Hürriyet Haber - Gündem - Ekonomi - Spor
Yazarlar

Hürriyet'i Takip Et

Hürriyet'i Takip Et!
Hürriyet Twitter

Hak ve nısfet!

14.11.1998

Yavuz GÖKMEN

Bu hafta üç günüm, ortanca oğlum Yağız'la Medeni Hukuk ve Roma Hukuku çalışmakla geçti. Yağız'ın Bilgi Üniversitesi'nde gireceği vize sınavları, benim hukuk öğrenciliği günlerime tekrar dönmemi sağladı.

Onun masa başında elinde kalem, kitap satırlarının altlarını çizerek okumasını izlemek, bana güzelim duygular verdi.

Yağız, masanın arkasındaki sandalyede oturuyor ve başını eğmiş çalışıyordu. Ben de masanın ön tarafında, kenarda bir koltukta oturuyordum. Ama sanki masanın arkasında da ben, masanın önünde de Yağız vardı. İkimiz de aynı anda masanın hem önünde, hem de arkasındaydık. Onu okuduğu bölümlerden sınarken, kendi kendimi sınar gibiydim.

O da bana yanıt verirken beni içinde taşıyordu. Ben benimle, o da kendisiyle konuşuyordu.

Ve baba-oğul olarak birbirimizle konuşuyorduk.

Ara sıra, onun doğduğu 1980 yılbaşı gecesini hatırlıyordum. Kucağıma aldığım el kadar oğlan çocuğu, şimdi benden daha uzun boylu, daha kafalı ve çok daha yakışıklıydı.

Babada oğul, oğulda baba yaşıyordu.

Ölümsüzlük işte buydu belki de...

* * *

‘‘Hak ve nısfet’’ Medeni Hukuk kitabında daha ilk sayfalarda karşıma çıktı. Medeni Kanun, hâkimin takdir hakkını anlatırken, ‘‘Hâkim hak ve nısfete göre hükmeder’’ diyordu. ‘‘Hak ve nısfet'' kısaca ‘‘hakkaniyet’’ demekti. Hak gözetmek, insaflı olmak demekti.

Hâkim kararını ‘‘hak ve nısfet’’e göre verecekti.

Hâkimin takdir hakkı, sadece Medeni Hukuk'taydı. Ceza Hukuku'nda ‘‘Kanunsuz suç ve ceza olmaz’’ prensibi geçerliydi.

Ama ‘‘hak ve nısfet’’ bence hukukun temel ilkelerinden biriydi. Hukukçu olmanın da, adaletin de temel şartları arasındaydı.

‘‘Hak gözetmek ve insaflı olmak’’ her yerde geçerliydi.

Ama Türkiye hukukunda son zamanlarda geçerli olmuyordu.

Türkiye'de her şey tersineydi.

* * *

Çünkü ‘‘tutuklama’’ Türkiye'de ‘‘asli’’ bir müesseseydi. Özellikle olağandışı mahkemeler, kimsenin gözünün yaşına bakmadan insanları içeri atıyorlar, sonra yargılıyorlardı.

‘‘Hak ve nısfet’’ gözetilmediği gibi, ‘‘Kanunsuz suç ve ceza olmaz’’ prensibi de göz ardı ediliyor, muğlak suçlar ve cezalar yaratılıyordu.

İnsanlara elbise biçer gibi suç biçiliyordu.

Oysa, Batı demokrasilerinde bu prensipler her zaman önde geliyordu.

Türkiye'de, resmi ideoloji tarafından düşman ilan edilenler tutuklanırlarken, resmi ideloji yandaşı görünenler dışarıda geziyorlardı.

Üstelik insanların gözlerinin içine baka baka palavralar sıkıyorlardı.

‘‘Yargı bağımsızlığı’’ olsa bunlar asla olmayacak, devlet yönetirken mafyasal işlere bulaşanlar, çatır çatır hesaplarını vereceklerdi.

Bence onlar da masanın iki yanındalar. Hem sanık, hem yargıç durumundalar. Ama asla baba-oğul ilişkisi gibi masum değiller.

Yazık ki, Türkiye'de, hukuk onlar için yapılmamış.

Herkes için eşit hukuk yaratana kadar, başımız önümüzde eğik kalacaktır.

Bunu yepyeni bir anayasa ile başaracağız.