Şimdiki çocuklara Külkedisi gibi şeyleri yutturmak zor eski tür periler de sökmüyor

Roma’ya gideceklere müjde! Roma’nın biraz dışında bir çocuk parkı açıldı: Rainbow Magicland. Orada Winx perilerinin okulu bile var! Alya’nın ve eminim sizin kızlarınızın da bayıldığı Winx perilerinin yaratıcısı 45 yaşında çok meşhur bir İtalyan. Yeni Walt Disney kabul ediliyor. İtalya’da star. Şirketinin adı Rainbow. Karısı Joanna Lee, Singapurlu. Karı-koca sonsuz bir şehvetle gece gündüz çalışıyor, durmaya da hiç niyetleri yok. Iginio Straffi gazeteleri bir gün sonra okuyabiliyor çünkü vakti yok. İşine sonsuz bir aşkla bağlı. Hayat dolu bir adam. Gözleri parlıyor. Kadınları seviyor. Güzel ayakkabılar giyiyor. Şık. Ve flörtöz. Yani gerçek bir İtalyan!

Haberin Devamı

Tebrikler Roma’nın biraz dışında çocuklar için bir cennet yarattınız. Birkaç yıl önce hayaldi, şimdi gerçek oldu. Ne hissediyorsunuz?
- Heyecan. Çok heyecanlıyım. Uzun zaman Roma’nın etrafında yer baktık, bu işe bizim kadar hevesli ortaklar aradık. Bulduk. Artık her şey tamam. Küçük hayranlarımız bu parka gelip, yarattığımız karakterlerle tanışabilir, onların dünyalarını paylaşabilir. Winx perilerinden Huntik’e kadar…
/images/100/0x0/55eac86bf018fbb8f8966c0e

Heyecan var da… Korku?
- Olmaz mı? Bu, henüz resmi açılış değil. Yakınlarımız, dostlarımız davetli. Önce nabız yokluyoruz, çocukların tepkilerini ölçüyoruz, duygularını öğreniyoruz, sonra eksiklerimizi tamamlayacağız. Ben mükemmeliyetçiyim, en ufak detayla bile ilgileniyorum.

Haberin Devamı

Eurodisney ya da Disneyland’la kıyaslarsanız…
- Bizim parkımız da en ileri teknolojiyle donatıldı. Özellikle bir şey var ki, henüz dünyada yok, ilk bizde olacak. Huntik’in dünyasında 5D macerası yaşanacak…

3D’i biliyoruz da 5D nedir?
- 3D, bildiğiniz üç boyutlu görüntü. 4D’de sıcağı, rüzgarı ve suyu da hissediyorsunuz. 5D’ye gelince... Karakterle ve çevreleriyle interaktif ilişkiye girebiliyorsunuz. Vagonunuzda çeşitli silahlar var, vahşi hayvanları vurabiliyorsunuz, yakalayabiliyorsunuz. Herkes kendi macerasını yaşıyor. Sofistike bir tecrübe.

Sanatçılar tasarlar, yaratır ama işten, güçten, paradan puldan anlamazlar. Siz öyle değilsiniz…
- (Gülüyor) Ya sanatçı değilim ya da özel bir sanatçıyım. Hem yaratıp hem iş kurabilecek kapasitede insanlar vardı geçmişte, ben de onlardan biriyim herhalde.

Evet sizi Walt Disney’le de kıyaslayanlar oluyor. Ne diyorsunuz?
- O kıyas kabul etmeyecek bir deha. Ona benziyorum demek istemem, ama benzetirlerse de “Niye benzettiniz” demem, sevinirim. Bir sürü yeniliğe imza attı ama onun zamanında bu işler daha kolaydı, teknoloji bu kadar gelişmiş değildi, bu kadar rekabet yoktu./images/100/0x0/55eac86bf018fbb8f8966c10

Haberin Devamı

BLOOM KARAKTERİ TIPKI BENİM KARIM

Winx perilerinin temelinde yatan felsefe ne?
- Bütün karakterler birbirinden farklı. Hem ruhen hem fiziken. Biri sportif, bir müzikle ilgileniyor, öteki teknoloji delisi, biri çok sosyal, diğeri utangaç. Çocuklar kendileriyle özdeşleştirecek bir karakter mutlaka buluyorlar.

Onları yaratırken kimlerden etkilendiniz? Hayatınızdaki kadınlardan olabilir mi?
- Bazı özellikleri benziyor tabii. Bloom mesela karım. O da çok kararlıdır, hatta bazen insanı delirtecek kadar inatçıdır.

Karınız bütün bu işin neresinde duruyor?
- Tam ortasında. Çok büyük bir rolü var. Pazarlama geçmişi olduğu için çok faydası
oluyor. Daha önce de zaten Asya distribütörümüzdü, Almanya’da tanıştık, aşık olduk, o günden beri birlikteyiz. Benim kadar zevk alıyor bu işten. Çok hedefe odaklıdır. Bana pek çok kere, “Ben sadece seninle değil, rüyanla da evlendim” dedi. Biz iyi bir takımız.

Haberin Devamı

İşin içine aşk girince, ortalık karışmıyor mu?
- Valla iyi idare ediyoruz. O da benim gibi iş manyağı. Önceki sevgilimle iş temposu yüzünden ayrılmıştık.Ben Rainbow’u kurmuştum ve kanatlanmak istiyordum, o ise “Neden hayatın iş? Neden bu kadar çok çalışıyorsun?” diyordu. Şimdiki eşim Joanne’yle böyle bir problemimiz yok.

O zaman hayatınız çalışmaktan ibaret?
- Evet, neredeyse 24 saat!

E, peki ne zaman sevişiyorsunuz?
- Bir yolu bulunuyor.  Bir şekilde o zamanı yaratıyoruz! Biz, seksten daha büyük hazlar paylaşıyoruz.

Başarınızın keyfini çıkartıyor musunuz?
- Yok. Ben biraz tuhaf bir adamım. Hep bir sonrasını düşünüyorum, bana İtalya’da gazeteciler “Pek çok ilke imza attınız. Ne hissediyorsunuz?” diye sorarlar, “Bir şey hissedemiyorum” derim, “Nasıl yani?” derler, öyle işte, bir şey yaptığımda, hemen  bir sonrakini düşünmeye başlıyorum. Öncekinin hazzını yaşamaya vaktim olmuyor. Tabii bu da yıpratıcı…

Haberin Devamı

Ama motivasyonunuz para kazanmak değil... Öyle değil mi?
- Asla. Şirkette neler olup bittiğini bile bilmem. Ben sadece baştan çıkaran yeni fikirlerin peşindeyim.

Nerelerden besleniyorsunuz? Philip Stark mesela, etkilenmesin diye, insanların arasına karışmadığını söylemişti…
- Ben tam tersiyim. Bir sürü fikri, hayatın içinde, seyahat ederken, başka kültürleri, ülkeleri ziyaret ederken buluyorum. Karakterlerimi de insanlara bakarak yaratıyorum. Bir kere mesela, Huntik’de bir karakter için bir tip oluşturmam gerekiyordu, Tokyo’da bir adam gördüm sokakta, acayip cool görünüyordu, “İşte”
dedim, “Benim karakterim böyle giyinmeli…”

Bazı sanatçılar, çizgi roman kahramanları gibi giyinir ya, baştan aşağı siyah mesela…
- Ben oldum olası bu tür insanlardan hoşlanmam. Çoğu da yeteneksizdir zaten. Bütün dünyaya, “Hey bakın. Ben sanatçıyım, ben farklıyım” demek isterler. İyi de bu iş kıyafetle olmuyor. Bence sanatçı da herkes gibi, kendisine yakışanı giymeli. Ben İtalyanım görüntüme tabii ki önem veririm, ama ille de orijinal olacağım diye abuk sabuk şeyler giymem. Ne punk’ım, ne saçmalıyorum, ne dövmem var ne de siyahlar içindeyim. “Ama siz de pek normalsiniz!” diyorlar. Evet öyleyim, şahane takımlar giymeyi de severim.

Haberin Devamı

Sizin ruhunuz kaç yaşında? Küçük kızları etkileyebilecek karakterler yaratabildiğinize göre.
- 10 yaşında hissettiğim oluyor kendimi…

Peki nasıl oluyor da dünyaya kızların gözünden bakabiliyorsunuz?
- İşte bütün marifet burada. Ben de zaman zaman, ya bu hissi kaybedersem diye korkuyorum. 10 yıl önce hislerim daha kuvvetliydi; sanki daha çocuktum. Bu alanda antenlerinizin, algılarınızın hep açık olması gerekiyor. İçinizdeki çocuğu muhafaza edebilmeniz gerekiyor.  Ama dünya da değişiyor, artık çocuklar karakterlerinin trendy olması istiyor, Külkedisi gibi şeyleri yutturmak zor, eski tür periler de sökmüyor.

Çocuğunuz bile yok... Çocukların sizden ne beklediğini nereden anlıyorsunuz?
- Çocuğum yok ama yeğenlerim var. Ayrıca bir tek çocuğu değil, bütün çocukların eğilimlerini gözlemleyerek yaratıyorum karakterlerimi. Kamuoyu araştırması yaptırıyoruz, uluslararası trendleri takip ediyoruz, fokus gruplardan yararlanıyoruz. Teknoloji ve müzik önemli elementlerden biri, bir şekilde hikayeye sokmaya çalışıyoruz. Moda da şimdi çocukların ilgi alanlarında, o yüzden onları ilginç giydiriyoruz. Ve tabii pozitif mesajlar vermeye çalışıyoruz: Kendine inan, güven, aradığın güç içinde gibi... Karakterlerin hepsi dünya vatandaşı. Hem satış için kolaylık olsun, hem de dünyada sınırlar kalmıyor diye…

BABAM OTOBÜS ŞOFÖRÜ ANNEM TERZİYDİ/images/100/0x0/55eac86bf018fbb8f8966c12


Nasıl bir çocuktunuz?
- Yaratıcı, mucit, muzip. Çocukları kışkırtan, önderlik yapan. Bütün belalı işler benim başımın altından çıkardı. Yaramazlığın arkasındaki beyindim.

Aile varlıklı mı?
- Yok. Babam otobüs şoförü, annem terzi. Asgari ücretli insanlar. Ama sürünmüyorduk da. Babamla ilgili hatırladığım şey, tamir edemeyeceği şey yoktu. Bir de tahtadan heykeller yapardı. Annem de yaratıcı, iyi bir terziydi, güzel tayyörler dikerdi.

Ne zaman çizmeye başladınız?
- Beş yaşında. Annem hepsini saklamış. O zaman bile karakterler yaratıyordum. Onlara isim veriyordum, farklı tipler yaratıyordum. Bana şu anda bir sürü insan çizimlerini getiriyor, güzel çizimler ama hep bir şeylerden etkilenmişler, Donald Duck çiziyorlar, Micky Mouse çiziyorlar. Bense o küçük yaşımda, var olmayan tipler yaratıyordum, kendi karakterlerimi. Logomu bile yaratmıştım. Kuracağım şirket kafamdaydı, çizgi romanlarıma satarsam diye fiyat koymuştum, çok büyük paralar istiyordum.

Ne kadar büyük bir savaş verdiniz bu adam olabilmek için?
- Çooook. Çok rekabetçi bir ortam. Çizgi romanla başladım, sonra animasyona geçtim, o daha da zor. Sonra Rainbow’u kurdum. 

 En büyük başarınız…
- Winx Club. Bizi başka bir yere taşıdı. Önce itiraz ettiler, “Bu kızlar için, erkekler için değil. Hedef kitlenin yarısını yok saymışsın” Ama sonuç öyle olmadı.

Kendinizi hangi özelliğinizden dolayı şanslı hissediyorsunuz?
- Tabii ki kafası çalışan bir adam olduğum için, yaratıcı olduğum için ve fiziğim düzgün olduğu için…

Ne alaka? Çirkinsen İtalya’da daha az mı şansın var?
- Tabii ki öyle. İtalya’da güzel ve akıllı bir kadından daha şanslı biri olamaz. Akıllı olmayan çirkin bir kadından daha şanssız biri de! Eğer güzel ve akıllıysan en tepeye çıkarsın. Bak ama akıllı ve yakışıklı bir erkeksen, o kadar ilerleyemezsin. Kadınların şansı daha fazla. Çirkin kadınların da hayatı zor. Haksızlık belki. Ama biz İtalyanlar böyleyiz…

Ruh güzelliğine ne oldu?
- Burası İtalya, bizde estetik önemli!

Hâlâ karınıza aşık mısınız?
- Evet. Evet. Türkçe okuyamasa da, bu konuda dikkatli olayım! “Tereddütsüz evet dedi” diye yazar mısın?

Karakterlerinize mi, karınıza mı daha sadıksınız?
- İkisine de! Ama sonuçta İtalyanım, güzel kadın gördüm mü dayanamam, bakarım.

Eşiniz Singapurlu, siz İtalyansınız, kültür farkı sorun olmuyor mu?
- Beni çeken onun farklı oluşu zaten. Asyalıların bir sürü iyi özelliği var, mesela işle kurdukları ilişki. İnanılmaz konsantre. Biz öyle değiliz, tembeliz. Bence
Avrupa 10 yıl içinde kötüleyecek, çünkü insanlar çalışmayı sevmiyor, Asyalılar ise hırslı ve hedefe odaklı. Avrupalı o kadar doymuş ki her şeye, “Kim uğraşacak” diyor, her fırsatta işten kaçmaya çalışıyor. Bir de Çinlileri, Korelileri, Japonları görün. Müthişler…

HAMİŞ: Bu habere, Alya ile gittik, çünkü o bir Winx perileri manyağı! Bloom için canını verebilir. Öğretmeninden özel izin aldı, “Annemle habere gidebilir miyim?” diye. Winx’i Türkiye’ye getiren, tüm haklarına sahip olan Türkiye lisansörü Filma’nın ortağı Karaca Sarıoğlu ve şirketin pazarlama müdürü Özlem Civelek’le Roma’ya gittik. Çocukları Maya ve Alp de vardı. Alya ile pek anlaştılar. Üçünün de, tek derdi, yeni açılan oyun parkıydı. Roma dışında Euro Disney’i hatırlatan oyun parkı, Iginio Straffi’nin karakterleriyle oluşturulmuş. Adı Rainbow Magicland. Perilerin okulu bile var. Alya çıldırdı. Çocukların orada yaşadıkları buraya sıkıştırılacak gibi değil. Devamı salıya…

Ayşe ARMAN


 

Yazarın Tüm Yazıları