basmak için sabırsızlanıyorum. Çünkü orası, o ünlü Cenovalı kâşif Kristof Kolomb’un Amerika kıtasının keşfine ilk tanık olduğu yer.

Her Karayip sakini, “Kolomb ilk bizim misafirimiz oldu” der. Ancak tarihi belgeler incelendiğinde ilk ayak basılan adanın Porto Riko olduğu çok net anlaşılır. Belki bu şans, adayı el üstünde tutan bir liman yapmış ve ada ismini İspanyolca’da “zengin liman” anlamına gelen; “Estado Libre Asociado de Puerto Riko”dan almış.

Adaya ayak bastığımızda çok neşeli bir orkestra, sıra dışı müzikler eşliğinde bizleri karşılıyor. Karayip Adaları’nın insanları da müzikleri gibi son derece cana yakın, güler yüzlü, samimi. Bizlere mambo eşliğinde, Hindistan cevizi ve ananastan oluşan yerel içecekleri pinocolado ikram ediyorlar.

İKİ İSPANYOL KALESİ UNESCO DÜNYA MİRASI

Bölgenin diğer adalarında olduğu gibi burada da anadil İspanyolca; ancak halkın neredeyse tamamı İngilizce de konuşuyor. Adayı mümkün olduğunca yürüyerek gezeceğimizden, yanımıza gereksiz eşya almamalıyız. Fotoğraf makinemi, yedek tişörtümü, siperli şapkamı, güneş gözlüğümü, pasaportumu, haritamı, not defteri ve kalemimi alıp çantamı hazırlıyorum.
Öncelikle, UNESCO Dünya Mirası kabul edilen, koruma altına alınan San Cristobal ve El Morro kalelerinin de olduğu Eski San Juan bölgesine gideceğiz. San Juan 1521’de İspanyollar tarafından kurulmuş, ardından 1539’da El Morro kalesi inşa edilmiş. San Cristobal’in inşası ise 1783’de tamamlanmış. Her iki kale de tarihinde pek çok gemi saldırısına maruz kalsa da, asırlarca ayakta kalacak kadar güçlü yapılmış.

San Cristobal’ın gözetleme kulelerinde manzara nefis. Okyanusun sonsuzluğunu, cennet plajları, Eski San Juan’ı ve modern binaları ile yeni San Juan’ı derin derin içimize çekiyoruz kulelerde.

San Juan sokaklarındaki eski tarz evler renk renk boyanmış. Birbirlerine birleşik evlerin balkonları çiçek bahçesi gibi. Özellikle Eski San Juan bölgesinde otomobil sayısı çok az olduğundan, etraf hem çok sakin, hem de yayaların hayatı pek kolay. Başkentin sokaklarında yürüyüş yapmak gerçekten çok keyifli. Sokakta gezinen, kafelerde oturan Porto Rikolular çok şık. Açık renk, parlak kumaştan kıyafetler, siperli şapkalar, parlak deri ayakkabılar tercih ediyorlar.
Yürüyoruz, dolaşıyoruz ve çok yoruluyoruz. Artık bir şeyler içmeyi hak ediyoruz. Sabah gemiden indiğimizde karşımızdaki meydanda dikkatimizi çeken kentin en çok uğranan barlarından biri, bizi beklemekte. Daha kapısından içeri girdiğimiz anda sempatik bir adalı bize yardım etmeye gönüllü oluyor. Eski bir meydan ve ortasında duran, 12 metrelik ünlü Kristof Kolomb heykelini gören bir masaya oturuyoruz. Bu meydana “güvercinli meydan” adı veriliyor.

Garson siparişimizi almak için yanımıza geldiğinde, biz hâlâ kararsızız! Mönüde bizim alışık olduğumuz, daha önce ismini duyduğumuz hiçbir içecek yok! Oraların tropikal meyveleri ile Türkiye’nin meyveleri birbirinden öyle farklı ki! Bölgenin meşhur meyvesi papayanın tadına bakmak için babam ve annem “Frozenmagneto” isimli papaya ve biraz rom karıştırılmış bir içecek tercih ediyor. Ben ise henüz yaşım tutmadığı için papaya suyuyla yetiniyorum.

RENGARENK PAPAĞANLAR
 

/images/100/0x0/55eb1430f018fbb8f8a9a5ed
İçecekler bize enerji veriyor. Gezmeye devam etmeye karar veriyoruz. Dolambaçlı bir yoldan adanın yukarısına doğru çıktığımızda, çok eskiden kalma, fakat hâlâ sapasağlam duran tarihi bir kilise görüyoruz. Bu tarihi kilisenin içi turistler tarafından gezilebiliyor. Öncelikle o kilisenin tarihi hakkında bilgiler aldıktan sonra fotoğraf çekme fırsatı da buluyoruz.

San Juan Katedrali’nin inşaatı 1521’de başlar. Özgün halinde, ahşap duvarlar ve kubbesiz bir çatısı varmış. Bu kullanılır hali 1917 yılında yapılan çalışmaların sonucu olur. Katedralin muhteşem ortaçağ mimarisi Amerika kıtasına örnek olur. Hem tavandaki desenler muhteşem, hem de hiçbir kırık dökük yok. Karşımızda duran çarmıha gerilmiş İsa heykeli ise sanki bizi gözetler gibi.

Salsa gibi, güzellik yarışmaları da Porto Rikoluların vazgeçilmez tutkusu. Kâinat güzeli yarışmaları müthiş ciddiye alınıyor; ada bu yarışmalarda dört kez kâinat güzeli çıkarmış, her sene düzenli olarak bu yarışmalarda dereceye girmeyi başarmış. Dünya güzelleri ülkede neredeyse milli kahraman ilan edilmekteymiş!
Adanın yağmur ormanlarında yaklaşık 240 tür ağaç ve bitkiyle tanışmak mümkün. El Yunque (El Yunki) adı verilen ormanın özelliği, aynı zamanda çok nemli olması; bu nedenle ağaçlar hep ıslak! Ormanlar, rengârenk papağanların ve minik Coque (Kok) kurbağalarının cenneti. Zaten Coque kurbağaları adada kutsal kabul ediliyor. Uğur getirdiğine inanılan minik kahramanların bibloları hemen her tezgâhta bulunabiliyor.

Günün ilk saatlerinde başlayan rüya gezintimize şehrin ışıklarıyla devam ediyoruz. Porto Riko’nun gündüzleri kadar, geceleri de çok renkli. En şık gömleklerimizi giyiyoruz, adaya özgü yemeklerin yapıldığı lokantanın yolunu tutuyoruz. Sahilde yerel müziklerin eşliğinde salsa yapıyorlar. Açık havada yenen yemeğin ardından, artık veda zamanı geliyor. Bize gün boyunca ev sahipliği yapan bu güzel kente veda ediyoruz.

Gemimizin bizi götüreceği Karayipler’de pek çok ada olmasına karşın, aklım ve kalbim Porto Riko’da kalıyor. San Juan’ın renkli ışıklarını geride bırakarak Karayipler’in turkuvaz sularında ilerliyoruz. Gezilerden bu kadar tat almamın sebebi, yeni yerler görmeye olan tutkum ve merakım olsa gerek.

HERKES BİR ENSTRÜMAN ÇALIYOR

Porto Riko kültüründe müzik ön planda. Salsa, adanın vazgeçilmezi olmuş. Sokak şarkıcıları ve müzisyenleri de eşsiz ezgileriyle, sokakta dolaşan insanları rahatlatmak için birebir. Sanki çoğu adalı müzikle uğraşıyor. Nereden mi çıkartıyorum? Hediyelik eşya satan bir mağazaya giriyoruz. En uzak köşede duran, çok ilginç bir çalgı aleti gözüme çarpıyor. Satıcı bize onun ne olduğunu ve nasıl çalındığını bilip bilmediğimizi soruyor; ardından da çalmaya başlıyor. Aynı durum başka mağazalarda da yaşanınca ben herkesin iyi kötü müzik yapabildiği yargısına varıyorum. Bu müzik tutkusu Porto Riko’nun sokak hayatını müthiş renklendiriyor. Dünyaca tanınmış müzisyenlere sahipler. Turistler sanatçıların albümlerine ve milli çalgı “maracas”a ilgi gösteriyor. Biz de hediyelik satan mağazadan babamın daha öncelerden bildiği Hectorlavoe ve Josepaporivera’nın albümlerinden satın alıyoruz.

 

False