Özkök'te çarpıcı açıklamalar

Güncelleme Tarihi:

Özkökte çarpıcı açıklamalar
Oluşturulma Tarihi: Eylül 23, 2010 16:43

Ertuğrul Özkök Türkiye Kadın Girişimciler Derneği'nin düzenlediği kahvaltıda kadın girişimciler ile buluştu, konferans verdi. Özkök 2.5 saatlik konuşması sonrasında ‘Tuhaf’ isimli kitabını imzaladı. Özkök, kadınların daha cesur, daha devrimci ve daha cüretkar olduğunu belirterek, “Ben bu çağın artık cüretkar insanlar çağı olduğuna inanıyorum” dedi.

Haberin Devamı

KADIN GİRİŞİMCİLERE KİTABINI İMZALADI - FOTO GALERİ

Şişli'deki KAGİDER Kadın Gelişim Merkezi'ndeki toplantıda konuşan Ertuğrul Özkök, bütün hayatı boyunca içindeki duyguları saklamadan yaşadığını, bunun bedelini ve mükafatını da aldığını belirterek, şunları söyledi:

GÜLDÜM GEÇTİM

Habertürk Gazetesi'nden Helin Avşar'a konuştum. Pazar günü Paris'teydim. Karım beni aradı. 'Ertuğrul çok tuhaf bir şey var. Sabah bir arkadaşım aradı, Divan'daymış. Yan masada şöyle bir konuşma geçmiş. 'Ya Ertuğrul Özkök'te gey olmuş.' Ben de 'Tansu sen beni biliyorsun, ben bundan rahatsız olmam. Benim içim o kadar geniş ki kadına da yer var, geye de var, çocuğa da var erkeğe de var. Ama gey değilim sen biliyorsun. Olsam da söylerdim.' Gülüştük, sonra Habertürk Gazetesi'ne baktım, 'Erkek te ilgimi çeker' diye bir başlık. 1.5 saatlik bir konuşmadan sadece bu bölümü alınca öyle algılanmış. Güldüm geçtim.

Haberin Devamı

HAYATIMDAKİ EN BÜYÜK HAKARET ÇAPKIN DENMESİ

Hayatımdaki en büyük hakaret çapkınlıktır. Ben çapkın değilim ve çapkınlardan da nefret ederim. Benim hayatımda çok fazla kadın olmadı. Benim kadınla yoğun bir ilişkim var. Ben erkekle de ilgileniyorum, erkek ruhuyla da ilgileniyorum. Çünkü ben erkeğim. Kadını anlamak için önce erkek ruhunu anlamak gerekiyor. Dünyada şu anda kadın sorunu kadar bir erkek sorunu var. Erkekliğin yeniden tarif edilmesi için bir sürü sosyolojik kitap çıkıyor. Dünyada şu anda en fazla iki konuda kitap yayını var. Birincisi Allah'la ilgili ikincisi de erkekle ilgili tartışmalar var.

EN KIYMETSİZ ŞEY FİKİR

Ben burada üyelerinin yüzde 98'i kadın olan bir dernekte, kendime yakışır bir şekilde biraz daha provokatif bir konuşma yapmak istiyorum. Bugün artık dünyanın en kıymetsiz şeyi fikirdir. Çünkü herkesin bir fikri var. Herkesin de çok parlak fikirler var. Bunlardan bazılarının hem ekonomik hem de düşünsel değerleri var. Ama ne yazık ki Allah da o fikirlere sahip insanları çok bonkörce belirlemiyor. Bundan bir süre önce beni 11 yaşımdaki küçük torunum bahçede barbekü yapan babasına dedi ki 'Baba çok kötü bir şey yapıyorsunuz, küresel ısınmaya yol açıyorsunuz' dedi. Şimdi bu lafı ben Türkiye'de her gün en az 6-7 köşe yazarında okuyorum. Bu çağın en önemli şeyi gerçek anlamda farklılık yaratmaktır.

Haberin Devamı

Özkökte çarpıcı açıklamalar

KADINLAR ÇOK CESUR

Ben hep kadın olmayı istedim. Çünkü ben kadının çok daha cesur olduğunu görüyorum. Türkiye'de şu referandum kampanyası süresinde en cesur sembolik eylemi Gülseren Onanç yaptı. 'Ben başbakandan korkmuyorum' dedi. Bu Albert Camus'un ‘Yabancı’ romanının başındaki ilk cümle kadar, Kafka'nın ‘Metemorfoz’ kitabının başındaki ‘Gregor Samsa bir sabah uyandığında kendini dev bir böceğe dönüşmüş şekilde buldu’ dediği cümle kadar çarpıcı bir şey. Bunu kimse yapamadı. Bunun adını koymayarak yapanlar da cezasını gördüler. Kadınlar daha cesur, kadınlar daha devrimcidir ve kadınlar daha cüretkardır. Ben bu çağın artık cüretkar insanlar çağı olduğuna inanıyorum. Bir yandan kitleler yükselirken bir yandan da birey dediğimiz varlık çok fazla önem kazandı. Bazen bir tek birey bile koskoca bir gazetenin yaptığından fazlasını yapabilecek güce sahip. Çok çelişkili bir çağda yaşıyoruz. Bir yandan kitleselleşme var bir yandan da bireyin gücü çok daha fazla.

Haberin Devamı

TEKRAR CEMAATLEŞME DÖNEMİ BAŞLIYOR

Dünya öyle hızlı değişiyor ki ben 1980'li yılların başında üniversitede ders verirken ‘Kitlelerin Çözülüşü’ diye bir kitap yazdım. O kitabın son cümlesi şöyle bitiyordu: “Artık yalnızlaşma dönemi başlıyor. Atomizasyon çağı başladı. İnsanların dayanışma biçimleri ortadan kalktı. Yani Ferdinand Tönnies'in dediği 'cemaat durumundan cemiyet durumuna geçiş' başladı. Gerçek anlamda topluma geçiş süreci iyice başladı. Ama bu süreçte çok talihsiz bir şey oldu. Bu toplum içerisinde insanlar yalnızlaştı.” Geçen 25 yıl dünyada çok farklı şeyler oldu. Biz artık toplumda yalnız bireyler olarak kalacağız diye düşünülüyordu ama geldiğimiz noktada ilk önce cemaatten cemiyete geçtik. Şimdi tekrar cemaatleşme dönemi başlıyor. Cemaat derken Fethullah Gülen Cemaati'ni kastetmiyorum. Ben cemaat derken facebook, twitter ve bu gibi küçük derneklerden bahsediyorum. Cemaat olgusu çok kuvvetli bir olgudur ve insanlar arasındaki dayanışma duygusunu en fazla geliştiren ve en sağlam tutan olgudur. İyi ki de bu cemaatleşme duygusu var diye düşünüyorum. Geldiğimiz noktada insanlar kendi başlarına otururken hiç yalnız olmadıklarını onlara hissettiren yeni birliktelikler doğmaya başladı. Üstelik bu eski cemaatler gibi kapalı değil açık topluluklar. Dolayısıyla artık öngörülür bir gelecekten söz etmek zor.

Haberin Devamı

Özkökte çarpıcı açıklamalar

GELECEK 10 YILIN MEDYA YÖNETİCİLERİ KADIN OLACAK

Ben hep şunu söylüyorum, medya sektöründe gelecek 10 yıl artık tamamen kadınların olacaktır. Kariyer anlamında bir yere gelmek kadın erkek ilişkisinden değil insan ilişkisinden geçer. Ben çok iyimser bir insanım hatta iflah olmaz bir iyimserim. Benim iyimserliğimle çok da dalga geçiyorlar. Çok da zarar görmedim iyimserliğimden dolayı. Bazen düş kırıklıklarına yol açsa da sonra kendi kendime bir Tennessee Williams'ın, ‘Iguana Gecesi’ndeki bir sahnede öğrendiğim 'insana ait hiçbir şey beni şaşırtmaz' cümlesini hayat felsefesi haline getirdim. Bu çok büyük bir kabullenme, çok büyük bir tevekkül gelebilir hatta zararlı bir şey olabilir ama ben bunu hayat felsefesi olarak belirledim. Kadın yöneticilerinin en önemli özelliklerinden biri hırs faktörünün erkeklerden çok daha fazla olması. İyi analiz edildiğinde bu çok önemli bir şey. Şu anda verilen mücadele kadına toplumda eşit statü verme mücadelesi olarak görülüyor. Bence o nokta aşıldı artık.

Haberin Devamı

GÜNLÜK MESELELERLE UĞRAŞIYORUZ

Biz hala çok günlük meselelerle ilgileniyoruz. Son günlerde benim yaşıtım olan arkadaşlarımın çoğunda bir tansiyon yükselmesi sorunu var. Küçük cemaatlerde kendi yorumlarını yapmışlar, 'referandum stresinden' diyorlar. Demek ki referandum toplumun bir kesiminde ciddi bir strese yol açmış ve belki de tansiyon olarak ortaya çıkmış. Şimdi biz hala günlük parametrelerle uğraşıyoruz. Hala türban sorununu çözmeye çalışıyoruz, hala Kürt sorununu çözmeye çalışıyoruz. Hayal dünyası ötesi dediğimiz şey, yeni insanın hayattaki en büyük kaçış alanı. Bu toplumdan kaçmanın tek yolu bu toplumun bize empoze ettiği, sıkıştırmaya çalıştığı alanlardan kaçmak. Tabii ne kadar kaçabiliriz, Türkiye'deki bu haber kanalları, tartışma merakı ve kavga olduğu sürece ne kadar kaçabiliriz? Büyük televizyonların birkaç dizisi dışında, neredeyse herkesin kendine ait küçük şahsı kanallarının bulunduğu bir ortamdayız. Ben yıllardan beri akşamları saat 8'de fişi çekiyorum Türkiye'nin ve dünyanın sorunlarından. Kendimi kapatıyorum odaya öyle yaşıyorum. Diyeceksiniz ki bir gazeteci böyle yaşayabilir mi? Ben de diyorum ki başka türlü yaşayamaz. Böyle yaşaması gerekiyor. Eğer biz kadın ve erkek yöneticiler olarak kurumumuzu daha iyi yere götürmek için kafa yoracaksak, gitmek istediğimiz yer, kalıplaşmış parametreler değil hayal gücümüzdeki cüretkar alanlardır.

EZEN VE EZİLEN DEĞİŞKEN

Ertuğrul Özkök konuşmasının sonunda katılımcıların sorularını yanıtladı. Siyasete girmek istemediğini çünkü çok yorulduğunu belirten Özkök sorulara şu yanıtları verdi:

Ezen ve ezilen ilişkisi çok rol değiştiren bir ilişki. Yani dünün ezilenleri bugün ezenler olabilir, dünün ezenleri bugün ezilenler olabilir. Toplumlarda önemli olan tahakküm denen insan davranışını ortadan kaldırmaktır. Maalesef bugün Türkiye'de kendini liberal diyen aydınları görüyorum. Bunların çoğunu ben sizden daha yakınım. Aynı fakülte sıralarından geldim, aynı mahallede büyüdük. Ama kişisel söylemlerini biliyorum. Ne yazık ki insanların karakterleri değişmiyor. Liberal denilen arkadaşlarımızın bir bölümünü hayatlarının hiçbir döneminde demokrat olmadılar. Hep tahakküm içinde yaşadılar. Yani bir dönemde toplumu devrim yoluyla değiştirip iktidara gelmek istediler. Ondan sonra darbe yoluyla askere güvendiler. Şimdi de liberallik adı altında bir tahakküm rejimini hayal ediyorlar. Şöyle bir şey 'demokrasinin tarifini biz yaparız ve bizden başka kimsenin de demokrasi tarifi yapma hakkı yoktur.' Bu tarafa girince bunlar çok sofistike tartışmalar.

Özkökte çarpıcı açıklamalar

MİLLİ İRADE TARTIŞMASI

Bence asıl tartışmamız gereken şey demokrasiden ne anladığımız. Biz hala çok geriden tartışmayı sürdürüyoruz. Demokrasinin 19'uncu yüyzıldaki milli irade üzerinden tartışmayı yapıyoruz. Milli iradeyi artık toplumun en yüksek değeri haline getirdik. Milli İrade nedir, seçimlerde çoğunuluğu alan kişi veya zümre her şeyi yapma hakkına sahiptir. Halbuki demokrasinin bu tarifi 1960'larda bitti bu tarif. Demokrasi 1960'lardan sonra milli iradenin değil azınlıkların milli iradeye karşı korunması konusunda geliştirmeye başladı. Biz şimdi orada değiliz. Milli İrade zamanında yeterince temsil edilemediği için şimdi onun keyfini çıkarıyor. Milli iradenin keyfini çıkarmak çok tehlikeli bir şey de olabilir. Eğer o demokrasi ruhu, eğer o tolerans ruhu yoksa. Milli irade 20'inci yüzyılın en talihsiz olaylarına neden oldu. Unutmayın Hitler seçimle geldi iktidara. Franko'yu iktidara kitleler getirdi. Mussolini'nin arkasında ciddi bir İtalyan kitle desteği vardı.

GELDİĞİMİZ NOKTA DEMOKRASİ DEĞİL

Türkiye yolunu bulacaktır. Ama geldiğimiz nokta demokrasi değildir. Bir yazarın işine yazıları nedeniyle son veriliyorsa o ülkede demokrasiden söz edilemez. Şunu anlıyorum çalıştığı kurum kendi ilkeleriyle uyum sağlamadığı için işine son verebilir, o hakkıdır. Ama bir ülkede eğer birtakım insanlar sadece düşünceleri ve yazdıkları yüzünden işlerinden oluyor ve iş bulamaz hale geliyorsa o zaman orada hepimizin ciddi olarak düşünmemiz lazım. Bir sosyolog olarak şunu söylüyorum, bu gün 28 Şubat ve 12 Eylül için ne söyleniyorsa önümüzdeki dönemde Ergenekon davaları için aynı şeyler söylenecek ve aynı hesaplaşmalara gidilecek. Çünkü yapılan hatalar ve haksızlıklar birbirinin aynısı. Sonunda demokrasi diyerek geldiğimiz nokta, ‘o haksızlıkları yapma sırası bizde’ olmamalı. Ne yazık ki Türkiye'de çok güvendiğim liberal aydınlar ‘kurunun yanında yaş da yanacak’ gibi hukuk devletinde asla kabul edilemeyecek gerekçeler gösterip, ‘geçmişte bize de yapılmıştı’ bahanesi arayanlar. Toplumsalda demokrasinin yozlaşmasına neden olan en büyük duygu ‘bize de yapılmıştı’ duygusudur.

5 MİLYAR DOLAR BORÇLA TAMAMEN ÖZGÜR OLAMAZSINIZ

Emin Çölaşan'ın işine biz son verdik ama Bekir'in (Coşkun) gitmemesi için elimizden gelen her şeyi yaptık. Hatta ayrıldığı gün Vuslat Doğan Sabancı'yla Ayvalık'a gitme kararı aldık. Ama öğrendik ki Bekir anlaşmayı imzalamış ve ayrılmıştı. Biz Bekir'e hiç müdahalede bulunmadık. Ben Habertürk Gazetesi'nin sahibinin ve Fatih Altaylı'nın neler hissettiğini de çok iyi anlıyorum ve bu konuda onlara bir eleştiri yapmıyorum. Şu an kendimi çok şanslı hissediyorum genel yayın yönetmeni olmadığım için. Arkadaşlarımızın işi çok zor. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ben böyle bir şey yaşamadım. Okurların da bu dönemde gazetelerini anlayışla karşılamaları gerekiyor. Çünkü üzerinde 5 milyar dolar borçla yaşayan bir şirket dünyanın hiç bir yerinde kendisini tamamen özgür hissedemez. Adil olmak gerekirse bizim de geçmişte yaptığımız hatalar vardı. Biz bu hataları AB'ye geçiş sürecinde tamir etmeye başlamıştık. Bekir Coşkun bir gazete için kolay vazgeçilecek bir yazar değildir. Hürriyet'teyken Bekir Coşkun ve Yılmaz Özdil en çok okunan yazarlardı.

TÜRBANI HEP SAVUNDUM AMA ŞİMDİ YÜKSELMEDE SİMGE OLDU

Benim açımdan türban hiçbir zaman sorun olmadı. Hayatım boyunca türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasını savundum. Bu gün aşılması gereken nokta, devlet yapısında yükselmede türbanın bir simge olarak kullanılması. Bu, bizzat türban takan kadınların karşı çıkması gereken bir şey. Türbanın, eşi ya da kendisi için toplumda yükselmenin sembolu olarak algılanması en fazla türbanlı kadına hakeret olarak düşünüyorum. Bu bence artık Türkiye'de başı açık kesimin sorunu olmaktan çıkıp o kesimin sorunu haline gelmesi lazım. Demesi lazım ki “Kardeşim benim bu inanç meselem, kariyer planlamamın bir aleti değil” Ama türban kariyer planlaması aleti haline geliyorsa, türbana negatif bakan insanlara da haklılık kazandırmış olur.

TOPLUM BİRAZ DEPOLİTİZE OLMASI LAZIM

Bir bakıma biz uzun bir süre toplumun gerçek sahibi kendimizi sandık. Atatürk döneminin başladığı anda din belki de toplumun gelişimini engelleyecek güçte bir faktör olarak değerlendirilmiş olabilir. Cumhuriyetin topluma çok büyük katkıları var. Bir taraftan da bizim, dinini yaşamak isteyenlere karşı da belki toleransımız vardı, kimseye namazını kılmasını engellenmedi bu ülkede ama kendilerini dinen daha fazla ifade edecekleri bir iklim vermedik. Toplumun bir kesimi kendi dayatmalarını demokratik olmayan bir şekilde empoze etti ama ezilen insanlar geldiler şimdi onlar başladı hoyratça uygulamalara. Bu da evrimden geçecek eminim. Türkiye'de gerçek demokrasi nasıl şimdi 12 Eylül ve 28 Şubat'ı sorgulamaya çalışıyorsa, ne zaman ki Ergenekon Davası'yla hesaplaşma yapılacak bu ülkede o zaman tamamlanmış olacak. Bu ülkede önce bu yenilmiş duygusu olan kesimi bundan kurtaracak bir iklime gelmesi lazım. Ben toplumun biraz depolitize olması gerektiğine inanıyorum. Demokrasi önce insanın kendi küçük cemaatlerinde başlamalı.

 

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!